Yiyiniz içiniz ancak israf etmeyiniz (Araf 31)
Banu Atabay'ın lezzetler.com yemek tarifleri sitesi
93,226 Yemek Tarifine 2,763,319,920 defa bakıldı


karnabahar önerileri


Önceki Aramalar




Günün Yemek Menüsü
Günün İkram Menüsü

Ana Sayfa   
Video Yemek Tarifleri
Yemek Galerileri
Yemek Fotoğrafları
Ana Yemek Tarifleri
Tatlı Tuzlu İkram Tarifleri
Yöresel Yemek Tarifleri
Geleneksel Yemek Tarifleri
Etnik Yemek Tarifleri
Dünya Mutfaklarından Yemek Tarifleri
Diyet Yemek Tarifleri
Markalardan Yemek Tarifleri
Ustalardan Yemek Tarifleri
Bebek Yemek Tarifleri
Vejetaryen Yemek Tarifleri
Osmanlı Yemek Tarifleri
Sebze Yemek Tarifleri
Meyve Tarifleri
Kırmızı Et Yemek Tarifleri
Av ve Kümes Etleri Tarifleri
Balık ve Deniz Ürünleri Yemek Tarifleri
Sakatat Yemek Tarifleri
Çerez Tarifleri
Tahıl Yemek Tarifleri
Diğer Malzemelerden Yemek Tarifleri
Pişirme Yöntemlerine Göre Yemek Tarifleri
Tatlarına Göre Yemek Tarifleri
Kolay Tarifler
Alfabetik Yemek Tarifleri
En Yeni Yemek Tarifleri
Malzemeye Göre Arama
Diğer Konular
Mütevazı Lezzetler® Yemek Kitapları

Üye Girişi
Yeni Üye Kaydı







Sayfa: « Önceki  1, 2, 3 ... 16, 17, 18 ... 21, 22, 23  Sonraki »
Morney sosu (Fransa)


Malzeme (4 kişilik):
40 gr. tereyağı,
30 gr. un (tepeleme bir çorba kaşığı) (elenmiş),
1/2 litre (2 su bardağı) süt,
tuz,
karabiber,
50 gr. gravyer rendesi,
1 yumurtanın sarısı.

Tereyağı küçük ve dibi kalın bir tencerede, ağır ateşte, eritin. Yağ erir erimez, ateşin altını hafifçe açıp, bir yumurta teliyle sürekli karıştırarak unu ilave edin. Karıştırmaya devam ederek unu, rengi hafifçe dönene kadar pişirin.
Soğuk sütü bir defada ilave edip sürekli karıştırarak kaynatın. Süt kaynar kaynamaz ateşi hafifçe kısarak tuzunu ve biberini katıp 5-10 dakika pişirin, bu sırada, dibinin tutmaması için ara sıra karıştırmayı ihmal etmeyin.
Tencereyi ateşten alıp gravyer rendesi ve yumurta sarısını ilave ederek birkaç kez daha karıştırın. Sosunuz kullanılmaya hazırdır.

Not: Yumurta sarısı ve gravyer rendesini ilave ettikten sonra nedeni ne olurdaha ateşe oturtmayın. Özellikle yumurta sarısı pişeceğinden sosun tadı bozulacaktır.
Daha lezzetli bir sos elde etmek isterseniz tuz ve biberle beraber biraz da küçük hindisi an cevizi (müskat) rendesi ilave edebilirsiniz.
Morney sosu tavuk, dana etleri, yumurta yemekleri, poşe balık, patates, karnabahar. pazı, ıspanak, havuç gibi sebzeler ve hatta makarna yemeklerinde de kullanabilirsiniz.

Mücver Nedir


Haşlanmış ( karnabahar vb. ) veya çiğ ( kabak vb ) sebzeler rendelenir veya ince ince kıyılır. Yumurta, un, peynir, yeşillikler ( maydanoz, dereotu, nane vb ), baharatlar ( karabiber, kırmızıbiber, pul biber vb ) ilavesiyle akıcı bir kıvamda hazırlanır. Kaşıkla kızgın eytinyağına dökülmek suretiyle kızartılır.

Mültivitamin Sebze Çorbası


Yılmaz Hasanusta

2 patates
2 havuç
1 orta boy kuru soğan
1 diş sarımsak
100 gr karnabahar
1 veya 2 tane yeşil biber
2 tane domates
1 tane kabak (orta boy)
1 çorba kaşığı karışık salça
Yarım çay bardağı kırmızı mercimek
Yarım çay bardağı pirinç
Ve isteğe göre baharat
Tavuk veya et suyu
1 çay kaşığı sıvı yağ

Sebzelerin kabukları soyulup yıkanır yemeklik doğranıp tüm malzemeler tencereye konur 3 dakika sotelenince 4 su bardak su ilave edilir. Bir taşım kaynatalım blendırdan geçirilip yeniden ocakta çorbayı istenilen kıvama göre pişiriyoruz. Dik olarak üzerine rendelenmiş kaşar veya tirit, 1 dilim limonla servis yapıyoruz.

