Yiyiniz içiniz ancak israf etmeyiniz (Araf 31)
Banu Atabay'ın lezzetler.com yemek tarifleri sitesi
112,228 Yemek Tarifine 4,404,775,394 defa bakıldı



erik şeker limon önerileri


Önceki Aramalar




Günün Yemek Menüsü
Günün İkram Menüsü

Fotoğraflı Yemek Tarifleri

Ana Sayfa   
Video Yemek Tarifleri
Yemek Galerileri
Yemek Fotoğrafları
Ana Yemek Tarifleri
Tatlı Tuzlu İkram Tarifleri
Yöresel Yemek Tarifleri
Geleneksel Yemek Tarifleri
Etnik Yemek Tarifleri
Dünya Mutfaklarından Yemek Tarifleri
Diyet Yemek Tarifleri
Markalardan Yemek Tarifleri
Ustalardan Yemek Tarifleri
Bebek Yemek Tarifleri
Vejetaryen Yemek Tarifleri
Osmanlı Yemek Tarifleri
Sebze Yemek Tarifleri
Meyve Tarifleri
Kırmızı Et Yemek Tarifleri
Av ve Kümes Etleri Tarifleri
Balık ve Deniz Ürünleri Yemek Tarifleri
Sakatat Yemek Tarifleri
Çerez Tarifleri
Tahıl Yemek Tarifleri
Diğer Malzemelerden Yemek Tarifleri
Pişirme Yöntemlerine Göre Yemek Tarifleri
Tatlarına Göre Yemek Tarifleri
Kolay Tarifler
Alfabetik Yemek Tarifleri
En Yeni Yemek Tarifleri
Malzemeye Göre Arama
Diğer Konular
Mütevazı Lezzetler® Yemek Kitapları


Üye Girişi
Yeni Üye Kaydı






Sayfa: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki »
Altı Çikolatalı Kurabiye


125 gram margarin
1 çay bardağı pudra şekeri
1 çay bardağı nişasta
Aldığı kadar un
1 adet limon kabuğu rendesi
1 paket kabartma tozu
100 gram sütsüz çikolata
2 çorba kaşığı erik marmelatı

25 gram margarini eritip, soğutun. İçine nişasta, limon kabuğu rendesi, I kabartma tozu, pudra şekeri ve aldığı kadar unu ekleyip, poğaça hamuru kıvamında bir hamur elde edin. Hamurdan iri ceviz büyüklüğünde parçalar kopartın. Parçalan elinizle açın ve içine 1 tatlı kaşığı marmelat koyun. Daha sonra kurabiyeleri yuvarlayıp, tepsiye dizin. 180 derecelik fırında pişirin. Çikolatayı benmari usulü eritin. Soğuk kurabiyelerin alt tarafını çikolatanın içine batırın ve ters olarak bir tabağa alın. Donunca servis tabağına dizin ve üzerine pudra şekeri serperek servis yapın.


AMERİKAN BÜSKÜVİSİ


Malzeme :
500 gr. un,
150 gr. pudra şekeri,
3 yumurta sarısı,
1 büyük paket margarin,
1 kahve fincanı süt,
vanilya,
limon kabuğu rendesi.

Yapılışı:
1- Unu hamur tahtasına eleyiniz.
2- Ortasına yağı, yumurta sarısını, etrafına pudra şekeri, vanilya, limon kabuğu rendesi katı olursa bir fincan sütü ilave ederek bir hamur yapınız.
3- İki eşit parçaya ayınp 10-15 dakika dinlendiriniz.
4- Hamurları ister elle, ister kalıplar kesip çeşitli şekiller verip orta hararetli ateşte hafif pembe renkte kızartınız.

Amerikan Cheesecake


2 su bardağı iyice öğütülmüş Graham cracker (Türkiye için yulafli biskuvi kullanılabilir)
2 paket (450gr. kadar) cream cheese (Türkiye için labne peyniri)
1 miktar tereyağı
1/2 cay kaşığı tarçın
1 su bardağı toz şeker
1 adet limon rendesi
3 adet yumurta

Tart hamuru hazırlamak için: erimiş yağı, öğütülmüş bisküvileri ve tarçını bir kabin içinde karıştırıp yağlanmış kelepçeli pasta kalıbınıza dokun. Bir yemek kaşığı yardımı ile düzleyip bastırın. Bunu yaparken yanlara doğru 2 cm yükseklik bırakın. İçini hazırlarken buzdolabında soğumaya bırakın. İçini hazırlamak için: Oda ısısına getirilmiş, yumuşak cream cheese'i düşük hızda mikserde 1 dakika çırpın pütürlüğü gidene kadar. Yavaş yavaş tozşekeri ekleyin ve krema gibi olana kadar çırpmaya devam edin, 1-2 dakika kadar. Yanlarda kalan creamcheese varsa arada kaşıkla sıyırın. Tek tek eklemek şartıyla yumurtaları düşük hızda çırparak karışıma yedirin. Limon kabuğunu ekleyip hafif karıştırın. Sour cream i ekleyin. Karışım iyi karışmış ama aşırı çırpılmamış olmalı. Çok karıştığı zaman hava kabarcıkları oluştuğu için kabarırken çatlayıp sönmesine sebep olabilir. Soğumakta olan alt hamura karışımı döküp hafifçe titreterek varsa kalan kabarcıkların gitmesini sağlayın. Kalıbınızı alt tarafından alüminyum folyo ile sarin iyice yan duvarlara kadar. Genişçe ve derin başka bir tepsiye koyup yarıya kadar sıcak su ilave edin. Bu şekilde önceden işitilmiş 325F (165C) dereceli fırında yaklaşık 45 dakika kadar pişirin. Cheesecakemin orta kısmi hala sallanıyor (cıvık) olmalı, soğuduktan sonra sertleşecektir. Daha fazla pişirmeyin. Bıçakla kenarlarında geçerek kalıptan ayırın ve 30 dakika dışarıda soğuduktan sonra buzdolabında en az 4 saat soğutun. Kalıptan çıkarıp tabağınıza yerleştirin. Arzuya göre sadede yenebilir. Ancak sosluda güzel oluyor. Üzerine sos için: 2 yemek kaşığı tereyağı (yada margarin Türkiye için) 2 kutu blueberry (450 gr. kadar frenküzümü) 3/4 su bardağı tozşeker 1 cay kasığı nişasta 1 limonun suyu Yapılışı: Bütün malzemeleri ufak bir tencereye koyup karıştırın. Orta ısıda pişirin. Kaynadıktan 2-3 dakika sonra alıp soğumaya bırakın. Cheesecake'inizi dilimleyip tabağa aldığınızda bir iki kaşık üstüne dökün.

AMERİKAN SABLE BİSKÜVİSİ


500 gr. un
1 büyük paket margarin
150 gr. pudraşekeri
1 kahve fincanı süt
3 adet yumurta sarısı
Vanilya
Limon kabuğu rendesi

Unu hamur tahtasına eleyiniz.
Ortasına yumuşak yağı, yumurta sarısını, pudraşekerini, vanilya, limon kabuğu rendesini, sütü koyarak bir hamur yapınız.
İki çeşit parçaya ayırıp 10-15 dakika dinlendiriniz.
Hamuru merdaneyle 4-5 mm. incelikte açıp, çeşitli kalıplarla kesiniz. (Elle de çeşitli şekiller verilebilir.)
Üzerlerine yumurta sarısı sürüp, çatal veya bıçak ucuyla şekiller veriniz.
Orta ısılı fırında hafif pembe renkte ve kuru olarak pişiriniz.
Soğuyunca servis tabağına dizip, üzerine pudraşekeri serpip, servis yapınız.

Not: Arzu ederseniz, hamurun yarısına kakao ilâve ederek iki renkli bisküvi şeklinde de yapabilirsiniz.

Amerikan Turtası


Kullanılacak malzeme:
1 kg elma,
3/5 su bardağı un,
4/5 su bardağı tozşeker,
1 yumurta,
1 çorba kaşığı tereyağı,
1 küçük paket maya,
1 çay kaşığı tuz,
yeteri kadar süt.

Yapılışı: 23-24 cm çapındaki tepsi, yağlanıp unlanır. Elmaların kabuğu soyulur ve sekizer parçaya bölünür. Çekirdekleri ve çekirdek yatakları kesilip atılır. Elma dilimleri soğuk suya konur. Yumurta ile 3/5 su bardağı tozşeker ve 1 tutam tuz porselen veya cam kâsede iyice çırpılır ve azar azar un, sonra da süt katılarak suluca bir hamur yapılır. Bu hamura maya ilave edilerek iyice karıştırılır. Karışım yağlanmış tepsiye boşaltılır, spatulayla üzeri düzeltilip elma dilimleri dizilir. Kalan tozşeker de elmaların üzerine serpildikten sonra tepsi orta sıcaklıkta (175°C) fırına sürülür. Turta 40-45 dakika kadar pişirildikten sonra çıkarılır, baş aşağı edilerek tepsiden alınır ve meyveli kısmı üste gelecek şekilde düzeltilip, soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra, servis tabağına alınır. Turtanın çevresi limon veya portakal kabuklarıyla süslenerek servis yapılır. Bu güzel elmalı turta sabah kahvaltılarında veya çay saatlerinde ikram edilebilir.

Amerikan Usulü Charlotte


3 adet ince dilimlenmiş elma
1 fincan toz şeker
1 fincan un
1 adet limon
1 çorba kaşığı soda
1 çay kaşığı kabartma tozu
3 adet yumurta
1 çay kaşığı tarçın
1 yemek kaşığı margarin

Dilimlenmiş elmaları yağlanmış bir fırın kabının tabanına sıra sıra dizin. Derin bir kasede şekerle yumurtaları çırpın margarini de ekleyerek çırpmaya devam edin daha sonra limon suyunu, sodayı, unu, kabartma tozunu, tarçını ekleyerek çırpmaya devam edin. Çırpma işlemi tamamlandıktan sonra elmalı kalıbın üzerine hamuru dökün. Önceden ısıtılmış fırında pembeleşene kadar pişirin.

AMERİKAN USULÜ ELMALI TART


Hamur:
300 gr (3 su bardağı) un
1 kahve kaşığı tuz
180 gr margarin
6 çorba kaşığı buzlu su
1 çorba kaşığı acı krema
Harç:
1 kg ekşi elma (kabukları soyulmuş, ortaları çıkarılmış ve 4'e ayrılıp her parça da 3'e bölünmüş olarak 1 elmadan 12 parça hesabıyla)
1 çorba kaşığı limon suyu
180 gr (3/4 su bardağı) toz şeker
1 tatlı kaşığı tarçın
1 kahve kaşığı yenibahar
1 kahve kaşığı hindistancevizi rendesi
1 çorba kaşığı mısır nişastası
1 çorba kaşığı yağ (küçük parçalara bölünmüş).

Unu orta boy bir kâseye eleyiniz. 180 gr yağı da kâseye ekleyiniz. Parmak uçlarınızla yağı, karışım ufalanmış ekmek görünümü alana kadar una yediriniz. Suyu azar azar ekleyerek hamur yapışkan olmayan, katı bir hale gelene kadar bıçakla karıştırınız. Sonra düzgün bir hal alması için yavaş yavaş yoğurunuz. Yoğurduğunuz hamuru alüminyum kâğıda sararak yarım saat, iyice soğuyana kadar, buzdolabında dinlendiriniz.
20 cm çapında derince bir tart kalıbının dibini ve yanlarını bir çay kaşığı tereyağı ile yağlayınız. Hamuru ikiye bölüp tezgâhınızı unlayarak hamurun yarısını, üstü unlanmış bir merdane yardımıyla tart kalıbını örtecek büyüklükte bir daire halinde açınız. Açılmış hamuru tart kalıbına yerleştiriniz. Hamuru çekiştirip uzatmadan parmakla yavaşça kalıba yerleştiriniz. Kalıptan dışarı sarkan kısımlarını keskin bir bıçakla, kalıbın kenarları hizasından kesiniz.
Fırınınızı yüksek sıcaklığa (190°C) getirip ısıtınız.
Elmalı harç için şeker, tarçın, yenibahar, hindistancevizi ve mısır nişastasını iri bir kâsede harman ediniz. Elma dilimlerini ve limon suyunu da ekleyerek tahta kaşıkla, ezmeden, yavaş yavaş karıştırınız. Kalıptaki tart hamurunu elmalı harç ile doldurunuz. Elmalı harcı, orta kısmı daha yüksek olarak yerleştiriniz. Harç, gözünüze çok gibi görünebilir, ama elmalar fırına girince büzüleceklerinden harç haliyle azalacaktır. Malzemenin en üstüne, kalan 1 çorba kaşığı yağı yerleştiriniz.
Tartın üstü için, ikinci parça hamuru yarım parmak kalınlığında, 30 cm çapında bir daire halinde açınız ve merdane yardımı ile elmalı harcın üstüne yerleştiriniz. Makas ile üstteki hamuru kalıbın yarım cm dışından keserek düzeltiniz. Alttaki hamuru üstten sarkan hamurun altına alıp, kenarları baş ve işaret parmaklarınızla bastırarak, hamurun kenarlarına dalgalı bir görünüm veriniz. Tartın üstüne kremayı fırça ile sıvayınız ve ortasına makasla iki derin delik açarak buharın dışarı çıkmasını sağlayınız. 40 dakika, hamur altın sarısı bir renk alana kadar, fırında pişiriniz.

Not: Geleneksel Amerikan usulü elmalı tart, öteki elmalı tartlardan birçok yönden farklıdır. Herşeyden önce, bu tartın içindeki yağ miktarı, una oranla daha fazla olduğundan, hamuru öteki tart hamurlarından değişiktir, tartın içine konacak elmalar da, kalın dilimler halinde kıyılır. Elmalı harç tarçın, yenibahar ve hindistancevizi ile tadlandınlıp mısır nişastası ile koyulaştırılır. Amerika'da bu tart ılık olarak ve her parçanın üstüne iri bir vanilyalı dondurma parçası konarak servis edilmektedir.

AMERİKAN USULÜ SEZAR SALATASI


1/2 su bardağı zeytinyağı
4 kalın dilim tost ekmeği (kabukları çıkarılıp, küb biçimi doğranmış)
1 diş sarımsak
1+1/2 tatlı kaşığı tuz
2çorba kaşığı sirke
1 tatlı kaşığı limon suyu
1 kahve kaşığı hardal
1/2 kahve kaşığı şeker
1 kahve kaşığı karabiber
2 yeşil salatanın göbeği (yıkanıp, kurulanmış)
6 ançüez filetosu (küçük parçalar halinde kesilmiş)
1 yumurta (1 dakika kaynar suda haşlanmış)
60 gr (1/2 su bardağı) kaşar peyniri rendesi

Zeytinyağın yarısını (1/4 su bardağı) büyük bir tavada, orta ateşte kızdırınız. Ekmekleri koyup, bir kaşıkla sık sık karıştırarak 10-15 dakika kızartınız. Bir delikli kepçeyle kızarmış ekmekleri tavadan alıp, kağıt peçete üstünde fazla yağlarını süzdürünüz.
Büyük bir salata kasesine sarımsağı koyup, üstüne tuzu serperek bir kaşığın tersiyle eziniz. Kalan 1/4 su bardağı zeytinyağı, sirkeyi, limon suyunu, hardalı, şekeri ve karabiberi katıp karıştırınız.
Yeşil salatanın yapraklarını birer lokmalık parçalara bölüp, ançüez filetolarıyla birlikte salata kasesine koyarak, sosa bulayınız.
Yumurtayı kaseye kırınız. Kızarmış ekmekleri ve kaşar peyniri rendesini serperek tekrar karıştırıp, servis ediniz.

Amerikaner



Kullanılacak Malzemeler
30gr. tereyağı veya margarin
1 fiske tuz
20-25gr. tozşeker (1 veya 1,5 çorba kaşığı)
1 yumurta
1 vanilya
125-140gr. un
1,5 tatlı kaşığı kabartma tozu
50ml. süt


Hazırlanma Şekli

- Tereyağını krem haline gelene kadar karıştırın. Şeker, vanilya ve tuz ile birlikte çırpın. Yumurtayı ve aromayı ekleyerek yaklaşık 1 dakika hepsini yüksek hızda çırpmaya devam edin.
2- Unu ve kabartma tozunu karıştırın. Biraz süt, biraz un şeklinde aşamalı olarak bütün malzemeyi yumurtalı karışıma yedirin. Ne çok sert, ne de fazla akışkan olmayan bir hamur elde edeceksiniz. Yağlı kağıt serilmiş bir tepsiye iki kaşık yardımıyla hamurdan yuvarlak toplar koyun. Hamur zaten tepsiye koyduğunuz anda minimal yayılacak ve yerleşecek. Islak bir bıçakla kenarlarını düzeltin ve yuvarlak hale getirin.
3- Önceden 180-200° C'de ısıtılmış fırında 20-25 dakika pişirin.
(İlk 15 dakika geçtikten sonra fırını açıp üzerlerine süt sürün.)
4- Kurabiyeleri tel üzerinde soğutun.

