Diyabet Hakkında
Dilara Koçak
Sağlık Bakanlığı’nın 2005 yılı verilerine göre ülkemizde yaklaşık 4 milyon şeker hastası var. Hastalık oluşumu için en önemli risk faktörleri hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, aşırı kilolar ve ailede diyabetli bireylerin varlığı olarak bildiriliyor.
Şeker hastalığı yaşadığımız yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri ve dünya nüfusunun yüzde 2.5’i bu sebeple olumsuz etkileniyor.
Tüm yaş gruplarında görülebilen ve yaşam boyu süren diyabet, genelde aşırı su içme ve yemek yeme, sık acıkma, aşırı idrara çıkma, yorgunluk ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteriyor.
Diyabetin, “en sık ölümlere neden olan” birçok hastalığın hazırlayıcısı olduğu ve iyi tedavi edilmemesi durumunda yaşamsal organlarda ciddi, kalıcı hasarlara yol açtığı biliniyor.
Diyabet Hastalığı Nedir?
Vücudumuzun temel enerji gereksinimi, karbonhidratlar ile sağlanır. Karbonhidratın vücutta kullanımı için, en küçük birim olan glukoza dönüşümü gerekir. Glukoz kanda dolaşan formdur. Beyin ve diğer organlar için hayati enerji kaynağıdır. Yalnız hücrelerin bu glukozu kullanabilmesi için insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Eğer insülin hormonu yeterli derecede vücutta bulunmazsa glukozun enerji olarak kullanımı da mümkün olmayacaktır. Çünkü kandaki glukozu hücrelere insülin götürür. İnsülin yokluğunda kanda glukoz birikir. İşte bu olayın gerçekleşmesi, diyabet yani kandaki şekerin yüksek olması olarak isimlendirilir.
Diyabet 2 türde görülmektedir.
Tip I diyabet
Sıklıkla çocukluk ve gençlik döneminde rastlanan, Tip 1 diyabettir. Ülkemizdeki diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 10’u bu tip şeker hastasıdır. Tip 1 diyabet, insülin yapımında görev alan pankreas beta hücrelerinin tahrip olması ile oluşur. Tip 1 diyabet tedavisinde insülin kullanmak gerekmektedir. Çünkü insülin hormonu vücutta yeterli derecede yoktur ve dışarıdan alınması gerekir.
Tip 1 tedavisinde yeterli ve dengeli beslenme ile yapılan fiziksel aktivitede büyük önem taşımaktadır. Eğer tip 1 diyabeti olan kişi beslenme planına, fiziksel aktivitesine ve insülin tedavisine uygun hareket ederse problem yaşamayacaktır.
Tip II diyabet
Genellikle yetişkin dönemde görülen diyabettir. İlk zamanlarda insülin salgılanması varken salgılanan insülin hücreler tarafından kullanılamaz. İleri dönemde ise insülin salgılanma seviyesi düşer. İnsülin kullanımına gerek olmadan diyet ile tedavi hekim kararı ile birlikte düşünülebilir.
Vücut ağırlığında problem olan bireyler, ailesinde diyabet olanlar, 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlarda Tip II diyabet görülme riski daha fazladır.
Tip II diyabette de Tip I diyabette olduğu gibi beslenme planına önem verilmeli ve fiziksel olarak aktif olmak gerekmektedir.
Diyabet hastalığından korunmak, hastalığı geciktirmek veya kontrol altında tutmak için en önemli faktör BESLENME ŞEKLİ’dir.
Diyabette Beslenme
Kişiye göre hazırlanmış bir beslenme programı, tedavinin temelini oluşturmaktadır. Özellikle Tip II diyabetliler için hazırlanmış iyi bir beslenme planı, kan şeker seviyelerini insüline gerek kalmadan normal düzeylerde tutmaları için önemlidir.
Her kişi birbirinden farklı olduğu için diyabetli bireylerin diyetleri de yaşam şekillerine göre farklılık gerektirir. Diyabetliler için bir tek diyet örneği yoktur.
Beslenme planı hazırlanırken en önemli nokta, aksi bir durum yoksa diyabetli kişinin normal vücut ağırlığına getirilmesi ve korunması olmalıdır.
En az 5 öğün olacak şekilde beslenmelidir.
Protein, karbonhidrat ve yağlar gereksinmeleri karşılayacak düzeylerde diyette yer almalıdır.
Alkol tüketilmemelidir.
Beslenme planı yeterli ve dengeli olacak şekilde hazırlandığında kan şekeri normal seviyelerde kalır.
Diyabette Fiziksel Aktivite
Diyabette kan şekeri kontrolünde beslenme ve ilaç kullanımı kadar fiziksel aktivite de koruyucu etki göstermektedir. Fiziksel aktivite, besinlerin parçalanması sonucunda oluşan şekerin emilerek kana geçmesinden sonra hücreler tarafından kullanımı hızlandırır.
Böylece kan şekerinde düşme sağlanır. Özellikle vücut ağırlığı kontrolünde fiziksel aktivite önemli bir yer tutmaktadır.