NOT: Un koymuyoruz patates ve pirinç çorbanın yoğun olmasını sağlıyor, malzemelri eksiltip veya daha zengin halede getirebilirsiniz

Naneli Brokkoli ve Karnabahar (İtalya)


350 g ayıklanmış karnabahar (yalnızca çiçekli bölümleri)
250 g ayıklanmış brokkoli (yalnızca çiçekli bölümleri)
6 taze nane dalı
1 çorba kaşığı sirke
2 diş sarımsak (dövülmüş)
1/2 tatlı kaşığı tuz
1 çorba kaşığı taze soğan ve sarımsak (iri doğranmış)
1 çorba kaşığı doğranmış taze mercanköşk
1 tatlı kaşığı Dijon hardalı (ya da normal hardal)
2 çorba kaşığı natürel zeytinyağı
bir tutam taze çekilmiş karabiber

Büyük bir tencereye 2,5 cm yükseklikte su koyup, içine bir buğulama kabı (delikli kap) yerleştirin. Tencereyi ateşe oturtup, suyu bir taşım kaynatın. Kaynayınca karnabaharlar, brokkoliler ve taze nane dallarını (yapraklarını ayırın) buğulama kabına yerleştirip, buharla iyice yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 5 dakika) suyu kaynatmaya devam edin. Tencereyi ateşten alıp, buğulama kabını soğuk suya tutun. Sonra sebzeleri aynı kapta süzülmeye bırakıp, nane dallarını alarak atın.
Bir tencerede sirke, sarımsak, tuz, soğan ve sarımsaklar, mercanköşk, hardal, zeytinyağı ve karabiberi karıştırın. Süzülen kamabaharve brokkolileri katarak, yeniden hafifçe karıştırın. Tencereyi plastik filmle örtüp, buzdolabında 3 saat soğutun.
Tencereyi buzdolabından alıp, naneli brokkoli ve karnabaharı cam salata tabaklarına bölüştürün ve ayırdığınız nane yapraklarıyla süsleyerek servis yapın.

Narlı Karnabahar Salatası


1 adet nar
3 adet karnabahar
2 diş sarımsak
3 çorba kaşığı süzme yoğurt
2 limon
3 çorba kaşığı zeytinyağı
Yarım demet dereotu

Karnabaharları yıkayıp bıçakla ince ince kıyın. Çiğ olarak kullanın, çok lezzetli oluyor. Üzerine limon suyunu sıkıp, bir kabın içinde iyice karıştırın. Süzme yoğurt ve ezilmiş sarımsakları ekleyip karıştırın. Kıyılmış dereotu ve soğan da isteyen içine ekleyebilir. Zeytinyağını üzerine gezdirip soğuk olarak ikram edin. Birçok yörede farklı tariflerle yapılır ama bu salatayı pek bilmezler. Hep pişirilir karnabahar, oysa çiğ de çok faydalı ve lezzetlidir. Üzerine bol miktarda nar da ekleyip ikram edin.

NARLI SALATA


1/2 karnabahar
4 çorba kaşığı yoğurt
3 diş sarımsak
1.5 çay bardağı nar tanesi
4 dal dereotu
5 çorba kaşığı zeytinyağı
Tuz

Karnabaharı yıkayıp çok ince kıyın, derin bir tabağa alın. Yoğurt, kıyılmış dereotu ve ezilmiş sarımsakları koyup karıştırın. Üzerine zeytinyağını ve tuzu ekleyin. Nar taneleriyle süsleyerek servis yapın.

Nohut Salatası (Suriye)


1 çay bardağı tereyağı
4 adet soğan
1 çorba kaşığı köri
250 ml. tavuk suyu
1 tatlı kaşığı nişasta
1 adet limon
250 gr. sultani bezelye
1 çorba kaşığı limon suyu
250 gr. karnabahar
250 gr. nohut (haşlanmış)
5 dal Maydanoz

4 adet soğanı doğrayıp 3 çorba kaşığı tereyağda pembeleşinceye kadar kavurun, 1 çorba kaşığı köri ilave edip 1 dakika karıştırarak soğana yedirin. Nişastayı 200 ml. tavuk suyunda eritip ekleyin ve bir taşım kaynatıp soğumaya bırakın.
Sultani bezelyeleri ve karanabaharı yıkayın, temizleyin. Parçalar ayırıp 2-3 mm. Kalınlığında dilimleyin, daha sonra bezelyelerle beraber birkaç dakika, kaynamakta olan suya tutup çıkarın.
Bezelyelerle karnabaharları bir servis tabağına alıp üstüne haşlanmış nohutları ilave edin. Soğumuş köri sosuna, kalan tereyağı katıp, limon suyu ve tuzla tatlandırın, salatanın üzerine dökün.