5- Pudra şekerini azar azar limon suyuyla karıştırın. Diş macunundan biraz daha ince ve akıcı bir kıvama gelene kadar limon suyu ekleyebilirsiniz. Eger renklendirmek istiyorsanız, farklı tabaklarda istediğiniz renkle hazırlayın. (Pudra şekerli glazür çabuk donuyor. Biraz hızlı çalışmakta ve glazürü sık sık karıştırmakta fayda var).
6- Kurabiyeleri çevirin ve 1-1,5 tatlı kaşığı kadar beyaz glazürden sürün. Kaşığın sırtıyla düzeltin. Renkli glazürleri arzunuza göre kullanın ve kürdan yardımıyla hafifçe şekiller yapın.
(Kurabiyenin üzerine sürülmüs glazürün donma süresi yaklaşık 5-10 dakika.)

NOT: Kurabiyeler fırında bazen gereğinden fazla yayılabiliyorlar. O yüzden fırının önceden ısınmış olması, tereyeğının eritilmemesi ve unun miktarı önemli. Ayrıca süsleme esnasında dikkat etmek lazım. İlk deneme hemen tutmayabilir. Ama eliniz glazürün kıvamına alışınca her şey çok kolay geliyor. Bir de bazı süsleme şekillerini tutturabilmek için glazür kıvamlarının farklı olması gerekiyor.

Ananas Şurubu (görsel)


Türkçe altyazılıdır.


Büyük ekran seyretmek için tıklayın

Mütevazı Lezzetler mutfağından kucak dolusu sevgiler
bu bölümümüzde bir içecek tarifi paylaşacağız
Türkiye'de yetişmiyor ama istediğimiz zaman...
uygun fiyatta bulabileceğimiz ananastan güzel bir şurup hazırlayacağız
"Ananas Şurubu"
önce malzemeleri öğrenelim, sonra birlikte yapımına geçelim
1 adet taze ananas
1,5 su bardağı su
1,5 su bardağı toz şeker
ve 1 çay kaşığı limon tuzu
malzeme listesinden sonra kısa işlemlerimize hemen başlayalım
1 adet ananasımız var demiştik
ananası manavda soyduruyoruz
kaba bir şekilde doğruyoruz
şimdi pişirmek üzere ateşin yanına gidelim
suyu tencereye koyduk, kaynamaya başladı
şimdi az önce doğradığımız ananasları atıyoruz
şöyle ateşi kısıyoruz, kapağı kapatıyoruz
yumuşayana kadar haşlıyoruz
ananasımız yumuşamaya başlamış
ama tam yumuşamamış, bizim istediğimiz yarım pişmiş olması
şimdi ateşi kapatıyoruz
ve bir blander yardımıyla ananası parçalıyoruz
ananas tamamen parçalandı
şimdi üzerine şekerimizi ilave ediyoruz
ve ateşi tekrar açıyoruz
normal reçel yapar gibi kaynatıyoruz
şerbetlerin ve reçellerin üzerleri köpüklenir
ve biz köpükleri alacağız
daha önce de söylediğimiz gibi, köpük kalırsa fazla dayanmaz
küflenmasine neden olur
evet bu şekilde köpükleri alıyoruz
şurup kıvam almaya başladı
artık limon tuzunu ilave ediyoruz
şöyle bir 5 dakika daha kaynatıyoruz, sonra ateşten alacağız
limon tuzundan sonra güzel bir kıvam aldı
şimdi ateşi kapatıyoruz, tencerede soğumasını bekliyoruz
ananas şurubu tam anlamıyla soğudu
artık uygun büyüklükte bir kavanoza dolduruyoruz
artık kavanozun kapağını sıkıca kapatıyoruz
ve buzdolabının kapak kısmına yerleştiriyoruz
2-3 ay çok rahat dayanıyor
servis yapacağımız zamanda 1 su bardağı su içine...
2 çorba kaşığı şurup ilave ederek servise sunuyoruz
anavatanı Güney Amerika olan, lezzetli, kokulu...
güzel bir meyvenin tarifini paylaştık
"Ananas Şurubu"
en kısa sürede deneyin ve Mütevazı Lezzetler'i hatırlayın
görüşmek üzere...

ARMUT SALATASI


4 orta boy armut
50 gr. soyulmuş antepfıstığı
10 tane mürdüm eriği
2 limonun suyu
1 kaşık vanilya
3 çorba kaşığı toz şeker

Yıkanan armutların çekirdekleri çıkarılarak, ufak dilimler halinde kesilir. Erikler de aynı şekilde temizlenir ve kesilir. Bir tabağa döşenir. Üzerine ayrı bir tabakta hazırlanmış olan limon suyu, vanilya ve şeker karışımı dökülür. Üstü antepfıstıkları ile süslenir. 15 dakika buzdolabında bekletilir, sonra servis yapılır.


ML® Dizme Armut Tatlısı için tıklayın

ARTVİN MUTFAĞI


Yöresel yemek çeşitleri bakımından oldukça zengin olan Artvin mutfağında Ağartı denilen süt ve süt mamüllerinden yapılan yemekler arasında “kuymak” mahalli yemek olarak yaylacılar tarafından yapılır. Yörede yetişen sebze ve kır otlarından değişik türlerde yemekler de yapılmaktadır. Hamur işlerinde; hinkel, cergebas, bişi, katmer, erişte, lokum (lokma) ve börekler yer almaktadır. Hinlek ve cergebas denilen hamur yiyecekler çevreye özgüdür. Topluca yapılan “harfana”larda ve ziyaretlerde taze etlerle ve ağaç şişlerle hazırlanılan kebaplar yörede önem arz etmektedir. Ayrıca köylerde kışlık kavurma yapıp saklanır. Dibek veya dinklerde döğülerek hazırlanan ve adı halk arasında “gendirme” ve “keşkek” olarak bilinen yemekler çok bilinen yöresel yemeklerdir. Çorbalardan “püşürük” adlı çorba, en çok bilinenlerdendir. Bunlardan başka, “çılbır”; “Kaygana (Omlet)”; yağlı, lorlu veya sadece etle yapılan soğanlı yahni de yerli yemekler arasındadır. Ayrıca sahil kesiminde yer alan halkın mahalli yemekleri arasında, hamsi balığından hazırlanan; hamsili pilav, hamsili buğulama, hamsili mısır ekmeği (cadı), hamsi salamura yer almaktadır. Başlıca tatlılar, hasuta, kaysefe, zurbiyet, ballı lokumdur.
Laz böreği, hınkal, çergebaz, gendima, herisa, şilav, hasuta, kaysefe, zurbiyet, püşürük çorbası, soğan harşosu, çinçar çorbası artvin yöresinin meşhur yemekleri arasında yer alır.

Ginkal Mayalı hamur mantı kıvamında yarım avuç içi büyüklüğünde puf böreğine benzer şekilde açılır ve içine az yağlı kavurma konur, mantı gibi pişirilir.Yoğurtsuz ve üzerine yağ dökülmeden yenir.
Su Böreği
Ülkemizin diğer yörelerinde de yapılan su böreği Artvin'de de yapılır. tereyağıı ve içine konan Çiçil (uzayan) peynirle yapılması yöreye özgüdür.

Garşo (Ekmek aşı)
Bayat ekmek üzerine tercihe göre tereyağılı sos dökülür.Sos, sadece tereyağılı olabileceği gibi, mevsimine ve tercihe göre domates ve soğanlı ay da yoğurtlu da olabilir.
Gaviçi (Ğaşil,Papa)
Mısır veya buğday unu sıcak papa şeklinde pişirilir, ortası açılarak eritilmiş tereyağı veya ayran konur. Kaşıkla alınan papa tereyağı veya yarana bandırırlarak yenir.
Çimur
Yeni pişmiş mısır ekmeği tereyağı ile karıştırılır ve bulamaç şekline gelene dek kaşık veya elle yoğrulduktan sonra ayran veya çay ile afiyetle yenir.
Kete
Fırın , kuzine sobası veya tandırda arasına ceviz ve un karışımı katılarak pişirilen ekmek.
Kada
Az yoğurtla açılan hamur için tercihe göre kavrulmuş un, öğütülmüş fındık ya da ceviz konarak burma şeklinde tepsiye halkalar halinde dizilir.Üzerine yoğurt sürülerek fırında pişirilir.
Fırın ekmeği
Özellikle esmer buğday unu ile tuğla örülü fırınlarda odun ateşinde pişirilen son zamanlarda yaygın Trabzon ekmeği büyüklüğünde lezzetli ekmektir.Bayatlamaya dayanıklı olması açısından tercih edilir.
Tandır Ekmeği
Ağırlıklı sahil ilçeleri dışındaki yerlerde, esmer buğday unu ile tuğla örülü yer altı tandır fırınlarda çalı ateşi ile pişirilen lezzetli bir ekmek türüdür.Kısa sürede bayatlaması nedeni ile anlık ihityaçlarda kullanılır.

Mısır Ekmeği (Çadi)
Mısır unu ile pileki veya kuzine sobada pişirilir.Hemen her öğünde sofraların baştacıdır.
Pileki Ekmeği
Kilden yapılmış tepsi büyüklüğünde iki plaka içinde buğday veya genellikle mısır unundan yapılan bir ekmek türüdür. Pileki ekmeği, halen bulunmakla birlikte gelişen teknoloji ile birlikte maalesef kaybolamaya yüz tutmaktadır.
Lavaş Ekmeği
Fırın, pileki veya tandırda ekmek pişirmeden önce ince hamurdan yapılmış pide karın kısa sürede pişirilir ve taze tereyağıı ile yenir.

Hamsili Ekmek
Ağırlıklı sahil ilçelerinde, içine pırasa, salça, vb sebze konarak fırında pişirilir.
Artvin Pidesi
Özellikle yuvarlak veya kayık şeklinde,üzeri açık veya kapalı içine tercihe göre peynir, kavırma, kıyma, yumurta konularak veya sade (yağlı) taş fırında tereyağıla pişirilir.
Katmer
İçine kavrulmuş un, kırılmış ceviz veya fındık konarak taze yufka ile yapılan bir börek türüdür.
Erişte
İnce ince kıyılmış yufka fırında kavrularak kurutulur ve yıl boyunca saklanır.Üzerine kaynar su gezdirildikten sonra tereyağıda döndürülerek servis yapılır.Tercihe göre üzerine toz şeker dökülerek de yenir.
Silor
İnce boru şeklinde kıvrılarak bir 4-5 cm eninde kesilen yufkalar fırında kavrularak kurutulur ve yıl boyunca saklanır.Üzerine kaynar su gezdirildikten sonra bir kat yoğurt sürülür ve tereyağı ile servis yapılır.Tercihe göre, bir süre fırında pişirilir.
Kaymaklı Börek
İçine kaymak konarak taze yufka ile yapılan bir börek türüdür.
Lokum
Mayalı hamur ekmek kıvamında çorba hacminde top eklinde özellikle halis zeytinyağında kızartılır; bal, pekmez veya yoğurda banarak afiyetle yenir.
Bişi
Mayalı hamur ekmek kıvamında iki avuç içi büyüklüğünde ince yuvarlak pide şeklinde özellikle halis zeytinyağında kızartılır; bal, pekmez veya yoğurda banarak afiyetle yenir.
Ev Makarnası (Mantı)
Mayalı hamur muska veya eksem şeklinde içine kıyma konmadan makarna gibi pişirilir. Üzerine yoğurtsuz ve tereyağı dökülerek afiyetle yenir.
Cevizli/Fındıklı Börek
İçine öğütülmüş ceviz veya fındık konarak taze yufka ile yapılan bir börek türüdür.

ÇORBALAR.

(Nişoşlu) Yoğurt Çorbası
Nane benzeri ve dağlarda yetişen "nişoş" aromalı bitkinin kullanılarak yapılan tereyağılı yoğurt çorbasıdır ve özellikle Artvin'in iç kesimlerinde yayla, mezra ve dağ köylerinde yaygındır.
(Beyaz) Lahana Çorbası
Beyaz lahana ince ince doğranarak yoğurt ve çok az un ile yapılan bulamaça su katılarak nane benzeri ve dağlarda yetişen "nişoş" aromalı bitkinin kullanılarak yapılan tereyağılı yoğurt çorbasıdır. Özellikle Artvin'in iç kesimlerinde ; yayla, mezra ve dağ köylerinde yaygındır.
(Gemdimalı) Süt Çorbası
Gendima (haşlanıp güneşte kurutulmuş buğday tanesi) ile su yerine süt katılarak yapılır.Bir tür, bol sütlü şekersiz (tercihe göre tuz katılabilir) sıcak sütlaç tadını andırır. Özellikle reyhan ve nane katılan bu çorba, Artvin'in iç kesimlerinde yaygındır.
Kesme (Mantılı Süt Yemeği)
Kesme (parça halinde içi boş mantı) su yerine süt katılarak yapılan bir tür çorbadır.
(Siyah) Mercimek Çorbası
İçine erişte biçiminde kesilmiş ev mantısı katılarak siyah mercimek ile yapılır.Üzerine tercihe göre sirke dökülerek servis yapılan bu çorba, Artvin'in iç kesimlerinde yaygındır.
Çinçar (ısırgan otu) Çorbası
Çinçar (ısırgan otu) ile yapıla daha çok sahil ve sahile yakın yerlerde yaygındır.

Motrella
İpsiz taze fasulye çok az su ile (yağsız) pişirilir.İçine kuru veya taze soğan,öğütülmüş ceviz veya fındık konarak iyice karıştırılırak servis yapılır.Özellikle mısır ekmeği doğranarak sıcak veya taze yenir.Daha çok sahil ve sahile yakın kısımlarda yenir.
Lapurçen
Bahar aylarında toplanan taze asma (üzüm) yaprağı güneşte kurutulur.İçine salça konulmadan özellikle zeytinyağı ile parça et veya kemikli etle birlikte doğranmış soğan ile pişirilir.
Puçuko
İpsiz taze fasulye güneşte kurutur.Özellikle kış aylarında, içine çok az bulgur ve salça konarak pişirilir.Tercihe göre üzerine sirke dökülerek yenir.
Kara lahana
Yıl boyunca tüm ilçelerde vazgeçilmez geleneksel bir yemektir.Kara lahana, ıspanak büyüklüğünde kesilerek suda iyice pişirilir.Suyu süzüldükten sonra içine mısır kırığı (ğırğıl), tercihe göre taze ekşi erik (veya marmeladı), taze mısır taneleri, acı sivri biber ve domates konularak iyice pişirilir.Üzerine eritilmiş tereyağı konarak servis yapılır.İçine taze pişmiş mısır ekmeği doğranarak afiyetle yenir.
Çinçar (ısırgan otu) yemeği
Özellikle bahar aylarında taze ısırgan otu ıspanak gibi pişirilir.
(Kinzili) Taze Fasulye
Taze fasulye, yörede salata vb yemeklerde kullanılan ve sevilen bir otsu bitki olan (maydonaza benzer) kinzi katılarak pişirilir.
Kara Lahana Sarması
Yıl boyunca tüm ilçelerde vazgeçilmez geleneksel bir yemektir. Kara lahana yaprakları suda iyice pişirilir.Suyu süzüldükten sonra özellikle kıymalı içle sarılır.Taze pişmiş mısır ekmeği ile afiyetle yenir.
Çarğala (pazı) yemeği
Yörede bilinen adı ile pazı, ıspanak gibi sulu veya yumurtalı özellikler zeytinyağda pişirilir.
Taze fasulye kızartması
Taze fasulye özellikle biber, soğan ve patates ile az zeytinyağında buğulanarak kızartılır.
Kabaklı Pilav
Pilavlık pirinç ve ince doğranmış bal kabağı birer sıra tencereye konur ve karıştırılmadan az ateşte pişirilir.Tercihen tereyağıı kullanılır.
Şalgam (Pancar) Yemeği
Şalgam (pancar) patates yemeği gibi çok az pirinç ve salça ile pişirilir.
Turşu Kavurma
Özellikle fasulye turşusu ince ince doğranarak soğan (ve pırasa) ile çok az yağ ile buğulanarak kavrulur.Taze pişmiş mısır ekmeği ile afiyetle yenir.
Hamsili Pilav
Pirinç ve önceden ayıklanmış salamura veya taze hamsi ile birer sıra tepsiye dizilerek fırında pişirilir.
Turşulu Pilav
Pilavlık pirinç ve ince doğranmış özellikle fasulye turşusu az ateşte pişirilir.Tercihen tereyağıı kullanılır.
Hamsi Buğulama
Kuru soğan ve limon halkalar halinde tepsiye bir sıra dizilir, üzerine ayıklanmış hamsi sıralanır.Üzerine tercihe göre sulandırlımış salça ve bir miktar sıvı yağ eklenir; az ateşte fırında pişmeye yakın üzerine maydanoz serpilir.