Nohutlu Karnabahar


Malzemeler:
1 su bardağı nohut (akşamdan ıslatılmış)
1 adet küçük boy karnabahar
6 çorba kaşığı sıvı yağ
1 adet orta boy soğan
1 çorba kaşığı salça
200 gram kıyma
Yeteri kadar tuz karabiber
Yeteri kadar su

Hazırlanışı:
Akşamdan ıslatılmış nohutları haşlayın. Karnabaharları küçük çiçeklere ayırın. Tencereye sıvı yağını küp doğranmış soğanı ekleyip kavurun. Kıymayı ilave edin. Salçayı da ilave ederek birkaç kez çevirin. Karnabaharları nohutları koyarak tuz ve karabiber ekleyin. Karnabaharın üzerini aşacak kadar su ilave edip ağır ateşte pişirin.

Olga'nın Peynir Fondüsü


2 çorba kaşığı Pınar tereyağı
1 orta boy rendelenmiş soğan
1 küçük paket rokfor peyniri
1 kutu Pınar labne peyniri
1 kutu Pınar Krema
Biraz Pınar süt
Çekilmiş karabiber
1 büyük yuvarlak ekmek
Bayat ekmek
Karnabahar
Havuç
Brokoli

Bir tencerede yağı eritin. Soğanı pembeleşinceye kadar kavurun ve labneyi ekleyin. Rokforu küçük parçalara bölerek ekleyin. Peynirler eriyince krema, karabiber ve sütle kıvamını ayarlayın. (Biraz suluca olmalı.) Bir büyük yuvarlak ekmeğin içini çıkarın. Hazırladığınız peynir sosunu içine dökün. Büyük bir servis tabağına yerleştirin. Kenarına; küp küp kesilmiş bayat ekmek, çiğ karnabahar çiçekleri, parmak kalınlığında kesilmiş havuç, çok az haşlanmış brokoli çiçekleri koyun. (isteğe göre çeşitleri çoğaltabilirsiniz.) Bu malzemeleri ekmeğin içindeki peynir sosuna batırarak yemek üzere içkiyle servis yapın.

Osmanlı Mutfağı


Kültür ve Turizm Bakanlığı

Bir zamanlar, Asya'dan Anadolu'ya doğru akan Türk boyları, eski uygarlıkların mayaladığı bu topraklara Uzak Doğu'da oluşan o zengin kültürü büyük bir ustalıkla ve yol boyu, geçtikleri her ülkeden aldıkları malzemeyle zenginleştirerek taşımışlardı. Bu hareket sırasında elbette mutfak kültürüne de gereken yeri vereceklerdi. "Açları doyurun, çıplakları giydirin, yıkılanları yapın, az halkı çok edin" gibi kutsal öğütlerle yola çıkan göç kafilelerinin yeni vatandaki görevleri kendilerine böylece bildirilmişti.
İşte, yıllar sonra Anadolu ve Rumeli'nde gelişen Osmanlı kültürü ve de bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturan mutfak ve yemek töreleri Asya Türklerinin tarihsel birikimiyle birlikte oluştu, gelişti ve ünlendi.Bu hareketli kültür birikimini yeni vatanda geliştirecek, destekleyecek ve üretkenliğini arttıracak bir çok eleman vardı.
Yeni toprak, her şeyden önce üç ayrı denizle çevrilmişti:Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi.Bu üç deniz bütün mal varlıklarını Anadolu göçmenlerinin emrine sunmuştu ve bu üç denize bağlı iki boğaz (Çanakkale ve İstanbul Boğazları) ve de onları birbirine bağlayan Marmara Denizi, bir yandan kendine özgü bereketi ile bir yandan da Anadolu'da, dört mevsimi bir arada yaşamanın özellikleri ile, Batı'da bahar keyfi sürerken, Güney'de yaz, Karadeniz'de ılıman bir sonbaharı yaşama imkanını kullanarak, ülkenin bütününü, her mevsim taze sebzeler ve değişik meyvelerle donatıyordu.Bizler de, bugün bile aynı keyfi yaşamıyor muyuz?
İşte bu nedenlerle Osmanlı mutfağının ve yemek kültürünün özelliklerini, tarihsel kültürel birikiminin verdiği çeşitlilik ve coğrafyanın ve iklimlerin verdiği zenginlik ve de denizlerin, göllerin getirdiği bereketle birlikte incelemek ve düşünmek gerekiyor sanırım.Bu koşullar, Osmanlı yemek kültürünü dünyanın üç büyük mutfağından biri olma kıvamına getirdi.
Yaşadığımız günler, yaşadığımız koşulların büyük değişimleri nedeniyle bu kültür elbette durmadan yenileniyor."Kalıcı olma" şansı her gün biraz daha azalıyor.Bugün tüm dünyada insanlar evlerinde ve aile sofralarında birlikte yemek keyfini çok az bulabiliyorlar.
Gelişen iş töreleri, sıcak yemek alışkanlıklarını, ayakta yenen "tost, sandviç" gibi kuru yemeklere dönüştürülüyor, davet yemekleri daha çok lokantalarda veriliyor.Çağdaş tıp, eskilerin en çok sevdiği yağlı yemeklere, hamur işlerine, hamur tatlılarına iyi gözle bakmıyor, fazla kilolu olmaktan korkanlar devamlı "diyet" gayretiyle kolay yemeklere önem veriyor.Ve böylece...Yeni dünyanın yemek sistemi kendi kurallarına göre, eski sistemden ayrılıyor.
Ama, eski sisteme de dikkatle bakıldığı ve araştırmalar yapıldığı zaman onların da, özellikle sağlık açısından bir çok tedbirleri olduğunu, o günlerin koşullarına göre bazı kurallar ve kararlarla bu konuyu yürüttüklerini görüyoruz.Madem ki bizim konumuz Osmanlı mutfağı...Bu konularda, ne demiş Osmanlı'nın akıllısı biliyor musunuz? Ne demiş? Yemekten, içmekten, tatlıdan, tuzludan söz açıldığında... o bolluk ve bereket sofralarında... Haber vermiş ki:
"Az yiyen melek olur
Çok yiyen helak olur"
Aman dostlar dikkat.Aman!O zamanlar, buna benzer vurgulu sözleri usta hat sanatçıları o sanat eseri olan süslü yazılarıyla yazan, zarif levhalar yaparmış. Akıllı ev sahipleri de bu levhaların bir iki tanesini yemek odalarının duvarlarına asarmış:
"Az yiyen her gün yer
"Çok yiyen bir gün yer" gibi.
"Ağız yer, yüz utanır" gibi.
Çok yemek yemenin insanın işine yaramayacağını anımsatan aşağıdaki dize gibi.
"Neler yedi neler yedi bu diş"