(Yatık) Döner (Çağ Döneri)
Özellikle iç kesimlerde az yağlı koyun veya dana eti dilimler halinde şişe takılarak köz üzerinde yatık bir şekilde yavaşça pişirilir.Pişen kısımlar çağ adı verilen küçük şişlere geçirilerek yenir.Tercihen, et parçaları arasına soğan, domates veya taze biber konur.Karabiber ve tuz etin terbiyesinde vazgeçilmezdir.
Kuymak
Eriyen ve uzayan (çiçil) peynir tercihe göre beyaz un veya mısır unu, çok az su ve tereyağı/sıvıyağ ile beğendi kıvamına gelene dek tavada karıştırılarak pişiriliir. Pişmenin en iyi işaretei kuymağım "kusması" yani yağını salıvermesidir.Tüm öğünlerde baştacıdır.Pratik ve kolay bulunurluğu bakımından her zaman tercih edilir.
Kaymağın Kuymağı
Taze kaymak tercihe göre beyaz un veya mısır unu ile beğendi kıvamına gelene dek tavada karıştırılarak pişiriliir. Pişmenin en iyi işaretei kuymağım "kusması" yani yağını salıvermesidir.Daha çok kaymağın bol olduğu yayla ve mezralarda yaygındır.
Mıhlama
Uzayan(civil) peynir eritilmiş tereyağıda bir müddet pişirildikten sonra üzerine çırpılmış yumurta ilave edilerek ekmek banabilecek kıvama geldiğinde özellikler mısır ekmeği ile afiyetle yenir.
Peynir tavalama
Uzayan(civil) peynir ve tervihe göre süzme yoğurt veya lor eritilmiş tereyağıda bir müddet pişirilir.
Dügmeç
Bayat ekmek terağda kavrularak (tercihe göre çok az peynir konabilir) genelde kahvaltıda yenir.
Çılbır (Sarmısaklı)
İçine çok az su konan bir tavaya kişi başına bir adet olmak üzere pişirilen yumurta üzerine (tercihe göre sarımsaklı) eritilmiş tereyağı dökülerek afiyetle yenir.
Çılbır (Sütlü)
İçine çok az süt konan bir tavaya kişi başına bir adet olmak üzere pişirilen yumurta üzerine eritilmiş tereyağı dökülerek afiyetle yenir.
Kavurmalı Yumurta
Kışlık olarak hazırlanan kavurma üzerine çırpılmış yumurta konarak tavada pişirirlir.
Sahanda Yumurta
Bakır sahan (tabak) içine konan tereyağı içine köy yumurtası konup üzeri bir başka sahan ile örtülerek kendi halinde pişmeye bırakılır.
Kaygana
Yumurta tercihe göre sade veya sebzeli omlet şeklinde tavada pişirilir.

DİĞER

Sığen
Yeni doğum yapmış ineğin sütünden yapılan ve kendine özgü bir tadı olan yoğurt.
Nağiço
Koyun kuyruğu kavurması soğuk olarak kahvaltıda katık olarak yenir.
Kavrulmuş Zeytin
Yörede Çoruh şeridinde yetişen zeytinlerin en kalitelisii özellikle az ısıda fıırnda çok az kavrulur. Kendine özgü lezzeti ve kısa sürede tüketilmesi zorunluluğu ile az üretildiği için yöred çok makbuldur.
(Ceviz/Fındıklı) Cacık
Rendelenmiş salatalık ve öğütülmüş ceviz/fındık içine su katılmamış yoğurt ile karıştırılır.Üzerine tercihe göre nane veya yörede yetişen reyhan konarak servis yapılır.
Boran (pazı veya ıspanak yoğurt)
Suda haşlanmış ıspanak veya pazı yaprağı cacık şeklinde yenir.
Lorlu Pekmez
Taze tuzsuz lor üzerine yöre pekmezi dökülerek tahinli pekmez kıvamında kahvaltılık olarak yenir.

Atasözleri


Acıyan uyumuş, acıkan uyumamış
Aç anan ise kaç
Açın üzerine dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış
Aç it furun deler
Aç ayı oynamaz
Aç kurt aslana saldırır
tavuk kendini buğday ambarında sanır
Açın nazarı ekmekçiyi kurutur
Aç ne yemez tok ne demez
Acıkan ne olsa yer acıyan ne olursa der
Aç ne yemez çıplak ne giymez
Aç doymam tok acıkmam sanır
Acı ıgratma toku söyletme
Açlık ile tokluğun arası yarım yufka
Açın gözü ekmek teknesinde
Aç gezmekten tok gezmek yeğdir
Acıkan doymam susayan kanmam sanır
Ağır kazan geç kaynar
Ağızdan burun yakın kardaştan karın yakın
Avrat var arpa unundan aş yapar avrat var buğday unundan keş yapar
Aş taşınca kepçeye paha yetmez
Aşını, eşini, işini bil
Akşamdan akşama bir tas çorbası mı gelir?
Akşam aşından bir gelin ölmüş
Analar taş yesin yarımşardan beş yesin
Aylak sirke baldan tatlıdır
Ayranım ekşi diyen olmaz
Ayran içtik ayrı düştük
Az ye de bir hizmetkâr tut
Azığı tükenmez yiğit olmaz
Ahmak toplamış akıllı yemiş
Ahmak misahr ev sahibini ağırlar
Asıl azmaz bal kokmaz kokarsa ayran kokar onun da aslı yoğurt
Balcıya pekmez satılmaz
Bal tutan parmağını yalar
Bal bal demekle ağız tadlanmaz
Bir şinik çavdarı var, baş değirmene gider
Bir yi de (ye de) bin şükret
Biri yer biri bakar kıyamet'ondan kopar
Biz ondan yoğurt umarız o bizden ayran
Boğazı büyük olanın dostu olmaz
Boğaz tokluğuna hizmet, parasız pulsuz himmet, nerede o bolluk?
Boğaz yediğini istemez de, göz gördüğünü ister
Bugün bulur bugün yeriz yarın Hakk'a kerim deriz
Bulamaçtan dönen kaşığın sapı kırılsın
Canı kaymak isteyen camızını cebinde taşır
Can boğazdan gelir
Can pekmezden tatlı
Çarşıdan azıklı tamburu bozuklu
Çavdar unundan baklava olmaz
Çingene ciğer pişirir yimeden karnını şişirir
Çingene evinde kaymak olur mu?
Çiğ yemedim ki karnım ağrısın
Çobanın gönlü olsa tekeden süt çıkarır
Çocuğun yediği helal giydiği haram
Çömlek taşa dokunursa vay çömleğin haline, taş çömleğe dokunursa yine vay çömleğin haline
Çömlekçi kırık saksıdan su içer
Daddırma kara geline dadarsa yine gelir
Dağdan inme yörük ne erik bilir ne koruk
Dede yedikleri evde
Dibi görünmeyen kaptan su içme
Dipsiz kile boş ambar
Dimyat a giderken evde ki pirinçten oldu
Doğduğun yere bakma doyduğun yere bak
Düğün aşıyla dost kazanır
Ekmekten kaşık olur ama her yoğurdun hakkına göre değil
Ekmek çiğnemeyince yutulmaz
Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur
Ekmeği ekmekçiye ver yarısını yerse helâl olsun
Ekmeğe mama der çöpe kama der
Ekmek dizde iman yüzde
Ekmeğini it yer yakasını bit yer
Ekmeği yidin gözün pabuçta
Ekmeği kana doğrayıp yiyorum
Ekmeğini taştan çıkarır
Ekmek verenin elini koparır
Er olan ekmeğini taştan çıkarır
Er ekmeği meydan ekmeği
Erine göre bağla başını, tencereye göre kaynat aşını
Eşek hoşaftan ne anlar
Evvel taam sonra kelâm
Evinde ekmeğini yer, ilin damında ürür
Et ile deri yemek ili diri
Et ekmek üzerinde yaraşır
Et giren yere dert girmez
Et kanlı yiğit canlı
Eti kanıyla ciğeri canıyla
Emek olmayınca yemek olmaz
Elin kazanıyla aş kaynamaz
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz
Farzdan evvel farz var namazdan evvel boğaz var
Fazla aş ya karın ağrıtır ya baş
Felek kimine kavun yedirir, kimine kelek
Güzellik ekmeğe sürülüp yenilmez
Hamurdan artar çamurdan artmaz
Hatır için her halt yenilmez
Hanım kırarsa kaza, hizmetçi kırarsa hata
Hastaya karpuz mu sorulur?
Hasım ile ye iç de alış veriş yapma Helva şakırtısı değil bu dayak şakırtısı
İmam evinde aş, ölü gözünde yaş olmaz
İnanma dayına ekmek al yanma
ipe un serme
Irgat gibi kazan, bey gibi ye
Kadın eli kaşık sapından kabarır
Karnının doymayacağı yerde karnım aç deme
Karnın acıktı katığı niynen, uykun geldi yastığı niynen
Karın kardeşten yakındır
Karnın ağrırsa eğir kökü (kızılcık) ye
Kar susuzluk almaz
Kavurga karın doyurmaz
Kavurga yer kaburga yedim diye bıyığını siler
Kaşık ile pilav verir, sapıyla gözünü çıkarır
Kışın ekmeksiz yazın gömleksiz yola çıkma
Komşudan huy kapan ayranına su katar
Kuş var eti yenir, kuş var et yedirilir
Kokmuş ete sinek çok konar
Kahvenin yüzü kara ama yüzü ağartır
Konuk umduğunu değil bulduğunu yer
Köpeğin ahmağı baklavadan pay umar
Kesesine güvenen her gün baklava börek yer
Kimse yoğurdum kara demez
Laf ile peynir gemisi yürümez
Lâf ile pilav pişmez
Lâf ile pilav pişir, deniz kadar yağı benden Lezzetsiz çorbaya tuz kar etmez
Malın iyisi boğazdan geçer
Mecliste dilini sofrada elini kısa tut
Nerede aç oradan kaç, nerede iş ora yanaş
Nerede börek orada gerek
Ne benden sana bazlama ne senden bana gözleme
Ne çiğ yedim ne karnım ağrır
Ne şiş kızarsın ne kebap yansın
Ne yer ne yedirir
Oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti
Oğlan ağlar derdi çörek
O bağda, bağ dağda tava delik iş yağda
Ödünç yiyen kesesinden yer
Öksüze acıyan çok olur da bir dilim ekmek veren bulunmaz
Önce bol bol ye sonra bel bel bak
Oneği yiyen sonrağı dağıtır
Pişmişte cici var pişmedikte böcü var
Pişmiş paça gibi sırıtma
Pilava gelince diş atar işe gelince kıç atar
Pilavdan dönenin kaşığının sapı kırılsın
Sana vereyim bir öğüt kendi ununu kendin öğüt
Sarmaşığın sıkısından seyreği yeğdir
Sap sararır, saman kabarır ölçek getirir kara haberi
Sakla samanı gelir zamanı, bir karış kar yağdırır kiraz zamanı
Sakla beni var iken, bulunayım sonra yok iken
Saygısız kasap ne bıçak bilir ne masat
Sizde yiyelim içelim bizde kopalım geçelim
Senin derdin ayranda benim derdim Meryem de
Senden yumurta alan sarısını bulmaz
Soğan ekmedim acısını çekmedim
Sofrada elini mecliste dilini kısa tut
Sofrada oturanın karnı doysun
Softa soğan yemez bulsa kabuğunu komaz
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer
Sütlüyü sıradan çıkarmazlar
Suyu gölden ekmeği elden
Su testisi su yolunda kınlır
Su küçüğün sofra büyüğün
Su susamışa verilir
Şapla şeker bir değil
Şaraptan bozma sirke keskin olur
Tatlıya yakışmaz soğan, dayısını beğenmez yeğen
Tatsız çorbaya tuz, akılsız kafaya söz kar etmez
Taş atana sen ekmek at
Tuz ekmek hakkı bilmeyen akıbet gözden çıkar
Toku gönüllemek zor olur
Tok ne bilir açın halinden, aç ne bilir tokun halinden
Tıngır elek tıngır saç elim hamur karnım aç
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer
Ucuz etin yahnisi kara olur
Unun yoksa bazlamaya yağın yoksa gözlemeye
Unumu eledim eleğimi astım
Unu var ünü yok
Var evi kerem evi yok evi elem evi
Ver yesin ört yatsın bekle canı çıksın
Ver ekmekçiye buğdayı yerse de helâl olsun
Yazın ayransız kışın yorgansız olmaz
Yağsız peynir de tuzsuz yenmez
Yağ ile yavşan yenir
Yavan etin yavan çorbası olur
Yemek emek ister
Yoğurdu yumruğuyla yer
Zahirenin ambarı sabanın ucundadır
Zemheride yoğurt yiyen cebinde ineğini taşır
Zengin helvasını balla pişirir, züğürt derman için pekmez bulamaz
Zeytin ekmek hazır yemek
Zurnacının karşısında limon yenilmez
Züğürtlük demir leblebidir yenilmez, ateşten gömlektir giyilmez

Az Şekerli Erik Reçeli


1 kilo Anjelika eriği
1 su bardağı (200 g) toz şeker
Yarım limon
3-4 çubuk tarçın

Öncelikle, reçeli saklamak için kullanacağınız kavanozları ve kapaklarını kaynar suda yirmişer dakika kaynatarak steril etmeniz gerekiyor. Bu işlemi yaptıktan sonra, kavanozları havlu kağıt serilmiş tezgaha elinizi sürmeden ters olarak kapatıp kurumaya bırakın. Kavanozların içine elinizi sürerseniz bakteri bulaştırabilir ve reçelinizin çok daha hızlı bozulmasına neden olabilirsiniz.
Reçel yaparken tahta kaşık kullanmanız ve karıştırma işlerimi yaparken tek yöne doğru karışmanız önemli. Böylece reçeliniz daha hızlı kıvama gelecektir.
Erikleri yıkayıp, çekirdelerini ayıkladıktan sonra sekiz parçaya bölün.
Fontignac çelik tencereye doğranmış erikleri ve toz şekeri koyun, tahta bir kaşıkla iyice karıştırın ve tencerenin kapağını kapatın.
Meyvenin suyu çıkıp şeker eriyene kadar en az 1 saat, en fazla 1 gece bekletin.
Sulanmış meyveleri erimiş şekerle iyice karıştırın ve kısık ateşe koyup pişirmeye başlayın.
Meyveler kaynadıktan sonra yarım limonun suyunu ekleyin. İyice karıştırın.
Reçel kıvamını bulana kadar 10-15 dakikada bir tahta bir kaşıkla karıştırın, üzerinde biriken köpükleri alın. Ancak tüm köpükleri almaya çalışmayın çünkü bu çok zor olacaktır. Çok yoğunlaşan köpükleri almanız yeterli.
Reçeliniz istediğiniz kıvama gelene kadar ara ara karıştırarak kıvamını kontrol edin, istediğiniz kıvama gelince ateşten alın. Tencerenin kapağını kapatıp 15 dakika kadar dinlendirin.
Steril ettiğiniz kuru kavanozlara reçelinizi paylaştırın. İlk tüketeceğiniz reçel kavanozuna 1 tarçın çubuğunu batırın, bu tarçın reçele harika bir aroma verecek. Tarçının çok üzün süre reçelde kalması aromasını bozabileceği için diğer kavanozlara tarçın eklemeyin. Kalan reçel kavanozlarını tüketmek için açtıkça aynı şekilde birer adet tarçın çubuğunu ekleyin.
Reçeller oda sıcaklağına geldiğine kapaklarını kapatın, serin ve güneş görmeyen bir yerde saklayın.


Bademli Erik Reçeli


1 kg mürdüm eriği
1 su bardağı badem
3 su bardağı toz şeker
1 adet limon

Eriklerin çekirdekleri çıkarılır. Tencereye konur, üzerine şeker konur, kapağı kapatılır. Bir gece bekletilir. Ertesi gün ateşe konur, köpükleri alınır, 45 dakika kadar pişirilir. İnce kabukları alınmış badem ilave edilir. Limon suyu katılır. 10 dakika sonra ateşten alınır. Sıcakken kavanozlara doldurulur. Kapağı sıkıca kapatılır, ters çevrilir. Soğuyunca düzeltilir. Serin bir ortamda saklanır.

Baharatlı Meyve Salatası


Malzeme:
2 adet kivi
1 adet mango
4 adet erik
1 adet muz
6 dilim ananas
15 adet çilek
Baharatlı Sos için :
3 adet yıldız anason
1/2 limon
1 adet çubuk tarçın
4 adet karanfil
200 gr Bizim Mutfak Pudra Şekeri

Baharatlı sos için limonun kabuğunu ince ince rendeleyin, suyunu sıkın. Tüm malzemeyi orta boy bir tencereye aktarın. 600 ml su ilave edin. Kısık ateşte 15 dakika boyunca sık sık karıştırarak içindeki şeker iyice eriyinceye kadar kaynatın. Şurubu ocaktan alın, soğumaya bırakın. Meyveleri istediğiniz şekillerde doğradıktan sonra soğuyan şurubun içine aktarın. Üzerini kapatıp buzdolabında en az 1 saat dinlenmeye bırakın. Servis kaselerine paylaştırın. Soğuk servis yapın.

Baklalı Tahinli Limonlu Pilav


Fecir Akdağ

30 adet bakla
1 limonun kabuğu
2 yemek kaşığı tahin
1 bardak Amerikan pirinci
1/2 adet soğan
1/2 çay bardağı sıvı yağ
Tuz
Beyaz biber
1 adet kesme şeker

Yapılışı: Baklaları tuzlu suda 10 dakika haşlayın. Soğanı ince kıyıp sıvı yağda kavururken, içine tahin pirinci ekleyin. Biraz daha kavurun. Limon kabuğu rendesi, tuz, beyaz biber ve kesme şekerle beraber 1+1/4 su bardağı su eklenir. Piştikten sonra demlenmeye bırakılır.