AİLE SOFRASI
Osmanlı ailesi günde iki kez yemek yiyor.Kuşluk yemeği - Akşam yemeği.Bu tür sofranın merkezi babadır.Büyük anne ve büyük baba (varsa) babanın iki yanına oturur.Anne, çocukların arasındadır.Onlara yardım eder.Sofra örtüsü yere yayılır, üstüne genelde altı ayaklı bir tahta konur.Onun üstüne de büyük yemek sinisi
Kaşıklar sininin çevresine sıralanır.İslam peygamberinin aile sofrası için önemli bir buyruğu vardır:"Yemeklerinizi ailenizle birlikte yiyin.Çünkü, o yemeğin bereketi vardır" diye buyrulmuştur.Aileler bu buyruğa genelde önem verir ve uygularlar.Sininin çevresine minderler dizilir, sofraya oturanlar sağ kolları sofaya dönük olarak minderlere, hafif bir çaprazla oturur.Sürahi yerde, sofra örtüsünün üstündedir.
İlk yemek genelde çorbadır ve büyücek bir bakır kase içinde sofraya gelir.Babanın seslice bir besmelesi ile yemek başlar.Bu sofralarda, yemek sırasında pek konuşulmaz. Yüksek sesle gülünmez, yemeği beğenmeyen, sevmeyen biri varsa, bunu açıklamaz.Kesinlikle ağız şapırdatılmaz ,ekmek ısırılarak değil koparılarak yenir.
Asık suratlara ,durumu usulca bildirilir.Sofrada su içmek isteyen olursa, gençlerden biri bardağına suyu koyar.Ve o, suyunu bitirinceye kadar, sofradakiler bekler, su içenin yemek hakkı böylece korunur.Yemekler aynı kaptan yenir.Bu sofralarda çatal ve bıçak yoktu.Sofra töresi ancak Tanzimat'la birlikte değişmeye başlamış ve herkes tabağına konulan yemeği çatal ve bıçak kullanarak yemeği zamanla öğrenmiştir.
Çorbadan sonra et yemeklerinden biri, yanında pilav, ardından ya bir soğuk yemek ya bir börek, sonra da tatlı türlerinden yada meyvelerden bir tabak, tepsiye gelir.Yemek sonunda baba şükür duasını ettikten sonra herkes tuzluktan bir tutam tuz alarak ağzına atar ve yemeği pişirene "Anne elinize sağlık" gibi, "Çok güzel olmuş" gibi bir teşekkür deyimi söyler.
Sonra, evin yetişmiş genç kızı büyüklere kahve yapmak üzere mutfağa geçer.Büyük anneler, babalar oturuyorken, sofradan kalkanlar, sırasına göre, sinideki sofra eşyasını toplar ve mutfağa götürürler. Yerde ekmek kırıntısı asla bırakılmaz.