Bal Pekmez ve Diğerleri


Tuğrul Şavkar

Dünyada tat ve şeker kavramları aşağı yukarı özdeş sayılmakta. Buna şaşmamak gerekir. Çünkü, günümüzde artık tatlı olarak aklımıza gelen hemen her şeyi şekerle yapmaktayız. Biz, yiyeceğin içindeki şekeri görmesek bile, tatlandırma işleminin ya doğrudan şeker eklenerek ya da şeker şurubu katılarak yapıldığını düşünmeye koşullandırılmış bulunuyoruz. Oysa, tatlılık yalnızca şekerle elde edilmiyor. Doğa bize farklı yöntemlerle de tatlılık sağlıyor.
Doğal olarak tatlı olan yiyeceklerin başında bal gelir. Arıların doğada bal yaptığı ilk zamanlardan beri bilinmekte. Şekerin insan eliyle üretilmeye başlamasına kadar geçen milyonlarca yıl boyunca atalarımızın başlıca tat kaynağının bal olduğunu biliyoruz.
Efsaneler, eski çağlarda balın tanrıların yiyeceği olarak görüldüğünü söylüyor. Balın böyle kabul edilmesinde tadı kadar yüksek ve çabuk enerji sağlaması da rol oynamış olmalı. Tanrılara ait olanı tanrılara vermek eski bir kural olduğundan, tapınaklardaki sunaklardan bal eksik edilmezmiş. Tabii tanrılara ait olan bir yiyecek, aynı zamanda zenginliği de simgelemekte. Tatlılığı ise, balın bir mutluluk simgesi olarak algılanmasına da yol açmış o dönemlerde.
Kutsal kitaplarda zengin ülkeler, özellikle Akdeniz havzasında, dağlarından ve ovalarından zeytinyağı ve bal akan yerler olarak tanımlanmış hep. Tevrat'ta, Vaadedilmiş Topraklar sütün ve balın bolluğu ile çekici kılınmaya çalışılmış.
Eski Yunan ve Roma'da bal, zenginlerin yiyeceklerini tatlandırmak için sıkça kullandıkları bir ürün olarak göze çarpar. Zamanın pastalarının neredeyse her zaman balla tatlandırıldığmı, bize ulaşabilen tariflerden biliyoruz. Bal, ekmeklere katılmış, şekerleme yapımında kullanılmış. Hatta bazı et yemekleri bile balla lezzetlendirilmiş. Bugün Avrupa ve Amerika'da sevilerek yenen kaburga kızartmasının balla hazırlanması o zamanlardan kalma bir gelenek olsa gerek. Çin mutfağının ünlü ballı ördeği de benzer bir uygulamanın günümüze kadar gelen bir başka örneği sayılabilir. Özellikle Kuzey Afrika ülkelerinde bugün bile birçok av ve kümes hayvanının pişirilirken balla tatlandırılması da ilkçağlardan kalma bir diğer uygulama.
Ortaçağda bal, hâlâ bir zenginlik göstergesi olmayı sürdürmüş. Tatlı ve yemeklerde kullanıldığı gibi ilaç olarak da bazı hastalıkların tedavisinde reçetelere yazılmış. Aslında, balı zenginler keyif için tüketirken, yoksullar ilaç olarak kullanmış.
Günümüzde balın, birçok bisküvinin ve tatlının geleneksel tarifine uygun olarak üretiminde kullanılması sürdürülüyor. Bunun yanı sıra, günümüzün ünlü aşçıları, balı yemeklerde egzotik bir lezzet katıcı olarak kullanmakta.
Balın çeşitlerine gelince, bunun hiç de az olmadığı ilk bakışta bile kolayca görülebilir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bizde, en sık ve çok görülen çeşit süzme çam balıdır. Ama bu, Türkiye'de bal üretiminin bununla sınırlı olduğu anlamına gelmez.
Dünyada binlerce çeşit bal, yöresine veya balı yapan arıların gezdikleri çiçeklere göre sınıflandırılır. Yöre adıyla anılan balların özelliği, birden fazla bitkinin balın tadını bir anlamda dengelemesinden gelir.
Arılar genellikle bir yöre içindeki farklı çiçekleri gezerek, onlardan aldıkları aromaları ballarına yansıtırlar. Burada bir kokudan çok, kokular armonisi söz konusudur. Oysa belli çiçeklerin hâkim olduğu ballarda, bu çiçeklerin kokusu hemen duyulur. Macarlar'm ünlü akasya balı, Fransa'nın Akdeniz kıyılarına komşu Provence bölgesinin ünlü lavanta çiçeği balı, bunlara sadece iki örnek oluşturur. Bu türden en çok bilinen ballar arasında mollalimonu çiçeği balı, portakal çiçeği balı, biberiye balı, kekik balı ilk anda akla gelenlerdir.
Bal çeşitlerinden söz etmişken, çok bilinen bir noktaya da kısaca değinmek gerekir. Dünyanın her yerinde ballar, giderek daha çok süzme bal olarak satılmakta. Buna karşılık, bal meraklıları petekli balın daha lezzetli olduğunu söylerler.
Beslenme bilimi açısından bala baktığımızdaysa, yapısının üzüm şekeri, meyve şekeri ve su bileşiğinden oluştuğunu görürüz. Her iki şekerin bal içindeki oranı eşittir. Yüzde 82 oranındaki şekerin yanında su oranı yüzde 17 kadardır. Geriye kalan yüzde biri ise protein, kül, bazı B vitaminleri, mineral tuzlar, doğal renk ve lezzet vericiler oluşturur. Baldaki mineral tuzlar ciddi bir çeşit zenginliği gösterir. Bunların içindeki kalsiyum, potasyum, magnezyum ve fosfor özellikle anılmaya değer. Her türlü balda ayrıca bir miktar polen ve balmumu bulunur.
Yeri gelmişken hemen belirtelim ki, iyi bir bal, birkaç ay gibi kısa bir sürede şekerlenmez ve sulanmaz. Ancak çok uzun süre bekletilen iyi ballarda kristalleşme görülmesi ise normaldir. Balın sindirilmesi gerekmez. Baldan alman şeker doğrudan kana geçer. Böylece enerji çok çabuk alınır. Sporcular, aşırı aktif çocuklar, zayıf ve iştahsız kişiler için bal ideal bir besin olarak gösterilir.
Çok değerli bir başka tatlı yiyecek de pekmezdir. Sanayileşmenin giderek artmasıyla yurdumuzda üretimi ve talebi düşen bu yiyecek, aslında şeker oranı yüksek meyvelerin suyunun kaynatılması ile elde edilir. Üzüm pekmezi dışında en çok tanınan türü dut pekmezidir.
Türkiye, dünyanın önde gelen ilk beş üzüm üreticisi arasında yer alıyor. Ne var ki, diğer önemli üzüm üreticileri gibi üzümümüzü büyük ölçüde şarap olarak işlemiyoruz. Yakın zamana kadar, belli cins ve kalitenin üzerindeki üzümler sofralık yaş üzüm olarak satılır veya kurutulup kuru üzüm olarak değerlendirilir, her iki kategoride yer alamayacaklar da pekmez olarak işlenirdi. Son yıllarda pekmez üretiminde azımsanamayacak bir düşüş görülmekte. Bu duruma en çok üzülenlerin beslenmeciler olduğunu hemen söyleyelim. Onlar, pekmezin de bal gibi büyük ölçüde üzüm şekeri, meyve şekeri ve sudan oluştuğunu bilirler. Zaten pekmez de bu nitelikleriyle bala çok yakındır. Beslenmecilerin bildiği pekmezin bir başka özelliği, demir ve kalsiyum açısından da çok zengin olduğu. Ayrıca pekmez, çok olmasa da karoten ve B vitamini içerir. Ucuz ama çok yararlı bir besindir. Beslenmeciler, özellikle çocukların beslenmesinde, pekmezin ayrıcalıklı bir yeri olmalıdır diye düşünürler. Hele bizim gibi üzümün bol ve nispeten ucuz olduğu bir ülkede!
Beslenme uzmanlarının bu görüşlerine karşılık, günümüzde pekmezin tek başına bir tatlı olarak değerlendirilmesi üzüm yetiştirilen kırsal bölgelerle sınırlı görünüyor. Oralarda bile pek fazla tüketildiği söylenemez. Pekmez ayrıca, "pestil" ve "sucuk" adı verilen tatlılara dönüştürülür. Büyük kentlerde ise pekmez az da olsa, soğuk günlerde tahin ile karıştırılarak "tahin-peknıez" olarak yenir.
Yazının başlığında yer alan "diğerleri" sözcüğüne gelince... Bunlar, bizde pek yaygın olmasa da, başka ülkelerde rastlanabilecek çeşitler. Şekerin dünyadaki temel kaynaklarının şekerkamışı ve şekerpancarı olduğu doğrudur da, bu tespit aynı zamanda başka şeker kaynakları bulunmadığı anlamına gelmez.
Kanada başta olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'nin birçok eyaletinde akçaağaçtan elde edilen bir şeker, çok bilinir ve sevilir. Kuzey Amerika'ya özgü bir tür olan akçaağacm özünde yoğun ölçüde şeker bulunur. Amerika yerlilerinin "tatlısu" dediği bu özün elde edilişini "beyaz adam" yerlilerden öğrenmiş ve bunu şekere dönüştürmeyi başarmıştır. Yapılan işlem, ana hatlarıyla, ağaçtan elde edilen şekerli özsuyun kaynatılarak suyunun uçurulması işlemiyle şekere dönüştürülmesinden başka bir şey değil.
Ancak, bu işlem sırasında birkaç ara aşama önem taşır. Suyun bir miktar uçmasından sonra elde edilen sıvıya "akçaağaç şurubu" adı verilir. Akçaağaç şurubu, bu yörelerde sabah kahvaltılarında yaygın olarak yenilen tatlı kayganaların üzerine dökülür. Suyun biraz daha uçurulmasıyla "akçaağaç balı" adı verilen koyu şurup yapılır. Bunun daha ileriki aşaması ise "akçaağaç kreması" veya "akçaağaç yağı" denilen, ekmek üzerine sürülerek yenen bir tatlıdır. En son aşamada su neredeyse tamamen uçurularak "akçaağaç şekeri"ne ulaşılır. Bu şeker, pancar ve kamıştan elde edilenlere göre iki kat daha tatlıdır.
Batılılar şekerkamışı ya da şekerpancarı üretiminin yan ürünlerini de, çok yaygın biçimde olmamakla birlikte, kullanmakta. Bunlardan biri, kıvam ve renk olarak bizim pekmeze benzer. "Melas" denilen bu yan ürün, şekerkamışı veya şekerpancarından şeker rafine edilirken ortaya çıkar. Şeker üretiminde şekerpancarı ve şekerkamışımn preslendiğini, elde edilen suyun şeker kristalleri oluşuncaya kadar kaynatıldığını hatırlatalım. İşte bu işlemden sonra geriye kalan koyu kahverengi sıvı, melas adını alır. Kaynatma işleminin, üretim sırasında üç kez tekrarlandığını belirtmeliyiz. İlk kaynatmadan sonra elde edilen melas açık renkli ve hafif aromalıdır. Bu daha çok kaygana tipi kreplerin tatlandırılması için şurup olarak satılır. İkinci kaynatmadan sonra ortaya çıkan melas ise, birincisine oranla daha koyu renkli ve kıvamlıdır. Aromasmdan kaynaklanan tadının güçlü olmasına karşılık, şeker derecesi düşüktür. Üçüncü kaynatma sonrası elde edilen melas çok koyu kıvamda ve siyaha çalan bir renkte ortaya çıkar. Tadı, acıya yakındır. Sağlık meraklıları bu üçüncü türü tercih etse de, gerçekte bunun özel bir besin değeri bulunmaz.
Avrupa ve Amerika'da satılan melaslar şekerkamışından yapılan üretimden elde edilir. Çok az sayıdaki bazı geleneksel tatlı, pasta türü yiyecek, mutlaka bunlarla yapılır. Geri kalan kısmı, biraz keyfe keder bir kullanımı içerir. Bu arada şekercilik endüstrisi de büyük ölçüde bu melaslardan yararlanır. Şekerpancarından elde edilen melas, gıda endüstrisinde yalnızca kabartma tozu üretiminde değerlendirilir. Alkol üretimi dışında en büyük kullanım alanı ise hayvan yemi sanayiidir.
Son olarak, yapay tatlandırıcıları anarak bu konuyu noktalayalım. Şeker gibi harika bir yiyecek varken, yapay tatlandırıcılara neden gerek duyulduğu akla gelebilir. Cevabı basit: Yeryüzünde milyonlarca kişi diyabet hastalığından ve tıp dilinde "obezite" olarak adlandırılan aşırı şişmanlıktan dolayı, şeker yiyemez. Oysa, insanda vazgeçilmez damak alışkanlıklarından biri de tatlı bir yiyeceğe duyulan istektir. Şekerden yoksun yaşayan, ama yine de şekerin tadını arayan ve onsuz yapamayanlar için laboratuvarlarda bazı yapay şekerler üretilmiş. Bugün en yaygın olarak kullanılan yapay tatlandırıcılar aspartam, asesulfam-k ve sakarinden oluşan bir grup.
Yapay tatlandırıcılar genellikle soğuk veya sıcak olarak kullanılabilir biçimlerde üretilip piyasaya verilir. Şekerden 200 ile 2.000 kez arasında daha tatlıdırlar. Bu yüzden çok küçük miktarlarda kullanılır. Ancak fazla miktarda tüketildiklerinde ağızda çoğu kez acı ve metalimsi bir tat bırakırlar ve doğal şekerin yerini asla tam anlamıyla dolduramazlar.

BESİNLERİN DONDURULARAK SAKLANMASI


Besinlerin dondurularak saklanması besinleri bozan küf, maya ve bakterilerle bunların meydana getirdikleri enzimleri donma derecesinde tutarak faaliyetten alıkoyma esasına dayanır. Besinlerin dondurulmasında kullanılmak üzere 'deep freez' denilen özel dondurucu yapılmıştır. Besinleri evlerde, de buz dolaplarının buzluklarında dondurmak mümkündür. Dondurucu frijider, dondurucu kısım ve depo olmak üzere iki bölüm, dür. Dondurucu kısım deponun altında bulunur ve genellikle freon gazıyla doldurulmuş borularla çevrilidir. Frijiderin otomatik makinesi de bu kısmın altındadır. Makine çalıştığı zaman, borularda-ki freon gazı kompresör vasıtasıyla ve basınç etkisiyle sıvılaşıp tekrar gaz haline dönerken etraftan sıcaklık alır ve böylece soğutmayı sağlar. Dondurulmuş besinler ise depoda saklanır. Dondurulacak meyveler cinslerine göre işlenir. Çileklerin sapları, vişne, kayısı, erik gibi meyvelerin çekirdekleri çıkarılır; elma, armut ve şeftalinin kabuklan soyulur. Meyveler kararmamalan için, 4 litresinde 3 kaşık limon suyu bulunan suyun içine konur ve uzun süre bekletilmeden, dondurulacak kaba aktarılır.

MEYVELERİN KARARMASINI ÖNLEMEK:
Meyvelerin kararmasını önlemek için, askorbik asit veya limon tuzu kullanılır. Her ikisi de, şurup içinde saklanan meyvelerin, renklerini koruyan maddelerdir. Bunların dışında, 'buharlama' denilen bir usul daha vardır.

ASKORBİK ASİT VE LİMON TUZUNUN KULLANILMASI:
1) Askorbik asidin kullanılması: Askorbik asit, şurup içinde, kuru şekerle ve şekersiz olmak üzere 3 şekilde kullanılır.
a — Şurup içinde kullanma: Meyveler şeker şurubu içinde donduru-lacaksa, 1 litre şurubun içine 1/2 çay kaşığı askorbik asit, bir parça suda eritildikten sonra katılır.
b — Kuru şekerle kullanma: 1 litrelik kaplara konulacak kayısı, şeftali ve açık renkte kiraz için 2 çorba kaşığı suda eritilmiş 1/4 veya 1/2 çay kaşığı askorbik asit, meyveler şekerle karıştırılmadan önce üzerlerine serpilir.
c — Şekersiz kullanma: Her 1 litre hacmindeki kayısı veya şeftali için, 1/4 veya 1/2 çay kaşığı askorbik asit 2 çorba kaşığı suda eritilerek, meyveler kavanoza doldurulmadan önce üzerlerine serpilir.
2) Limon tuzunun kullanılması: Meyveler, her 1 litresine 1/4 çay kaşığı limon tuzu konulmuş suyun içinde 1 - 2 dakika bekletildikten sonra çıkarılır ve hemen şurupla veya kuru şekerle karıştırılıp kaplarına doldurulur.
3) Buharlama: Elma, armut, ayva gibi sert dokulu meyveler su buharına tutulur veya. sıcak suya batırı-lır, ısınınca çıkarılarak soğuk suya daldırıldıktan sonra suyu süzülüp kaplarına doldurulur.

DONDURULARAK SAKLANACAK BESİNLER
Sebzeler: Taze fasulye, kırmızı pancar, lahana, kuşkonmaz, havuç, karnabahar, brüksel lahanası, ıspanak, bezelye, mısır, bamya, taze kabak ve benzerleri.
Meyveler: Elma, armut, şeftali, erik, çilek, vişne, incir, üzüm, kavun gibileri.

DONDURULMUŞ BESİN KAPLARI
Dondurulmuş besinlerden iyi sonuç alabilmek için, bunların konulacağı kapların hava almayan, rutubet geçirmeyen, koku ve buhar sızdırmayan cinsten olması gerekir. Dondurulmuş besin kabı olarak en elverişlisi, 450-620 gramlık kavanozlardır. Bu tip kavanozlarda sağlamlık, sıcağı ve soğuğu kolay geçir-mezlik, ağız kısımlarının dip kısımlarından geniş olması gibi özellikler bulunmalıdır.