MİSAFİR SOFRASI
Genellikle yakın akrabalara, arkadaşlara, komşulara verilen davetlerde yemek töresi bazı küçük değişikliklerle gerçekleşir. Ailenin ve davet edenlerin yakınlığına göre ve kişilerin seçimine göre bu davetler ya kadınlar için ayrı, erkekler için ayrı sofralarda verilir; ya da sofralar aynı odalarda kurulabilir. Bir üçüncü ihtimal, kadın sofralarının gündüz evde, erkek yokken yapılmasıdır.Erkek sofraları gece işten sonra verilir.
Yemeğe davet eden, "filan akşam yemeği bizde yiyelim, Allah ne verdiyse" gibi alışılmış sözle işi bağlar.Konuklar yemeğe gelirken "teşekkür babında" konuk evine yada evin çocuklarına uygun bir armağanla gelirler.Yalnız erkeklerin olduğu davetlerde bu armağan töresi pek yoktur.Konuk hanım, paketi ev sahibi arkadaşına "Size layık değil ama" gibi bir küçültme ifadesiyle uzatır.Ev sahibi hanım da, "Ne zahmet ettiniz aşk olsun" diye karşılar, teşekkür eder.
ok eskilerden başlayarak, bu sofralarda konuklara önce bir kaşık bal sunulurdu.Ya da reçel.Bu ikram, "Tatlı tatlı konuşalım, tatlı tatlı yiyelim" deyiminin balla ifadesi olarak kabul edilirdi.Bir de aileye, adı "Tanrı misafiri" olan ve yemek vakti habersiz gelenler olurdu.Onlara ilk sorulan soru "Yemek yediniz mi" ya da "Aç mısınız" dı.
Eve sahibi telaşlanmaz, zora girse bile öfkesini (varsa), asla belli etmez, "Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer" diye, konuğunu sofraya oturturdu. Arada, gelen konuk yeterince doymadı endişesiyle, salata gibi, peynir gibi yan yemeklerden birini uzatır, konuk, "istemem, doydum" gibi bir nedenle kabul etmeyince:
"Misafir ev sahibinin kuzusudur, üzme beni al" gibi bir ısrarla salatayı yada peyniri ya da onlar gibi bir yiyeceği konuğunun önüne sürerdi.Haberli ya da habersiz, misafir sofrasındakilerden biri su ister ve içerse suyu verene "Su gibi aziz ol" diye teşekkür eder ya da kendinden genç biri su vermişse "Berhüdar ol, oğlum" ya da "kızım" der, gülümserdi.
Sofraya, ailenin parasal durumuna, yaşadığı şehre ya da yöreye göre kış günleri çorbayla başlayan yemek, et türlerinden biriyle devam eder, ardından pilav gelir, soğuk yemekler ya da börekler, tatlılar birbirini kovalar, her şey bitince konukların en yaşlısı teşekkür eder, küçük bir dua okur, sonra da burada okuyacağınız şiirsel bir ikramla yemek olayını kapatırdı.
Yağsın sofranıza nur
Kaza- bel', bu evden geri dur
Evin sahipleri olsunlar mamur.
Bu sofralarda sıkça tekrarlanan teşekküre ait deyimler:
Konuk, evin bereketidir. Var olun, sağ olun.
Misafirin baş üstünde yeri var.
Türk'e selam ver, sen yiyeceğini düşünme.
Peynir ekmek, hazır yemek...Ve en güzeli de: "Yiyeceğini değil, yedireceğini düşün" anımsatmasıdır.

TOPLU YEMEK SOFRALARI
Geleneksel kuruluşlarımızın yaşam biçiminden doğduğu belli olan toplu sofra töresi asker ocağında, tekke, dergâh ve zaviyelerde, okullarda, kervansaray ve hanlarda gerçekleşmiştir.Bu sofralarda yemek parası genellikle vakıflardan ödenirdi.
Yemek zamanı, görevlisi tarafından bina dışında uygun bir yerden, yüksek sesle yapılan "sofraya sal ya huuu" çağrısı ile duyurulur, o binadaki herkes işini bırakır ve kimseyi bekletmemek için hemen elini yıkayıp yemekhaneye giderdi.
Herkes bu sofralardan hangisine oturacağını bildiği için hiyerarşideki yerine oturur, saygıyla, edep kuralları içinde, ortak peçete diyebileceğimiz uzun, "yağlık" adlı el dokuması örtünün, önüne gelen bölümünü dizlerine örter, sofra büyüğünün besmelesini beklerdi.Hemen bütün kaşıklar birden o kocaman çorba kasesine dalar ve yemek töreni böylece başlardı.
Aile sofrasının kuralları burada da geçerliydi.Konuşma, gülüşme, yemek seçme, ekmeği ısırarak yeme başkalarının hakkına el uzatma yoktu.Yemek bitiminde toplumun büyüğü ya da onun seçtiği biri yemek dualarından birini okur, sonra da bir tutam tuz ağza atılırdı.Toplu yemek sofraları doğal olarak erkeklerin yemek yediği yerdi ve kadınlar bu sofralara katılamazdı.

İMARETHANELER
Toplu yemek türlerinden biri de Osmanlı'da yoksulları doyurmak için kurulan ve adı İmarethane olan mutfaklardı.Bu kuruluşların kökeni İslam'ın "zekat ve fitre" gibi dini vecibelerinin yerine getirilmesine dayanıyordu.İmaretlerde parasızdı yemekler ve onların masraflarını zenginlerin bir araya getirdiği vakıflar üstleniyordu.
İstanbul'daki İmarethanelerde günde en az 4-5 bin kişiye yemek verilirdi.Bayram ve şenlik günlerinde çoğalırdı bu rakamlar.
İmarethane açan kişiler mülklerini kurdukları imarete bağlamaya mecburdurlar.Bu zorunluluk imaretin devam etmesini sağlamak için gerekliydi. İmaretlerin yaptığı ekmeğin özel bir adı vardı:Fodla.

KAHVE TÖRESİ
Hangi yemekten sonra olursa olsun, kahve vazgeçilmez bir son noktadır.Günlük hayatta da önemlidir.Türk kahvesinin özellikle o dönemde kendine has nükteleri, deyimleri, töresi vardı.Kahve tiryakisi, kahve ocağı, kahve falı, kahve fincanı ve.. "Bir fincan kahvenin kırk yıla varan hatırı".. Kahve çeşitleri de vardı:Sade kahve, şekerli kahve, orta şekerli (Bir adı da adeta) az şekerli kahve..
Bir de zamana göre içilen kahveler vardı.Sabah kahvesi (İki türlü olur).Biri yataktan kalkar kalkmaz içilir.Öbürü kuşluktan az önce.Bu kahveler bazen "sütlü kahve" de olur.Yorgunluk kahvesi, fal kahvesi, dedikodu kahvesi, mola kahvesi, yemek sonu kahvesi gibi...
Türk töresinde yemeğe konuk çağırmak genellikle: "Hiç değilse bir acı kahvemizi içmek için buyurun" diye yapılırdı.Bir de ne zaman tiryakilerle, kahve ve sigara bir araya gelir, tiryakiler:
"Kahve tütün
Keyifler bütün".. diye hoşluklarını ifade ederlerdi.Bu arada yemek arkasından kahve yerine çay içenleri de unutmayalım.
Çayı icat etti bir Pir
Sabahları iki, akşamları bir...diye tanıtırlardı çay lezzetini.

EKMEK VE ÖTESİ
Osmanlı'da ekmek önceleri ev fırınlarında, komşu hanımların birbirine yardımıyla, belli günlerde, daima kadınlar tarafından yapılan ve pişirilen bir nimetti.Sanıyorum ki, Türk mutfağında ekmeksiz bir sofra hiç düşünülememiştir.
Ekmek, buğdaydan, çavdar unundan, mısırdan, kepekten yapılır; somun, pide, şepit, bazlama, yufka ekmeği gibi çeşitleri vardır.Karadeniz'in mısır pastası denilen mısır unu ekmeği ve İstanbul'un francalası incelmiş ekmek türlerinden sayılırdı. Zaman elbette ekmeklerimizle de oynamakta ve kendine uygun değişiklikleri yapmakta.Pide ekmeğini, söz gelimi, insanlar artık yalnız ramazan ayında görüyorlar.
Osmanlı, Batı yaşamından etkilenmeye başladıktan sonra ekmek üretiminden de değişim başlamış ve ev fırınlarındaki ekmek üretimine karşılık çarşı ekmeği gündeme gelmişti.Çarşı ekmeğini ev kadınları önceleri sevmediler.Hatta ayıpladılar.Ev dedikodularına, "onlar çarşı ekmeği yer" lafı bazen ayıplama olarak, bazen de alay etmek için kullanılan bir deyim olmuştu...Ekmeğini evinde yapan veya yaptıran hanımlar sıkıntılarını şu deyişlerle ifade ederlermiş:
Samanlıkta saray oldu
Kadınlara kolay oldu.
veya:
Ekmek çarşıya düştü
Elâlem aç kaldı, küstü.
Ama aslında ekmek ne küstü, ne darıldı.Ekmek her haliyle vazgeçilmez bir yiyeceğimiz olduğu için ilk günden bugüne bütün zarafeti ve tadıyla sofralarımızın baş tacıdır.Öyle değil mi efendim?Öyle ise dilinmiş ekmeklerimizi soframıza koyar, biz de Osmanlı yemeklerinin sohbetine başlarız.

OSMANLI YEMEKLERİ
Fatih Sultan Mehmet'in babası 2. Sultan Murat zamanına kadar gerek halk sofralarında, gerek saray sofralarında yemek düzeni çok sade, çeşitler de çok azdı. Osmanlı mutfağının gelişip oluşması ancak 2. Murat döneminden sonra başlıyor.
Osmanlı yemekleri, biliyorsunuz, her zaman sofraların baş tacı olan çorbalarla başlıyor.Sağlıklı yemeklerin birincisi kabul edilen çorbalar et suyu, tavuk suyu, yoğurt; balık çorbaları da balık suyu ile zenginleştiriliyor ve pirinç, bulgur, tarhana unu, kuru ve taze sebzeler ve sebze kökleriyle kaynatılarak yapılıyor. Ve adeta, mideleri kendinden sonra gelecek yiyeceklere hazırlamak ve hazmettirmek için görevlenmiş sayılıyor.Düğün çorbası, yoğurt çorbası, tarhana çorbası, yayla çorbası ön sıralarda tutuluyor her zaman ve özellikle kuşluk yemeklerinin en hoşa giden çorbaları sayılıyor.
Sofraların temel yemeği olarak çorba ve ekmek öne alındığına göre çorbaların lezzeti ve sağlıklı içeriği olması elbette gerekliydi.Çorba konusu yazıya dökülmeye başlandığında sonu kolay kolay gelmiyor.O dönemlerin hamarat hanımları sadece çorba isimlerini sıralamaya kalktıkları zaman çorba türlerinin sayısı yüzü kolay kolay geçiyor.
Çorbanın önemi Osmanlı'da o kadar belli ki evlenme yaşındaki kızların anneleri ve büyük annelerin en büyük korkusu, kızının "adam gibi çorba pişirmeyi bile bilmiyor" diye evde kalmasıydı. Ve bu konuda annesi gibi düşünmeyen kızlara verilen nasihat:
"Akılsız başa söz neylesin
Tatsız çorbaya tuz neylesin
Ya baba evinde kalan kız neylesin" idi.