KAVANOZLARIN HAZIRLANMASI
Dondurulacak besinlerin konulacağı kavanozlar, sıcak sabunla iyice yıkandıktan sonra soğuk suyla durulanır. Kapaklar da aynı şekilde temizlenir. Dondurulacak besinler, serbest olarak su veya şurup ihtiva ediyorsa, kavanoz ağzında 2,5 cm. kadar boşluk bırakılır. Aksi halde kavanoz ağzına kadar doldurulur. Doldurulan kavanozların ağızları iyice silinir, kapakları kapatılıp vidaları sıkılır. İçindeki besinler donuncaya kadar, kavanozlar, ağız kısımları yukarı gelecek şekilde tutulmalıdır.

MEYVELERİN DONDURULMASI
A — MEYVELERİN HAZIRLANMASI
Tam olgunluktaki meyveleri hasat ettikten sonra hiç bekletmeden, soğuk, mümkünse buzlu suda yıkayıp süzmeli ve hemen, ufak partiler halinde, dondurulacakları kaba koymalı.
B — MEYVELERİN KAPLARDA DONDURULMASI
1) Şurupla dondurma: Önce boş kavanoza, 1 litre suya % 30 veya % 40 oranında şeker karıştırılarak elde edilmiş ve frijiderde iyice soğutulmuş şuruptan 1/2 bardak konur. Kap, ağız kısmında 2 cm. boşluk kalıncaya kadar meyveyle doldurulur, boşluğa aynı şuruptan ilâve edilir. Kavanoz hemen dondurucuya konur.
Şurubun hazırlanması: Şurup, çeşidine göre, su ve şeker karıştırılarak hazırlanır. 1 litrelik bir kavanoza 1-1,5 bardak şurup konur.
2) Şekerle dondurma: Meyveler az derin bir tencereye yayıldıktan ve üzerlerine, gerekli görülürse askor-bik asit serpildikten sonra şeker ilâve edilir. Düz bir tahta kaşıkla meyveler güzelce karıştırılır ve hemen kavanoza doldurulur. Kabın ağız kısmında 2 cm. boşluk bırakılır ve meyvelerin üzerine selofan veya parşömen kâğıdı yerleştirilir. Kavanoz, kapağı sıkıca kapatılarak, bekletilmeden dondurucuya konur.
3) Şekersiz dondurma: Bu usul daha çok buharlanan meyvelere uygulanır. Meyveler buharlama kavanozlara doldurulduktan sonra dondurucuya yerleştirilir.

Besinlerin Protein Değerleri


Milli Eğitim Bakanlığı
Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi
Ankara 2006


Besinlerin yenebilen 100 gramlarının sağladığı ortalama protein miktarları:
BESİNLER PROTEİN (Gr.)
Et ve Et Ürünleri:
Sığır eti (orta yağlı) 18,7
Koyun eti (orta yağlı) 17,0
Tavuk 19,0
Tavşan 21,0
Keçi 18,4
Beyin 10,3
Yürek 16,5
Böbrek 16,0
Karaciğer 20,0
Akciğer 14,6
Dil 16,2
Sosis 12,5
Salam 12,1
Balık (orta yağlı) 19,0
Yumurta 12-13
Süt Türevleri
İnek sütü (orta yağlı) 3,5
Keçi sütü 3,3
Manda sütü 4,0
Yoğurt 3,2
Taze çökelek 35,0
Kuru çökelek 54,9
Kaşar peyniri 27,0
Beyaz peynir (yağlı) 22,5
Beyaz peynir (yağsız) 19,0
Tulum peyniri 15,9
Süt tozu (yağlı) 26,0
Süt tozu (yağsız) 36,0
Krema (%20 yağlı) 2,9

Kuru Baklagiller:
Bakla 25,0
Barbunya 21,0
Nohut 19,2
Fasulye 22,6
Börülce 23,1
Mercimek 23,7
Bezelye 22,5

Yağlı Tohumlar ve Kuruyemişler:
Kabak çekirdeği içi 30,3
Ayçiçeği çekirdeği içi 25,0
Karpuz çekirdeği içi 32,2
Susam 20,0
Ceviz içi 15,0
Kestane 2,8
Fındık içi 12,6
Yer fıstığı 25,5
Çam fıstığı 35,2
Badem içi 18,6
Yeşil fıstık 20,0
Yağlar ve Yağlı Besinler
Sadeyağ 0,3
Tereyağı 1,0
Zeytinyağı -
Margarin 0,6
Öteki bitkisel yağlar -
Siyah zeytin 1,8
Yeşil zeytin 1,5
Şeker ve Şekerli Besinler
Şeker -0
Reçel -0
Pekmez -0
Bal 0,3
Tahin helvası 10,5
Tahıl ve Ürünleri
Buğday 11,5
Mısır 9,4
Pirinç (az kepekli) 7,1
Pirinç (kepeksiz 6,7
Arpa 9,7
Buğday unu (%80 randımanlı 11,7
Buğday unu (%72 randımanlı) 10,9
Bulgur 12,5
Beyaz ekmek 7,2
Bazlama 8,7
Makarna 11,0
Tarhana 14,1

Sebzeler:
Ispanak 2,8
Semizotu 2,0
Asma yaprağı 3,8
Bakla 5,7
Bamya 2,2
Bezelye 7,0
Enginar 3,0
Domates 0,8
Fasulye 2,0
Lahana 1,7
Salatalık 0,7
Karnabahar 2,4
Yeşil kabak 0,6
Sarı kabak 1,0
Patlıcan 1,0
Marul 1,7
Patates 1,8
Pırasa 1,8
Yeşil soğan 1,5
Kuru soğan 1,4
Pancar 1,7

Meyveler:
Elma 0,3
Kayısı 0,8
Muz 1,2
İncir 1,4
Üzüm 0,6
Erik 0,6
Kiraz 1,8
Ayva 0,6
Limon 0,7
Portakal 0,8
Böğürtlen 0,8
Kara dut 0,9
Çilek 0,8
Nar 0,8
Armut 0,3
Şeftali 0,3
Kavun 0,5
Karpuz 0,5

Besinlerin, protein, yağ, karbonhidrat, su, tuz cetveli


Besinlerin protein, yağ, karbonhidrat, su, tuz ve kalori cetvelleri Prof. Cihat Abalıoğlu'nun "Teşhisten, Tedaviye" adlı kitabından alınmıştır.

100 gram besin........Protein - Yağ - Karbonhidrat - Su - Tuz - Kalori

Kasap etleri:
Sığır eti (normal)....20,0 - 8,0 - - — - 71 - - 130 - 158
Sığır eti yağsız......21,5 - 0,0 - 0,5 - 65,4 - - — - 94
Sığır eti az yağlı....19,9 - 7,3 - 0,4 - 71,0 - - — - 156
Yağlı sığır eti ve koyun eti......18,9 - 24,5 - 0,3 - 55,3 - - — - 307
Çok yağlı sığır eti ve koyun eti..20,5 - 38,5 - - — - 47,3 - - — - 425
Dana eti..21,0 - 7 - - - 71 - - - - 150
Koyun eti.19 - 7 - - - 73 - 170 - 143
Yağsız koyun eti......19,7 - 2,3 - 0,4 - 76,7 - - — - 109
Yağlı koyun eti.......17,0 - 28,4 - 0,3 - 53,5 - - - - 335
Kuzu eti (Bud, göğüs).17,8 - 22,6 - - — - 58,6 - - — - 283
Keçi eti..20,7 - 4,3 - 0,5 - 73,4 - - 84 - 127
Tavşan eti21 - 8 - - — - 70 - - — - 161

Sakatat
Dil.......15,7 - 17,6 - 0,1 - 65,6 - - — - 229
Yürek.....17,6 - 10,1 - 0,3 - 71,1 - - — - 167
Karaciğer.19,9 - 3,7 - 3,3 - 71,6 - 140 - 130
Böbrek....18,5 - 4,5 - 0,4 - 75,6 - 320 - 119
Dalak.....17,8 - 4,2 - 1,0 - 75,5 - - - - 116
Akciğer...15,2 - 2,5 - 0,6 - 79,9 - - — - 88
Dana beyni.9 - 8,6 - - — - 81 - - 290 - 117
Uykuluk...28 - - 0,4 - - — - 70 - - — - 119

Et mamulleri
Jambon....25 - 24 - - - - 49 - 3400 - 335
Yağsız jambon.........24,4 - 8,0 - - — - 61,7 - - — - 173
Yağlı jambon..........24,7 - 36,5 - - - - 28,1 - - — - 441
Sığır dili24,8 - 31,6 - - — - 35,7 - - — - 394
Sucuk.....27,8 - 48,4 - - — - 17 - 8000 - 564
Pastırma..27,13 - 15,88 - — - 36,22 - — - 316

Av etleri
Tavşan....23,0 - 1,1 - 0,5 - 74,2 - - - - 107
Keklik....24,3 - 1,4 - 0,5 - 72,4 - - - - 114
Karaca....20,8 - 1,9 - 0,4 - 75,8 - - - - 105
Yaban ördeği..........22,7 - 3,1 - 0,5 - 72,5 - - - - 124

Kümes etleri
Ördek.....21,0 - 5,0 - - - - 73 - - - - 132
Kaz...,...16 - 30,0 - - - - 52 - - - - 345
Tavuk.....20 - - 5,5 - - — - 74 - - 140 - 125
Hindi.....23,7 - 8,5 - 0,5 - 66,3 - 170 - 178

Balıklar
Yılan balığı..........18,0 - 7,8 - - - - 72,9 - - - - 146
Uskumru...18,9 - 8,9 - - — - 70,8 - - — - 160
Turna balığı..........18,4 - 0,5 - - — - 79,6 - - — - 80
Sazan balığı..........19,8 - 1,9 - - — - 77,9 - - — - 99
Sardalya (tuzlu)......26,5 - 3,3 - 0,7 - 46,8 - - - - 142
Kutu sardalya (zeytinyağlı).......23,9 - 14,4 - 1,3 - 54,2 - - — - 237
Ton balığı (konserve).27,2 - 17,3 - 0,3 - 48,1 - - — - 274
Balık yağı..- - 96 - - — - 0,5 - - — - 893

Süt ve sütten yapılan gıdalar
Anne sütü..1,3 - 3,8 - 6,8 - — - - — - 70
İnek sütü..3,4 - 3,6 - 4,8 - 87,5 - 160 - 67
Keçi sütü..3,6 - 3,9 - 4,7,87,1 - - 22 - 70
Manda sütü.5,6 - 7,0 - 4,6 - — - - — - 103
Yağsız süt.3,6 - 0,8 - 4,6 - 90,2 - - — - 41
Koyun sütü.5,4 - 6,1 - 4,7 - — - - — - 98
Kaymak (sulu)..........3,5 - 10,0 - 4,0 - 81,9 - - — - 124
Kaymak (koyu)..........2,7 - 30,0 - 3,0 - 64,0 - . 130 - 302
Ayran......3,7 - 8,7 - 3,7 - 90,9 - 160 - 37
Yoğurt (inek sütünden).3,7 - 4,4 - 2,2 - — - - — - 78
Tereyağı (tuzsuz)......0,7 - 83,7 - 0,8 - 14,8 - 690 - 785
Tuzlu tereyağı.........0,6 - 83,8 - 0,5 - 13,2 - 1500 - 784
Lor.......17,2 - 1,2 - 4,0 - 76,5 - — - 98
Süt tozu..25,2 - 26,0 - 37 - 5,3 - - — - 504

Peynirler
BEYAZ PEYNİRLER:
Edirne yağlı..........13,8 - 27,3 - - — - 55 - - 3200 - 310
Edirne yağsız.........18,7 - 0,7 - 11,7 - 61 - - 4250 - 131
Tulum peyniri.........26,0 - 14,7 - 3,3 - 50 - 2570 - 257
Dil peyniri...........22,3 - 21,3 - - — - 53 - - 60 - 290
Lor peyniri9,4 - 16,0 - 5,2 - 67 - - 10 - 209

KAŞAR PEYNİRİ
Balkan kaşarı.........25,4 - 28,3 - 3,9 - 36 - 3140 - 384
Kars kaşarı...........27,2 - 28,8 - 11,8 - 26 - 2580 - 428
Çerkez peyniri........34,9 - 43,5 - 1,3 - 12 - 4530 - 553

Yumurtalar
Kabukla beraber bir yumurta 50 gr..5,6 - 5,3 - 0,3 - 32,8 - - 70 - 74
Tavuk (kabuğu 5,5 gr.).3,8 - — - 0,2 - 25,3 - - — - 16
Yumurta beyazı (29,5 gr.)..2,5 - 4,9 - 0,4 - 7,9 - - — - 57
Yumurta sarısı (15,5 gr.)..8,5 - 8,7 - - — - 42,3 - - — - 114

Yağlar
Hayvani ve nebati yağlar.— - 99,0 - - — - — - - — - 920
Tereyağı (tuzlu)..0,6 - 83,8 - 0,5 - 13,2 - 1500 - 783
Sığır iç yağı.....0,5 - 98,2 - - — - 0,5 - - — - 915
Koyun iç yağı.....0,5 - 97,2 - - — - 0,5 - - — - 906
Balık yağı.— - 99,8 - - — - — - - — - 928
Margarin...0,4 - 84,6 - 0,4 - 12,3 - - — - 791
Vejetalin..— - .99,8 - - — - 0,15 - 1000 - 928 - 1500
Zeytinyağı, fıstık yağı— - 99,4 - 0,2 - 0,35 - — - 925
Jelatin...84,2 - 0,1 - - — - 13,6 - - — - 346

Unlar
Un........10 - - 2,2 - 73 - 12 - - 3 - 364
Yulaf unu, yulaf ezmesi...........14,4 - 6,8 - 66,5 - 9,8 - 203 - 395
Mısır unu..9,6 - 3,1 - 71,7 - 13,0 - - — - 362
Nişasta unu1 - - — - 84 - 14 - - 24 - 350
Patates unu0,9 - 0,1 - 80,7 - 17,8 - - 8 - 335
Gevrek unu.7,2 - 0,5 - 69,8 - 18,0 - - — - 320
ince kepek16,1 - 4,8 - 21,7 - 12,0 - - — - 248
Kalın kepek...........14,3 - 4,5 - 15,2 - 12,0 - - — - 167

Ekmekler
Buğday ekmeği.6,6 - 0,5 - 55,9 - 35 - - 500 - 257
Kara ekmek.8,0 - 1,0 - 45 - 40 - - 500 - 225
Ufak francala ekmeği.6,8 - 0,5 - 57,8 - 33,7 - 370 - 270
Çavdar ekmeği..7,5 - 0,3 - 52,8 - 38,5 - 560 - 246
Kara ekmek.6,5 - 0,6 - 48,3 - 42,0 - - - - 230
Mısır ekmeği.5,8 - 1,7 - 45,7 - 43,8 - 1380 - 227
Bisküvi....8,8 - 9,1 - 73,4 - 7,5 - 200 - 422
Makarna, şehriye vs.13,0 - 2,0 - 72,0 - 13,0 - - 67 - 370

Şeker ve şekerden yapılan gıdalar
Şeker......— - — - 100 - — - 130 - 410
Pekmez.....9,5 - — - 64,5 - 22,5 - Eser - 303
Süzme bal..0,4 - — - 81,0 - 18,5 - Eser - 334
Kakao......22,3 - 26,5 - 31,0 - 5,5 - - — - 465
Çikolata...7 - 27,0 - 55 - 1,5 - - 30 - 520
Sütlü çikolata.........6,9 - 31,7 - 48,0 - 2,5 - - 15 - 520
Ceviz-fındıklu çikolata..9,4 - 46,2 - 23,7 - 1,7 - - — - 565
Badem kurabiyesi.......11,1 - 23,9 - 23,0 - 10,1 - - — - 485
Badem ezmesi...........9,3 - 28,5 - 46,7 - 13,8 - - — - 495
Bonbon.....2,1 - 0,2 - 92,9 . 0,3 - - — - 388
Pralin.....3,6 - 12.4 - 74,8 - 7,5 - — - 436
Çikolatalı bonbon......6,6 - 20,0 - 64,7 - 6,4 - - — - 479

Kuru sebzeler
Mercimek..26 - - 1,9 - 52,8 - 12,3 - 138 - 341
Bezelye...23,4 - 1,9 - 52,7 - 13,8 - 58 - 330
Bakla.....25,7 - 1,7 - 47,3 - 14,0 - - — - 315
Fasuyle...23,7 - 2 - - 56,1 - 11,2 - - 93 - 346
Nohut.....25,7 - 1,8 - 57,2 - 11,3 - - - - 357
Patates....2,0 - - - 20 - 75 - - 82 - 90
Yerelması..1,9 - 0,2 - 16,4 - 79,1 - - — - 77

Kuru yemişler (kabuksuz)
Fıstık....27,5 - 14,5 - 15,7 - 7,5 - - — - 591
Fındık....17,4 - 62,6 - 7,2 - 7,1 - 110 - 628
Taze kestane.6,1 - 4,1 - 39,7 - 47,0 - - 10 - 226
Kuru badem.21,4 - 53,2 - 13,2 - 6,3 - - — - 637
Çam fıstığı.39,1 - 49,7 - 3,5 - 2,3 - - — - 367
Şam fıstığı.22,3 - 54,0 - 13,8 - 4,2 - - - - 650
Kuru ceviz.16,7 - 58,5 - 13,0 - 72 - - 170 - 666
Taze ceviz.13,8 - 48,2 - 10,7 - 23,5 - - - - 549