ET YEMEKLERİ
Koyun, kuzu, dana gibi kırmızı etler, balık, tavuk gibi beyaz etler, kümes hayvanları ve av etleri et yemeklerinin temel taşlarıdır.Salça, soğan, saramsak gibi yan malzemeyle tatlandırılan et yemeklerinin bir kısmı uzun sürede ve ağır ateşte pişer.Kebaplar, köfteler, fırında, mangalda, ızgarada pişirilir.Genelde, yörelere göre değişen ezmeler, taratorlar, turşular, yeşil salatalar ya da yoğurtla birlikte yenir.Patlıcan salatası, patates kızartması, şiş kebap ve döner kebabı mutlaka domates, biber ile birlikte sofraya gelir.
Genelde tandırda, güveçte, fırında, testide, kuyuda (özel yapılır) şişte pişirilen et yemeklerinin yanında ya da ardından pilavlardan bir pilav da bulunmalıdır.Tavuk ve aynı türün çeşitleri olan hindi, kaz, ördek vb. hayvanların etleriyle yapılan yemeklerin bu sofralardaki yeri de önemlidir.Özellikle misafir sofralarının unutulmaz yemeği olan çerkez tavuğu, hindi dolması, lezzeti eşsiz yemeklerdendir.
Ayrıca, et yemekleri içinde sayılan Marmara'nın lüferi, palamutu, tekir, pisi, dil balıkları ve izmarit-istavrit balıkları, Karadeniz' in kalkanı...Ama asıl sayısız pişirme çeşidi olan hamsisi; Ege'nin çupurası deniz yemeklerinin seçilmişleridir.
Balıklar, tavası, ızgarası, çorbası, buğulaması, tuzlaması, kurutması, fırınlaması yapılan, sağlık açısından da lezzet çeşitleri açısından da çok önemli olan et yemekleri arasındadır. Özellikle padişahların bir çoğunun sevdiği yemeklerdir bunlar. Maraş, Adana, Urfa'da yapılan kebaplar, sonradan bütün ülkeye yayılıyor.Hünkarbeğendi, imambayıldı, papaz yahnisi, çerkez tavuğu, kadınbudu gibi yeni ve yapımı önemli olan yiyecekler sofraları süslüyor. Yerel yemeklerin seçilmişleri ülke içinde yayılmaya başlıyor ve tatlı konuşanlar, yiyeceklerin de tatlısını isteyince Türk mutfağında şenlik zamanla büyüyor.
Elbette hepsi bu kadar değil. Biz ilk elde aklımıza gelenleri anımsattık sizleri.Kıyı şehirlerinde tabii balıklar ve diğer deniz ürünleri.. Tatlı sularda yine balıklar.. Izgarada, tavada pişen türleri. Tuzlamaları, kurutmaları...Bu zenginlikte elbette yazımızın başında konuştuğumuz ülke coğrafyasının, mevsimlerin ve toprağın veriminin çok büyük etkisi var.
Ama herkes bilir ki Karadenizlinin tek tutkusu olan hamsi balığı: tavası, ızgarası, fırınlanmışı, çorbası, yahnisi, buğulaması, tuzlaması ve kurutulmuşu (füme) ile tüm balık türlerinin önüne geçmiş ve birincilik yarışını kazanmıştır.

PİLAVLARA GELİNCE
Et yemeklerinin çoğuna, kuru fasulye gibi kurutulmuş sebzelerin hemen hepsine eşlik eden pilav türleri yalnız pirinç değil, bulgurla ve kuskuslu da yapılır.Sade pilav, domatesli pilav, bademli, fıstıklı, üzümlü, bezelyeli, patlıcanlı, tavuklu türleri vardır.Bu çeşitli yemekler Osmanlı mutfağında, özellikle saray mutfaklarında doğmuştur.
Pirinç pilavları değişik pirinç türlerine göre yapılır.Düğünlerde zerdeyle birlikte ikram edilir.Yalnız Osmanlının değil, Türklerin tümünün vazgeçilmez yemeklerinin başında gelir pilav.Meraklı Osmanlı hanımları 27 çeşit pirinç pilavı yapıyorlardı mutfaklarında.Aside, beyinli, bezelyeli, domatesli, düğün pilavı, lapa, patlıcanlı pilav, sade, salma, şehriyeli, tavuklu ve daha da neler..