Taze meyveler
Elma (kabuk ve koçanla beraber).0,4 - 0,64 - 13 - 82 - - — - 58
Armut (kabuk ve koçanla beraber).0,4 - 0,26 - 13 - 79 - - — - 56
Kayısı.....0,9 - 1,20 - 10,5 - 80,5 - - 1 - 50
Kiraz......0,8 - 0,64 - 15,1 - 77,2 - 100 - 67
Vişne......0,9 - 1,7 - 11,3 - 80 - - 38 - 57
Şeftali....0,7 - 0,76 - 13,3 - 47,4 - - 3 - 61
Erik.......0,8 - 0,90 - 15,7 - 75,6 - - 2 - 71
Kara erik..0,7 - 0,75 - 13,9 - 77,1 - - — - 66
Portakal...0,8 - 1,35 - 12,6 - 84,3 - - 7 - 61
Muz........1,3 - 0,38 - 22,8 - 73,8 - 200 - 100
Limon......0,7 - 5,39 - 8,4 - 82,6 - - 7 - 37
Limon suyu.0,3 - 6,83 - 2,7 - 89,7 - - — - 40
Mandalin...0,8 - 1,42 - 8,5 - 87,5 - - 8 - 44
Zeytin.....3,2 - 39,9 - 8,6 - 25,5 - - 5 - 417
İncir......1,35 - - - 17,5 - 79 - - 70 - 77

Salkımlı meyveler
Çilek......1,3 - 1,84 - 7,8 - 85,4 - - — - 45
Ağaç çileği.1,4 - 1,64 - 6,8 - 84,0 - - 3 - 40
Üzüm.......0,7 - 0,77 - 17,7 - 79,1 - - 9 - 79
Dut........1,4 - 0,77 - 11,6 - 83,6 - - - - 56
Karpuz.....0,8 - 0,1 - 6,4 - 91,5 - - - - 30

Kuru meyveler
Erik (çekirdeğiyle beraber).1,9 - 0,5 - 51,4 - 26,9 - - - - 230
Hurma (çekirdeğiyle beraber).1,9 - 0,6 - 72,2 - 18,5 - - - - 315
incir......3,3 - 1,31 - 58,8 - 26,1 - - — - 270
Kuru üzüm..1,6 - 1,2 - 66,2 - 25,4 - - — - 295
Kuşüzümü...2,8 - 1,3 - 77,3 - 21,2 - - - - 341
YağlTzeytin % 14,5.....9,7 - — - 8,9 - 74,3 - - — - 172

Murabbalar
Domates salçası.5,4 - 3,12 - 14,6 - 67,3 - - — - 95
Erik marmeladı..1,5 - 1,54 - 54,8 - 39,6 - - — - 237
Kayısı reçeli"..0,6 - 0,99 - 68,4 - 29,2 - - — - 287
Portakal reçeli.0,4 - 0,72 - 71,7 - 26,4 - - - - 299
Çilek reçeli....0,6 - 0,75 - 63,2 - 29,3 - - — - 285
Ağaç çileği reçeli.1,1 - 1,26 - 68,5 - 27,7 - - - 290
Kiraz reçeli....1,0 - 0,84 - 68,4 - 27,7 - — - 285
Ayva reçeli.0,3 - 0,71 - 50,0 - 47,4 - - — - 206
Elma jölesi.0,3 - 1,09 - 47,7 - 23,6 - - — - 312

Taze sebzeler
Kereviz....1,4 - 0,3 - 8,8 - 77,3 - 250 - 45
Havuç......1,0 - — - 8,5 - 87 - - 61 - 40
Pancar.....1,3 - 0,1 - 6,8 - 79,9 - - 10 - 34
Şalgam.....0,8 - 0,1 - 3,9 - 94,2 - - 58 - 20
Bayır turpu1,9 - 0,1 - 8,4 - 86,9 - 120 - 43
Kırmızı turp1,2 - 0,2 - 3,8 - 93,3 - - 71 - 32
Sarımsak...6,8 - 0,1 - 26,3 - 64,7 - 50 - 137
Pırasa.....2,8 - 0,3 - 6,5 - 87,6 - - 40 - 41
Soğan......1,3 - 0,1 - 9,4 - 87,8 - - — - 45
Kuşkonmaz..1,6 - 0,1 - - 1,7 - 95,3 - - 69 - 14
Igpanak....2,3 - 0,3 - 1,8 - 93,3 - 210 - 20
Kuzukulağı.2,4 - 0,5 - 0,4 - 92,2 - - - - 16
Marul......2 - - - - 2,5 - 93,5 - - - - 20
Salatalık..1,4 - 0,3 - 1,9 - 94,9 - 271 - 23
Kıvırcık salata.1,8 - 0,1 - 2,6 - 94,1 - - — - 19
Tere.......1,9 - 0,1 - 0,5 - 92,3 - - — - 11
Maydanoz...3,7 - 0,7 - 6,7 - 85,1 - - — - 50
Karnabahar.2,5 - 0,3 - 4,6 - 90,9 - - 48 - 32
Brüksel lahanası.5,3 - 0,5 - 6,7 - 84,6 - - 66 - 54
Kırmızı lahana.1,7 - 0,2 - 4,8 - 91,6 - - 65 - 29
Lahana.....1,5 - 0,2 - 4,2 - 91,2 - - 94 - 25
Enginar....2,5 - 0,1 - 8,3 - 86,5 - - — - 45
Taze bezelye.6,6 - 0,5 - 12,4 - 77,7 - - 60 - 83
Çalı fasulye.2,6 - 0,2 - 6,3 - 89,1 - - — - 38
Ayşekadın fasulye.6,0 - 0,4 - 8,6 - 81,4 - - 96 - 64
Patlıcan...1,3 - 0,2 - 4,8 - 92,3 - - — - 27
Kabak......1,1 - 0,1 - 6,5 - 90,3 - - 28 - 32
Karpuz.....0,8 - 0,1 - 6,4 - 91,5 - - — - 30
Domates....0,9 - 1,7 - 3,4 - 79,9 - 110 - 33

Konserve sebzeler
Kuşkonmaz..1,5 - 0,1 - 2,3 - 94,4 - - — - 17
Çalı fasulye.1,1 - 0,1 - 2,6 - 94,4 - - - - 16
Mantar.....3 - 0,4 - 4,5 - 89 - - — - 35
Taze maya.16,2 - 1,3 - 5,5 - 75 - - — - 101
Kahve.....12,9 - 14,4 - 4,1 - 2,7 - - - - 286
Çay.......24,1 - 8,2 - - - 8,5 - - - 32
Sirke.....0,57 - 5,6 - 0,4 - 90,6 - - - - -

BİR ÇAY SOHBETİ


THY Skylife

Sabah uyanır uyanmaz ilk akla gelen, ince belli bardaklarda şöyle tavşan kanı bir çay içmektir. Gün ilerler öğle yemeği yenir; üstüne çay içip beraberinde sohbetin tadına varılır. Akşama doğru beş suları; bir bardak çay, yanına da çıtır çıtır simit ve beyaz peynir... Biz Türklerin yaşam kültüründe önemli bir yer tutar çay: İngiliz, Çin ve Japon kültüründe olduğu gibi.
Yeryüzünün en çok tüketilen içeceği olan çay; daima yeşil kalan bir bitkinin, çaygiller familyasından "Thea sinensis" veya "Camellia sinensis"in dal ucundaki yapraklarından yapılıyor. Üç ana çeşidi var çay bitkisinin: Çin, Assam ve Kampuçya çayı. Bu çeşitlerden de çok sayıda melez oluşmuş. İşleme biçimine göre ise, "mayalanmış" (kara çay), "mayalanmamış" (yeşil çay) ve "yarı mayalanmış" olmak üzere üç çeşit çay elde ediliyor. Kara çay amber renkli ve buruk bir tadı var. Yeşil çay acımsı bir lezzet, yarı mayalanmış çay ise açık kahverengi-yeşil renkli bir sıvı veriyor. Çay, Avrupa'da ilk kez 1559'da Venedikli Gian Battista Ramusio adlı yazarın "Navigationi e Viaggi" adlı yapıtında geçiyor. Fransa'da çayın ilk ortaya çıkışı 1636, Rusya'da 1638 ve İngiltere'de 1650 yıllarına rastlıyor ve "çay içmek" İngiltere'de kısa bir sürede moda haline geliyor.
İngiltere'de "insanın içini ısıtan, hayat veren bir sıvı" olarak tanımlanması gibi, iklimlere ve ülkelere göre farklı yorumlanıyor çay. Kasvetli kışların, nemli baharların hüküm sürdüğü bu kuzey ülkesinde genelde sıcak içilen çay, diğer içeceklerden çok daha canlandırıcı, koyu, kuvvetli bir nektar adeta! İngiltere'de çay, bugünkü pratik makinelerin olmadığı yıllarda, içi takviyeli büyük çaydanlıklarda hazırlanıp sıcak tutulur ve gün boyunca tüketilirmiş.

İngilizlerin içtiği demli çayın tersine Çinlilerin tercih ettiği çay, altın sarısı-açık yeşil renkte ve mat. Yeşil çay mucizevi özelliklerinden dolayı Çin'de sağlıklı yaşamın gereği sayılarak baş tacı edilmiş hep. Hatta halk arasında yaygın bir söz var; "Yeşil çay içmek, ilaç almaktan iyidir". Tiryakisi çayını acele etmeden yudumlarken, damağında da hoş bir lezzet, şekerli bir tad bekliyor. Doğu insanının çaya yönelik bağımlılığı, Batılının "brandy"e olan tutkusuyla karşılaştırılabilir. Kokluyor, rayihasını içine çekiyor ve yudumluyor. Çay; Çin'de lezzet ve rayihası için içilen, sohbetleri koyulaştıran, serinletici bir içecek olarak kabul görüyor. Batı'da bira içenlerin oluşturduğu gürültülü kalabalığın aksine, birkaç arkadaşla, gece yarılarına kadar keyif veren koyu sohbetlerle sürüyor çay içimi. Sokakta karşılaşılan insana daha "Merhaba" demeden, "Çay içer misin?" diye soruluyor. Yaz aylarının çok sıcak geçtiği ülkelerde soğuk bira veya buzlu içecekler yerine, susuzluğu bastıran, vücudun sıvı ihtiyacını karşılayan temel içkidir çay. Kabaran çay yapraklarının içenin dudaklarına yapışmaması için,

Çin'de genelde kapaklı kaplarda ayrı ayrı hazırlanıp ikram ediliyor. Kapak kaldırıldığı an ise, hoş rayihası yayılıyor dörtbir yana. Batı'da da, küçük demliklerde hazırlanıp fincandan içiliyor çay. Ana fonksiyonlarının ötesinde, çay Batı dünyasının çok renkli sosyal içerikli toplantılarında, kokteyllerinde de boy gösterebiliyor.Çin ve Japonya'da çay içimi bir seremoniye dönüşmüş. Çayın hazırlanması ve içimi; sofistike ve sanatsal bir maharetle sergileniyor. Her şeyin belirlenmiş kurallara göre yapıldığı, gösterişli bir konuk ağırlama biçimi, bir tören!

İlk kez Çin'de başlayan çay töreni, daha sonra Japonya'da uzun süre meditasyon yapan Zen keşişlerinin uyanık kalmak için çay içmeleriyle ortaya çıkmış. Çin çay seremonisi ile Japonlarınki (Chaji) birbirinden çok farklı. Çin'de çayın önemi, seremoniden daha çok vurgulanıyor. Çayın tadı, kokusu, muhtelif çay mukayeseleri, birbirini izleyen çay tadımları, çay seremonisine katılan kimselerin odaklaştıkları konular. Japonya'da ise soylu, nazik bir konukseverlik hâkim. Dünyanın en büyük çay üreticileri Hindistan, Çin, Gürcistan, İran ve bir de Türkiye... Çay üretimindeki ilk ciddi çalışma, Türkiye'de Batum çevresinde 1918 yılında yapılır. 1940'lara kadar küçük atölyelerde ve elle işlenen çay, 1941 ve 1942'de çay kıvırma makinelerinin devreye girmesiyle üretilmeye başlanır.

1947'de üretime giren Rize Çay Fabrikası, Türkiye'de kurulan ilk çay fabrikası. Çay-Kur, tam adı ile Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü, yetiştirme ve işlemede eşgüdümü sağlamak amacıyla 1971'de kurulur. 1973'te örgütlenmesini tamamlayıp çalışmaya başlayan Çay-Kur; çay tarımını geliştirmek, çayı teknolojik yeniliklere göre işlemek, çay ihraç ve ithal etmek amacıyla kurulan, etkinliklerinde özerk bir kamu iktisadi kuruluşu. 1984'e kadar, yani çay işleme ve paketlemenin serbest bırakıldığı tarihe kadar, çay üretiminde tekel olur. İngiliz, Hintli ve Pakistanlı tiryakilerin sütle karıştırıp fincanda yudumladığı çay, ülkemizde genelde çaydanlıkta hazırlanıp şekerli, sade veya limonlu olarak tüketilir. Yaz kış demli, rayihası hoş, dumanı üzerinde sıcacık çay, ince belli kristal veya cam, özel bardaklarda içilir. Şekeri eritmek için karıştırırken; metal kaşıkların bardak içinde çıkardığı ses, tınlamalardan oluşan bestesiz, notasız hoş bir melodiye dönüşür. Bizde bir tören, bir seremoni olmamasına karşın, sabah işe yetişme telaşı ile ayakta alelacele yudumlanan çayın pazar kahvaltılarındaki yeri bir şölen gibidir. Güneydoğu Anadolu'da yaşayanlarımız, kavurucu yaz sıcağında çayı sıcak içerek serinlediklerini söyler. Doğu'da Erzurumlu vatandaşlarımızın "kıtlama" geleneği ise pek meşhurdur. Kesme şekeri ağzına alıp, orada bir süre tutarak çayını yudumlar Erzurumlu. Çay tiryakilerini düşününce görüyorum ki, çay kültürünün çok daha eskilere dayandığı ülkelerden hiç de aşağı kalmıyor Türkiye.

Bisküvi Hakkında


Gökhan Akçura

Bisküvi sözcüğünün kökeni Latince 'İki kez pişirilmiş ekmek' anlamına gelen 'Panis bis coctus'tan geliyor. Eski gemiciler uzun seferlerde ekmekleri fırına verirlermiş ki dayansın, bozulmasın. Bir başka rivayete göre en eski bisküviler İ.S. 7. yüzyılda Persler tarafından üretilmiş, oradan da Haçlı Seferleri ile Avrupa'ya taşınmış. Larousse Gastronomique ise Bisküvinin ilk ortaya çıkış tarihi bilinmese de Romalılar, Venedik orduları ve Türkler tarafından (peksimet olarak) yendiği bilinmektedir diye yazıyor.
Aynı kaynaktan Fransa'da ilk bisküvi üretiminin 14. Louis zamanında (1634-1715) başladığını öğreniyoruz. Daha sonra da'1894 yılında asker bisküvisi, nişasta, şeker, su, azotlu maddeler, kemik ve selüloz karışmımdan oluşan savaş ekmeğinin yerini almış.

Bisküvid yâni gevrek:
Türkiye tarihinde milli korsan peksimetlerini bir yana bırakırsak, Avrupa kaynaklı bisküvinin ortaya çıkışı ise çok eski değil. Mary Işın, 'Gülbeşeker: Türk Tatlıları Tarihi' adlı kitabında bu durumu şöyle özetliyor: "Batılılaşma sürecinde murabbalarm yerini marmelat, kurabiyelerin yerini bisüvit, revanilerin yerini pasta ve gato, peltelerin yerini krema aldı"
Erken dönem 'Batı tarzı yemek kitaplarında ise bisküvi tariflerine 20. yüzyıl başından itibaren rastlıyoruz. Örneğin Merzifon Amerikan Koleji aşçısı Boğos Piranyan'ın hazırladığı 'Aşçının Kitabı'nda yer alan 'bisküvit' tarifinde sadece un, şeker ve yumurta sarısı kullanılıyor. Ama son satırda' 'Bu hamura vanilya ve limon rendesi çok yakışır' demeyi de ihmal etmiyor. Hadiye Fahriye Hanım'ın 1924 tarihli 'Tatlıcıbaşı' kitabında bisküvi yer almasa da, 'Ev Kadını' adlı kitabında iki tarif karşımıza çıkıyor: 'Bisküvid yâni gevrek' ve 'Ananason pisküvit'.
Bisküvinin Türkiye'deki ilk yükselişi, Cumhuriyet'in ilk yıllarında şeker fabrikalarının açılışı ve ardından moda olan 'çay davetleri' sayesinde oluyor. Kadın dergileri çay masası örtüleri ve çayda yenecek tatlı tariflerini aktarmak için yarışa giriyor. O yılların 'Ev-îş' dergisinde 'Tino Pisküisi' ya da 'Kaşık Bisküisi' gibi adı alengirli tarifler de var. Elyazması yemek kitabında da 'Beyaz Peynirli Tuzlu Büsküvi' veya 'Büsküvi Savayer' tariflerine rastlıyorum.

Lüks, Haylayf, İdeal:
Bisküvi sadece evlerde ve semt pastanelerinde mi yapılıyordu? Pazarda yerini ne zaman aldı?' gibi bir sorunun cevabını bulmaksa oldukça zor. Elimdeki en eski pakete girmiş bisküvi ilanı 1936 yılına ait. Markası ise 'Lüks'. Aynı yıllara ait olduğunu sandığım bir bisküvi kutusu ise 'Haylayf (High-life) markasını taşıyor. Adresi İstanbul Pangaltı olduğuna göre o dönemin ünlü Haylayf Pastanesi'nin ürünü olduğu kesin. 1940'lı yıllara ait olduğunu sandığım iki teneke bisküvi kutusunun üstünde ise 'İdeal' markası var. Biri 'Standart asorti', diğeri ise 'Artistik.. Kremalı karışık'.
Bizzat hatırladığım en eski bisküvi ise 'Arı' markasını taşıyor. Bilmiyorum ilk fabrika mı? Esentepe'de Emekli Subay Evleri'nin hemen önünde bulunurdu ve etrafını mis gibi kokuturdu. Teneke içinde sıcacık, fabrikadan yeni çıkmıs bisküvi yemenin keyfi de başka olurdu elbetie. 1950'li-60'lı yıllardan itibaren bisküvi markaları çoğaldı, tenekeden paketlere girdi, bakkal tezgahlarını doldurdu. Ülker, Eti, Kent, Önder gibi markalar bunlar arasında ilk akla gelenleri. Sonrası ise malum. Dağ taş bisküviden geçilmiyor!
Yazımız boyunca yaptığımız alıntılardan görüleceği gibi işbu yiyeceğin adı dilimize iyice oturana kadar bisküi, bisküvid, bisküvit, büsküvi, pisküvit, bisküvi gibi çeşitlemeler göstermiş. Halk dilinde ne değişimlere uğradığı, hangi adları aldığı ise ayrı bir araştırmanın konusu olabilir. Adana bölgesinde püskevit dendiğini de öğrendik.

Çabuk Erik Reçeli


1 kg mürdüm eriği
1 kg toz şeker
1 adet limon
1 su bardağı su

Erikler yıkanır, çekirdekleri çıkarılır. Büyüklüğüne göre birkaç parçaya kesilir. Düdüklü tencereye konur. İçine şeker, limon ve su konur, karıştırılır. Düdüklünün kapağı kapatılır. Hızlı ateşe yerleştirilir. Pim çıktıktan sonra ateş kısılır, 3-4 dakika pişirilir, ocaktan alınır. Düdüklünün içinde soğuyunca kavanozlara konur ve kapakları sıkıca kapatılır.

ÇAY


Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun bir vatandaşı, "Bir fincan çay, kırık kalplerden, bomba tahribatına kadar her bir şeyi iyileştirir..." derken, bizim kahve üzerine sarfettiğimiz o hoş özdeyişten mi esinlenmiştir bilinmez; ayrıca bu sözün doğruluğu da şüphe götürür belki, ama doğruluğu kesinleşmiş bir olay varsa o da, İngilizler'in kapı komşuları İrlandalılar'la birlikte Dünyanın en fazla çay içen iki ulusu olduğudur.
Çayı, özellikle İngilizlere böylesine sevdiren özelliğinin, renk ve tadmdaki güzellikten çok, içindeki kafein ve teinden gelen o hoş "uyarıcılık" olduğu düşünülebilir.
Kendisi kadar, tarihi de renklidir çayın. Tiryakisi olduğumuz bu nefis içeceğin Dünyaya ilk kez Budist rahipler aracılığıyla Çin'den yayıldığım bilmeyeniniz
yoktur. İlk yurtdışı yolculuğunu Japonya'ya yapan çayı, Uzakdoğu'nun bu diğer çekik gözlü ülkesinin insanları öylesine sevmişler ki, bırakın çay içmeyi, ardından "seremoniler" bile düzenlemişler onun uğruna. "Chano-yu" adını verdikleri bu gösterilerde Japonlar'ın güzellik ve sükûneti buldukları söylenir. Hâlâ da buluyor olmalılar ki, elektronik ve optik dünyasının merkezinde "Chaııo-yu"lar hala sürer, gider...
16. yüzyıl ortalarında kıtalararası bir seyahat çıkmış falına çayın ki, Avrupa'da boy göstermiş. Giderek, insanları tadına ve çarpıcılığına "rametmiş". Hatta, etmekle de kalmayıp, boyundan büyük işler becermiş, Amerikalılar'ın "ağababaları" İngilizler'e karşı başlattıkları özgürlük savaşında, o hoş içecek yüzünden çıkan çatışmaların payı olduğunu tarihe meraklı olanlarınız hatırlayacaklardır. Kısacası, Yenidünya'ya uygarlık ve özgürlüğün ulaşmasında çayın payı inkâr edilemez.
Atlantik ötesi ülke özgürlük savaşlarıyla çalkalanırken, çay Asyalar'dan kalkıp gelerek "ikinci vatanı" ilan ettiği Büyük Britanya'da hiç de sade vatandaşın tadına varabileceği fiyatlardan satılmamış uzun süre. Neyse ki, Üreticiler Birliği Başkanı Richard Tvvinnig meseleye el koymuş da, çaydan alınan vergilerin azaltılması konusunda İngiliz yöneticilerini ikna etmeyi başarmış. Takvimlerin 1783'den yaprak atmaya hazırlandığı o yıllar, kahvaltı sofralarımızın baştacının nispeten halkın seviyesine inişine ışık yakar.
1840'lar, İngiltere'ye Hindistan yoluyla düzenli çay seyrüseferinin başladığı yıllardı. Öğleden sonraları çay içerek kek yeme olayının "düzenli" bir hale gelmesi ise, 1840 yılı sonlarında Bedford Düşesi'nin yaptığı "devrimle" mümkün olabildi. İngilizler o zamana kadar kuvvetli bir sabah kahvaltısından sonra akşam yemeği yiyerek günlerini noktalar; akşamüstü çayından bihaber yaşarlardı.
Daha sonraları, İngilizlerin çay ithalatı üssü Seylan oldu. Zamanla da, çuvallar içinde boy gösterdiği yolculuklara, hoş ambalajlar içinde çıkmaya başladı. Günümüzde de "Adahlar"m bu konuda üstünlüğü tartışılmaz.

BAŞLICA ÇAY ÜRETİCİLERİ
Yapraklarının dövülerek toz haline getirilmesiyle, kahvaltılarımızın değişmez içeceği olan çayın en büyük üreticisi hemen herkesin tahmin ettiği gibi Hindistan'dır. Bu ülke, ihracatının yarısını, doğrudan İngiltere'ye yapar. Diğer belli başlı çay üreticilerini Sri Lanka (Seylan), Çin Halk Cumhuriyeti, Japonya, Endonezya, Malaya, İran ile, Doğu Afrika ve Güney Amerika'nın bazı bölgeleri olarak sıralayabiliriz.

YETİŞTİRİLMESİ
Çay yapraklarının belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra toplanması gerekir. Bu süre pek çok ülkede 7 günde bir şeklindedir. Bazı ülkeler ise çay yapraklarını 7-12 günlük peri-yodlar arasında üstten koparırlar. Çayın kalitesi, yapraklarının toplama zamanına göre de farkılık gösterir. Örneğin, Hindistan'ın kuzey bölgelerinde çay, Nisan-Aralık ayları arasında toplanır. Yılın, özellikle ilk aylarında toplanan çayın kalitesinin diğer zamanlarda alman ürüne göre çok daha iyi olduğu bilinir.

ÇAY ÇEŞİTLERİ

Hint ve Seylan çayları: Ülkenin adının Sri Lanka olarak değişmiş olmasına karşın, tüm Dünya bu ülkenin yetiştirdiği çayı hâlâ "Seylan çayı" olarak anar. Şimdi bunların en önemlilerini sıralayalım:
Portakallı çay: Seylan'da üretilir. Hafif ve hoş bir içimi olup, daha çok süt ve limonla birlikte alınır.
Darjeeling: Gerçek bir Hint çayıdır. Koyu bir rengi, nefis bir içimi vardır. Kahvaltıların en başta gelen içeceğidir. Assam da Dar-jeeling'e çok benzeyen bir Hint çayıdır.
İngiliz çayı: Hint ve Seylan çaylarından elde edilir. Oldukça sert bir içime sahiptir.
Limonlu çay: Seylan'ın Dünyaca ünlü çaylarından biridir. Limon tadı ihtiva eder. Servis yapılırken içine dilimlenmiş limon konulur. Kesinlikle sütsüz içilmelidir.

Çin çayları ve kokulu çaylar: Siyah ve yeşil renktedir ve genellikle sütsüz ve şekersiz olarak servis yapılır. Bellibaşlılarmın adları şöyledir:
Lapsang souchong: Rengi siyahtır. Fukien bölgesinde yetişir.
Yasemin çayı: Kurutulmuş yasemin çiçekleri ihtiva eder.
Earl Gray: Portakal özü ve diğer çayların karışımından elde edilir. Dünyanın en ünlü markalarından biridir. Earl Gray'in eşsiz tadındaki sır, içindeki Çin mandalinasıdır. En iyi Earl Gray çayı, Keemun, ya da Darjeeling adlı çaylardan yapılanıdır.

ÇAY PİŞİRME YÖNTEMLERİ
Son derece basit bir iş gibi göründüğü için çoğumuz çay pişirmeyi hafife alır ve belirli metodlan olabileceğini aklımıza bile getirmeyiz. Oysa, demiyle kokusuyla damaklarımıza tad bırakan bu keyif vericinin de "nev-i şahsına münhasır" bir pişirme adabı vardır.

İşte bunlardan bazıları: İyi bir.çay pişirmede en önemli etken, bizzat bu hoş bitkinin doğru olarak seçimindedir. Mutfağmızdaki tozlu, kırık ve kötü bir çaysa, kahvaltı masasına harika bir tad götürmeniz elbetteki zordur.
Çaydanlığın da güzel çay pişirmede rolü vardır. Hatta en az çay kadar önemli olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gerçek bir çay elde edebilmek içi kullanacağınız demliğin Çin porseleni, ya da seramik olmasında yarar vardır. Çünkü madeni kaplar, ısıyı çok çabuk kaybettikleri gibi, çaya istenmeyen bir koku da katabilirler. Uzmanların bu konudaki görüşü şöyledir: "Demliğin porselen olması, çay yapraklarının açılmasını önler. Bu da dem kalitesini yükseltir..." Eğer, çay bir bardak olarak hazırlanıyorsa, kullanılacak miktar en az bir çay kaşığı olmalıdır.
Demlik, çayı pişirmeden önce içine sıcak su konularak ısıtılıp, sonra boşaltılarak kurutulmalıdır. Demliğe yeniden sıcak su koyarken dikkat edeceğiniz husus, suyun temiz olmasıdır. Su kaynaymca çayı ilave ederek, altını kapatıp 5 dakika kadar beklemeniz yerinde olur.

Servis: Eğer tercihiniz Hint çayı ise, süt, ya da limonla birlikte servis yapabilirsiniz. Genellikle insanlar, çayın içine sütü kendileri koymaktan hoşlanırlar. Bu bakımdan önceden sormanızda yarar vardır. Ama, limonları mutlaka dilimlenmiş olarak çay tabağına koymalısınız. Bu arada, küçük bir süzgeçle, küp şekeri de çayı getirirken tepside bulundurmanızı söylemeye gerek yok tabii...

Dışı Çikolatalı İçi Dondurmalı Güllaç Topları


Carte d’Or Limon-Karadut-Vanilya
2 adet güllaç yaprağı
1,5 su bardağı süt
4 çorba kaşığı şeker
1 çay kaşığı vanilya özütü (isteğe bağlı)
200 gr bitter çikolata (%70)
2 çorba kaşığı tarçın

Ön hazırlık olarak başlamadan 1 saat önce dondurucuya 2 adet düz büyük tabak koyun. Dondurmanın limon-karadut karışımı olan kısmından, 8 adet küçük erik büyüklüğünde toplar çıkartıp, dondurucuda bekleyen tabaklardan birine koyun. Bu tabağı yeniden dondurucunun en soğuk bölmesine koyup mümkünse dondurucuyu olabilecek en soğuk ayarına alın.
Süte, şekeri ve vanilya özütünü ekleyerek, çok hafif ısıtın. Daha sonra soğuması için buzdolabında 10 dakika bekletin. Güllaç yapraklarının her birini 4’e bölün. 8 adet çeyrek daire şeklinde yaprağımız olmalı. 1 adet yaprağın her iki yüzünü süte batırıp bir müddet bekleyin. Ancak çok yumuşamasına izin vermeyin ki dondurmaları sarabilecek kıvamda olsun.
Dondurucudaki boş tabağı ve dondurmaların olduğu tabağı çıkartın. (Eğer dondurucunu mutfak tezgahınıza yakınsa çıkartmayın. Her seferinde tek tek alıp sardıktan sonra hemen dondurucuya geri koymak dondurmaların erimesini oldukça engeller.)
Süte batırılmış güllaç yaprağını başka bir boş tabağa alıp içine bir adet dondurma topu koyun ve hızlıca sarıp avucunuzda top haline getirin. Avucunuzda yuvarlarken üzerine 2-3 kaşık süt dökün ki hem daha kolay yuvarlansın hem de güllaç iyice yumuşasın. Yuvarlama işleminden sonra hazır olan topu dondurucuda ki boş tabağa koyun. Bütün güllaç toplarını hazırladıktan sonra topları en yüksek ayarda ki dondurucuda 40 dakika bekletin. 40 dakika sonra güllaçları dondurucudan çıkarmadan, çikolatanın 150 gr. kadarını iyice küçük parçalar halinde kırıp boş bir kâseye koyun ve benmari usulü eritin. (çikolataların olduğu kaseden daha büyük bir tencere ya da kase içine kaynamış su koyup çikolata kasesini de o suyun içine batırarak eritin.)
Çikolatalar tamamen eridiğinde güllaç toplarını dondurucudan çıkartıp, kaşık yardımıyla çikolata kâsesine daldırıp çıkartın. Bu işlemi yine dondurucu yakınındaysanız tek tek, uzaktaysanız 2’şer ya da 4’erli gruplar halinde yapmanız güllaçların erimesini önleyecektir.
Çikolatayla kaplanan güllaç toplarını yine soğuk tabağa koyarak 20 dakika daha dondurucuda bekletin.
Kalan 50 gr çikolatayı aynı şekilde eritirken, büyük bir kâseye de 10 parça buz ve bir litreden biraz az olacak kadar soğuk su koyun. Eriyen çikolatayı eğer varsa ince uçlu bir pasta pompasına yoksa ucuna küçük bir delik açtığınız buzdolabı poşetine koyun. (Deliği kürdan yardımıyla açın. Ancak delik kürdanın kalınlığının 2 katı olsun.)
Pompayı ya da poşeti sıkıştırarak buzlu su üzerinde zikzak şeklinde çikolata figürleri yapın. Kuru bir kaseye koyduğunuz tarçının içine soğuk sudan çıkarttığınız çikolataları atın ve üzerine biraz daha tarçın koyun. Eğer güllaç toplarınız dondurucuda 1-2 saatten fazla kaldıysa servis etmeden 5 dakika önce dondurucudan çıkartıp 2ye bölün.

Doktor Bitkiler


• Ürik asit, soğan ve üzümden fellik fellik kaçar;
• Albümin taze fasulye karşısında duramaz;
• Kansızlığın, havuç, üzüm, ıspanak, pancar, lahana, tereotu, kayısı, elma ve erik karşısında yüzü sapsarı kesilir.
• Kan dolaşımı bozuklukları ve damar sertliği, limon, maydanoz, sarımsak, domates ve armut karşısında daima pes eder,
• Keza romatizmanın yine limon, çilek, ahududu, üzüm, elma, armut, domates, pırasa, taze fasulye, soğan ve kereviz karşısında elleri ayakları titrer,
• Astım, nardan nefret eder.
• Safra ve böbrek taşları, domates, armut, üzüm, pırasa ve armutu görünce düşüp bayılırlar.
• Selülit limonun karşısında erir biter,
• Dereotu saç dökülmesine karşı birebirdir,
• Kolesterol karahindiba ve enginarı görünce, kaçar
• Yorgun kalp kerevizle, üzümle, soğanla ve narla içli dışlı olursa güçlenir,
• Spazmlar ve sinir krizleri ile uykusuzluk, mandalina, armut ve marul karşısında daima pes eder;
• Kabızlık, ancak zeytinyağı, prasa, erik, kiraz ve üzümle sökülüp atılır,
• Kalsiyum ve mineral eksikliklerinin havuç, pırasa, şalgam, lahana, pancar, badem, ıspanak, üzüm, elma, kiraz ve çilek karşısında hep korkudan dişleri takırdar,
• Şeker, soğanı, enginarı, pancarı zeytin ve zeytinyağını, fındığı, cevizi ve bademi gördü mü, erir gider,
• İshal, havuç, limon, nar ve kayısıdan nefret eder.
• Siğil, sarımsakla yumuşar,
• Ödemler ve bünyenin su tutma hali, soğan, armut, kavun, elma, kiraz, şeftali, dereotu ve patlıcan karşısında hemen buharlaşır, gider,
• Ülser ve midede asitlenme, havuçla lahana ile limonlarla üzüm, elma ve ananasla çözülür
• Kanser ve kansere yatkınlığın düşmanı sarımsak ve kırmızı pancardır,
• Karaciğer yetersizliği, karaciğerin büyümesi karahindiba, kuşkonmaz, havuç, enginar, zeytin, kereviz, turp, zeytinyağı ve greyfrut karşısında geriler.
• Boğaz ağrıları, dut, frenk üzümü, sarımsak, ıhlamur ve yosunu görünce, barış çubuğu tüttürmeyi yeğlerler.
• Basur, karpuz ve üzüm karşısında ufalır.
• Herpes'in amansız düşmanı elmadır.
• Tansiyon yüksekliği de sarımsak, maydanoz, limon, frenk üzümü ve armut karşısında hemen tonunu indirir.
• Bağırsak enfeksiyonları ve mide ekşimeleri ise, çay üzümü, tarhunotu, limon, elma ve domates çıkage-lince, kuşatmayı derhal kaldırır.
• Menapoza karşı tek çare.frenk üzümüdür
• Sinir depresyonu ve sinir zaafları, portakal, havuç, armut, şalgam, soğan, kuşkonmaz, badem, erik, incir ve diğer kuru yemişlerin huzurunda hemen diz çökerler.
• Şişmanlık, armudu görünce, söner, gider.
• Pankreas zafiyeti, patlıcan saldırısına karşı hiç direnemez.
• Deri hastalıkları, enginar, limon salatalık, kereviz, kuşkonmaz ve turp karşısında renk değiştirir.
• Böbrek bozuklukları daha üzüm, elma, kavun, kereviz, karahindiba ve tekesakalı görünür görünmez kirişi kırarlar.
• Ciltteki kırışıklıklar, havucun temasıyla düzelir.
• Enginar, domates, üzüm ve çayüzümü çıkageldi mi, üre bütün serinkanlılığını yitirir.
• Damarların zayıflığını, portakal, yeşil biber takviye eder
• Solunum yolları hastalıkları ve akciğer arızaları, turp, sarımsak, şalgam ve dereotu yanlarına yaklaşınca, nefes bile alamazlar.

Dondurmalar Hakkında


Tuğrul Şavkar

Dondurmanın keşfiyle ilgili anlatılan hikâyeler birden çoktur. İddiaların birinde dondurmayı ilk kez Roma'yı yakarak tarihe geçen ünlü İmparator Neron'un bulduğu anlatılır. Öyküye bakılırsa Neron gladyatörlerin acımasız çarpışmalarına her yurttaşı gibi yakın ilgi göstermektedir. Ancak sıcak Roma günlerinde Akdeniz'in yakıcı güneşi altında bu seyirlik oyunları izlemek imparator için çoğu kez bir işkenceye dönüşür. Keyfin tamamlanması için bir serinletici aranır. Neron'un aşçıbaşma bağlı özel askeri birlik, İtalya dağlarının yaz günleri bile karlı kalan tepelerinden, arası tuzla doldurulmuş fıçılarda sarayın serin mahzenlerine kar taşırlar. Bu karlar, Roma geleneğindeki ballı hidromel içkisinden esinlenerek, bal ve değişik meyvelerle tatlandırılarak altın bir kupa içinde imparatora sunulur. Böylece serinleyen imparator arenadaki dövüşleri daha zevkle izler. İmparatorun bu keyif düşkünlüğü sayesinde de ortaya dondurmanın ilk biçimi olan ilginç bir tatlı, dondurmanın ilkel atası çıkar.
Bu arada benzer bir öykü de Büyük İskender için anlatılır. Neron'dan çok önce yaşayan ve yeryüzünün gerçek anlamdaki ilk uygar imparatorluğunu kuran Makedonyalı Büyük İskender'in sarayında meyve dilimleri ve meyve püresi ile bal ve kardan oluşan bir yiyeceğin bulunduğu yazılıdır. Bu kayıtlar dondurmanın ilkel bir biçiminin ilk kez bu büyük fatihin çevresinde keşfedildiği tezini güçlendirmekte.
Bir başka yarı-mitolojik anlatım ise, dondurmanın tarihini Çinliler'e bağlar. Tatlıcılık alanında önemli bir yeri bulunmayan Çinliler'in, eski çağlarda gösterdikleri teknolojik gelişmeler sonucu yapay olarak buz elde etmeyi başardıkları söylenir. Nitekim Marco Polo, Çin'den döndükten sonra, buz olmadan soğutma yöntemini Doğu'dan İtalya'ya getirmişti. Bu yöntemde dondurulmak istenen madde bir kaba konmakta ve üzerinden güherçileli su geçirilmekte idi. Karışım, kabın içindeki maddenin hızla soğumasına yol açmaktaydı. İlk sütsüz dondurma olan granitaların onüçüncü yüzyılda İtalya'da moda olmasını bu buluşa borçluyuz.
Yukarıdaki hikâyenin bir benzeri de, bu sanatın Çinlilerden Araplar'a geçtiği ve oradan Batı dünyasına yayıldığını anlatır. O dönemlerde Arap tacirler Çinliler ile sürekli ilişki içindeydi. Buzlu içecek yapma sanatı da tüccar Araplar tarafından öğrenilmiş olmalı. Sıcak iklimlerde yaşayan Araplar'm bu keşfin peşinde uzun süre ve ısrarla koşmuş olmalarında fazla şaşacak bir yan yok. Hiçbir şeyin sonsuza kadar gizli kalmadığı düşünülürse, Çinliler'in de buzlu içecek yapma sanatını kendilerine saklamaları zaten düşünülemezdi.
Böylece Araplar şerbet denen içeceği mutfaklarına katmakta duraksamadı. Bizdeki şerbet yapma geleneğinin de Araplar'dan geldiğini söyleyebiliriz. Bugün hâlâ sütsüz dondurmaların Avrupa'da "sherbet" veya "sorbet" olarak anılması bunun kanıtı olarak görünüyor.
Tekrar İtalya'ya dönecek olursak, ülkenin önde gelen soylu ailelerinden Medici'lerin kızı Catherine, Fransa veliaht prensi ile evlenir. Kısa süre sonra da veliaht prens, II. Henri adıyla Fransa tahtına oturur. Catherine de Medici Rönesans İtalyası'nm bütün zarafetini çeyizi ile birlikte Fransa'ya götürmüştür. Bu zarafet içinde sofra âdetleri ve yemekler de büyük yer tutar. Yanma aşçılarını ve sofra görevlilerini de almış olan genç Catherine, kraliçe olduktan sonra bu yenilikleri Fransızlar'a kabul ettirmekte güçlük çekmez. Yenilikler arasında dondurma da vardır!
Ancak dondurmanın yaygınlaşması yine Fransa'da, yaklaşık yüz yıl kadar sonra bir başka İtalyan, Francesco Procopio ile sağlanır. Fransızlar'm Procope olarak andığı bu italyan tatlıcı, Paris'te bir "cafe" açar. Burada şerbetler ve değişik içeceklerin yanı sıra dondurma da satar. Bir anda Cafe Procope'a gitmek, Paris'te bir modaya dönüşür. Parisliler Procope'un dondurmalarıyla yaz boyunca serinlerler. Moda kenti Paris'te ağzının tadına düşkün Fransızlar'm önayak oldukları bu gelişme, önce aynı kentteki "limonatacılar" tarafından taklit edilir. İkiyüzelliyi aşkın limonatacı, mönülerine hemen dondurmayı da ekler. Sonra dondurma Paris'ten dünyanın dört bir yanma gurmeler aracılığı ile hızla yayılır.
Yaklaşık bir kuşak sonra, dondurma ünlü Procope'un mirasçısı tarafından salt yazlık bir serinletici olmaktan çıkarılır. Artık dondurma kibar çevrelerde yaz-kış mönülerde tutulmaktadır. Özellikle yemeklerin bir dondurmayla bitirilmesi biraz da züppemsi bir âdet olur. Hele dondurmalar Paris'te dükkân açmış Pratti ve Tortoni adlı iki İtalyan'ın dükkânından geliyorsa, bu çok daha makbuldür.
Bugün dondurma dünyanın her yerinde yenen ve kültür farkı gözetmeyen bir tatlı. Dondurmayı sevmeyen hiçbir ulus ya da kişiye rastlanmaz. Yalnız İskandinav ülkelerinde ve Amerika'da bu neredeyse çılgınlık halindedir ve yılın on iki ayı boyunca çok büyük miktarlarda dondurma tüketilir. Oysa, örneğin İtalya dahil Akdeniz ülkelerinde dondurma, hâlâ yazlık bir tatlı olarak görülür.
Teknik anlamda dondurmalar üç çeşitte ele alınır: Granitalar, sorbeler ve dondurmalar. Bunlardan birincisi Büyük iskender'in veya Neron'un yediği iddia edilen dondurmalara benzer. Modern granitaları meşhur eden, yukarıda adı anılan İtalyan tatlıcısı Tortoni. Çok ufak parçalar halinde buzlu bir dokusu olan tatlı, kahve veya likörle hafifçe lezzetlendirilmiş bir şurubun yarı dondurulmasıyla elde edilir.
Granita, neredeyse iki yüz yıl önce keşfedilmiş olmasına rağmen, seçkin sofralarda yerini bugün bile iki yemek arasında sunulması geleneğini korumakta. Hele mönüde farklı ana malzemeleri olan - örneğin balık ve dana eti gibi - iki ana yemek varsa, damağı temizlemesi amacıyla konuklara bir granita sunulmaması düşünülemez bile. Sorbelere gelince, bunlar mönülerde yerlerini bir anlamda granitalar ile aynı işlevi görmelerine borçlu sayılırlar. Yine de yapım açısından bunlardan bir adım ötededirler.
Sorbeler de, granitalar gibi, hafif buzlu bir kıvamdadır. Ana malzemeleri meyve püresi veya meyve suyudur. Tabii likörler de dahil olmak üzere bir içki ya da çay, kahve gibi içecekler de sorbenin ana malzemesini oluşturabilir. Bu konuda seçenekler sonsuz denecek kadar çok ve daha çok tatlı ustasının vizyonuna bağlı. Buna genellikle şeker şurubu eklenir. Ancak dondurma işlemi sırasında karışım çırpılmaz. Sorbe donduktan sonra hacim kazandırılmak istenirse İtalyan merengi adı verilen bir karışım eklenir.
Günümüzde sorbelere ekstra bir tat katmak için çoğu kez içlerine kuru meyve veya glaze meyveler eklenir, ya da üzerlerine uygun bir içki dökülür. Böylece basit bir sorbe zenginleştirilmiş olur.
Gerek granitalar gerekse sorbeler evlerde kullanılmak üzere geliştirilmiş sorbetiyer adı verilen basit elektrikli aletlerde yapılabilmekte. Her ikisi de genellikle önceden soğutulmuş ince ve uzun ayaklı cam bardaklarda sunulur.
Dondurmalar, türünün en gelişmiş ürünlerini oluşturur. Dondurmanın en önemli özelliği süt, krema ve yumurtayla zenginleştirilmiş olması. Karışım, profesyonel dondurma makinelerinde yer alan bıçaklar tarafından düşük ısıda sürekli karıştırılarak havayla çoğaltılır ve pürüzsüz bir kıvam elde etmeleri sağlanır. Bu işlem sırasında çeşitli tatlandırıcılar eklenerek farklı dondurmalar elde edilir.
Dondurmaların kendine özgü bir tadı olduğu konusunda hemen herkes fikir birliği içindedir. Yine de servis sırasında değişik kombinasyonlar denenir. Bunların başında dondurmaların ayaklı bir cam bardak içine konduktan sonra meyve ve sos ile sunulduğu kuplar gelir. Tabii, kupların tümü bu formüle sıkı sıkıya uymak zorunda değil. Bazılarında meyve bulunmaz, bazılarmdaysa kuruyemişler yer alır. Soslar zaman zaman yerlerini basit bir şeker şurubuna bırakır.
Amerika'dan bütün dünyaya yayılan bu âdet, zamanla ortaya çok çeşitli kupun çıkmasına yol açmış. Yine de klasik kuplar bu kıtanın sınırlarını hemen aşmış ve bütün dünyaya kısa zamanda yayılmış. Aşağıda tariflerini bulacağınız çikolata sosu ile lezzetlendirilmiş "Kup Danimarka", meyve salatalı "Kup Jacques", poşe edilmiş armutla hazırlanan "Armut Güzel Helene" ve şeflerin kralı - kralların şefi Auguste Escoffier tarafından ilk kez Avusturyalı ünlü opera sanatçısı Nellie Melba için yapılmış olan "Peş Melba" kuplar arasında en tanınmış uluslararası örnekleri oluşturur.
Kupların birçok klasik tarifi bulunmakla birlikte bu alanda bir sınırlandırma yapmak neredeyse imkânsızdır. Uygun dondurma çeşitlerinin uyumlu meyve ve soslarla birleştirilmesinden çok sayıda kup hazırlanabilir.
Dondurma çeşitleri sadece kuplarla sınırlanamaz. Parfeler de dondurma kökenli bir tatlı. Sadece dondurmanın çabuk erimesini önlemek için bunlara krema eklenmiş. Elde edilen karışım ise silindir biçiminde bir metal kaba konularak servis edilmiş. Parfelerin dondurmaları farklı olabileceği gibi, içlerine eklenecek çeşitli meyvelerle de zenginleştirilmeleri mümkün. Ayrıca tabağa uygun sos eklenerek de bu zenginlik artırılabilir.
Dikdörtgen veya üçgen kaplarda değişik dondurmaların bir arada dondurulmasıyla elde edilen "kassata"lar, yarım küre biçimindeki kaplarda dondurulan "bomb"lar, merengle hazırlanan bir tür dondurma pastası olan "rokoko" dondurmanın ne kadar geniş bir alanı olduğunu gösteren örneklerden sadece birkaçıdır.

Dondurmalı Tartoletler


5 çorba kaşığı margarin (75 gr)
1 adet yumurta
1 su bardağı un (125 gr)
½ su bardağı şeker (85 gr)
1 adet limon kabuğu rendesi
7-8 çorba kaşığı marmelat (140 gr civarında)
Meyve suyu
1 top Carte d’Or Halis Kaymak Tadında
1 top Carte d’Or Sakızlı Muhallebili Dondurma

Margarini eritin, oda sıcaklığında olmasına özen gösterin. Yumurtayı çırpın, yağ, un, şeker ile karıştırın. Hamura limon kabuğu rendesini de ekledikten sonra streç folyoya sarın 1 saat buzdolabında, 10 dakika da derin dondurucu da bekletin.
Dolaptan çıkardıktan sonra merdaneyle açın. Yağlanmış porsiyonluk tart kalıplarına, elinizle kenarlarını kaldırarak yayın. Kıtır olması için çatalla çok sık aralıklarla delin. Marmelatı (kuşburnu, böğürtlen veya erik olabilir) meyve suyuyla sulandırıp üstlerine sürün.
Önceden 200° C’de ısıtılmış fırınınızda 15-20 dakika kenarları kızarana dek pişirin. Birer top dondurma ile servis edin.


Düdüklüde Erik Reçeli


1 kg mürdüm eriği
1 kg şeker
1 çay bardağı su
1 adet limon

Erikler yıkanır, suyu iyice süzülür. Sonra çekirdekleri çıkarılır ve birkaç parçaya kesilir. Düdüklüye konur. Üzerine şeker su ve limon suyu eklenir. Dikkatlice karıştırılır. Düdüklünün kapağı kapatılır. Hızlı ateşte pimi çıktıktan sonra ateş kısılır ve 3 dakika pişirilir. Düdüklünün içinde soğuduktan sonra kavanozlara basılır.

Sayfa: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7  Sonraki »


lezzetler.com
Site Hakkında
Kullanım Kuralları
Uyelik Kuralları
Gizlilik Bildirimi
Hediyeli Uyelik
Bölümler
Web Araçları
istanbul escort | bayan escort | am yarak | adult | esmer porno | mobil porn | porno izle | Ensest porno | porno izle
lezzetler.com Siteleri
lezzetler.com Turkce
lezzetler.com Mobil
lezzetler.com Blogları
en.lezzetler.net English
es.lezzetler.net Español
de.lezzetler.net Deutsch
it.lezzetler.net Italiano
fr.lezzetler.net Français
lezzetler.org International
İsmet Atabay Yemek Tarifleri
Yemek Kitapları
Mutevazı Lezzetler® Yemek Kitabı
Mutevazı Lezzetler® İkramlar
Mutevazı Lezzetler® Kurabiyeler
Mutevazı Lezzetler® Çorbalar
Mutevazı Lezzetler® Pilavlar
Mutevazı Lezzetler® Videoları
Mutevazı Lezzetler® Fotoğrafları
Mütevazı Lezzetler®
Mutevazı Lezzetler® Sertifikaları
Mutevazı Lezzetler® Türkçe
Mutevazı Lezzetler® Azəricə
Mutevazi Lezzetler® English
Mutevazi Lezzetler® Español
Mutevazi Lezzetler® Deutsch
Mutevazi Lezzetler® Français
Mutevazi Lezzetler® Italiane
Скромные Вкусы® Русский
لذيذ المتواضع ®عربية
Video Sunucuları
video.lezzetler.com
video.mlrecipes.com
atabay.org
Youtube
Google+
Dailymotion
Facebook
İzlesene
Mynet
Sosyal Medya
lezzetler.com facebook uygulaması
lezzetler.com facebook sayfası
lezzetler.com twitter sayfası
Mutevazı Lezzetler® facebook sayfası
Mutevazı Lezzetler® twitter sayfası

© MMV Mütevazı Lezzetler® TR-06500 Beşevler-ÇANKAYA 2005-2017 Bütün Hakları Saklıdır
istanbul escort | bayan escort | am yarak | adult | esmer porno | mobil porn | porno izle | Ensest porno | porno izle