SEBZELER
Osmanlı sofraları etli ya da zeytinyağlı sebze yemeklerinde inanılmaz bir zenginlik taşır.Başta fasulye türleri gelir, ardından 40 türlü yemeğiyle patlıcan. Arkası saymakla bitmez.
Domates, biber, lahana, patates, bakla, kabak, ebegümeci, enginar, havuç, ıspanak, karnabahar, kereviz, kuşkonmaz, semizotu, mûlukiye, yer elması, pırasa.Başka, unuttuklarım da olabilir.Kuru sebzeler ise, bakla, bamya, barbunya, kuru fasulye, mercimek, nohut, bezelyedir.Bu yemeklerin etli ve sıcakları sırada öndedir, zeytinyağlılar arkada.Mutfağın tel dolabında sırasını bekler.

YA HAMUR İŞLERİ
Tükenmez bir konu olan Osmanlı mutfağının hamur işleri, börekler ve hamur tatlıları olarak ikiye ayrılır.Börekler sıcak yemektir genelde.Fırında yapılır ya da tavada pişirilir.Hamur arasına konulan malzeme ise , kıyma çeşitli peynirler ve ıspanaktır.Ramazan sofralarının vazgeçilmez yiyeceklerinden biridir börekler.O zamanlar börek yufkaları da evlerde yapılıyordu.Oklava ile açılan hamurlarla.Evin özel ekmek fırını yoksa tepsiler, üstü örtülü olarak çarşı fırınına gönderilirdi.Bu böreklerin adı tepsi böreğiydi.
Tava böreklerinin en güzeli sigara böreğiydi.İçi kaşar peyniri rendesiyle doldurulan sigara börekleri kızartılır, içkili sofraların pek hoşuna giderdi.Genelde, peynir, ıspanak, kıyma, sütle yapılan börekler bazen tek yemek olarak bile (ama yanında mutlaka ayranla) o sofraların doyurucu yemeği oluyordu.Hoşaf da, özellikle ramazanın sahur yemeklerinde sofraya gelirdi.Ya da tükenmez adlı meyve sularından evde yapılan o harika içecekle yenirdi.

VE DE OSMANLI TATLILARI...
Üç türlü tatlısı var bu Osmanlının.Yani ağzının tadını bilenlerin. Hamur tatlıları, süt tatlıları, meyve tatlıları.Bir de, az önce adını ettiğimiz baklavalar.Baklavaların temel maddesi unla açılan ince yufkalar, yağ şeker ve bal. Bir de fındık, fıstık, cevizden biri ve kaymak. Baklava türlerinin hepsi fırında pişer. Karadenizli kadın, bayramlarda şeker yerine konuklarına baklava ikram ediyor ve konuğuna baklava tabağını uzatırken de usulca:
"Buyur, 60 yaprak yufkayla yaptım" diye gülümsüyor.60 ince yufkayı düşünün.Bu sayı bazen 70, bazen 80'e doğru da gidiyor.Süt tatlılarıysa, muhallebi, sütlaç, kazandibi, tavukgöğsü, keşkül ve güllaçtır.Keşkül, davet-ziyafet yemeği olarak başta gelmiştir sofralarda.Kazandibi ve tavukgöğsü uzun süre çarşı imalatı olarak yapılmıştır.
Güllaç ise, ramazan sofralarının baş tatlısıdır.Malzemesi çarşılarda hazır satılır., evlerde evin hanımı sütle pişirir güllaç tatlısını.Azıcık ılık sütün içinde gelir sofralara. Kaymağıyla beraber.Ramazan sofralarının en saygı gören tatlısı, tabii güllaçtı.Günümüzde güllacı seven, pişirmesini bilen kimse kaldı mı bilemiyorum.
Ama yemek ve tatlı seçiminin ustası olanlar yine de keşküle dayanamıyorlar.Süt tatlılarından en duyarlılarından biri olan keşkül Ankara'nın son Osmanlılarından olan rahmetli Vehbi Koç ile babamın, en sevdiği tatlısıydı.Bütün bunlar unutulup gidiyor.Ne yazık ki sofralarımızın şimdi yabancı sofralara dönüştü.En azından Konya'nın "etli ekmeği" İtalya'nın pizzası oldu sanki.
Ama...Osmanlı sofralarının en yaygın tatlısı aşuredir.Aşure, bir tören tatlısıdır.Genellikle muharrem ayının onu ile yirmisi arasında yapılır.Bu tarihin Kerbela Vak'ası günleri ile ilişkisi olduğu söylenir.Söylencelere göre Nuh Tufanı'nın bitiminde, gemideki yolculara, kilerdi kalan son yiyecekler bir araya getirilerek yapılan ve kurtuluşun kutlandığı son yemekte yenilen aşure kırk türlü malzemeyi içerir.Eski günlerin evlerinde bu kırk türlü malzeme okumalarla konurmuş kazanlara, tencerelere. İlahiler okunarak karıştırılırmış uzun süre.
Ve sonra, hemen her Osmanlı evinde bulunması âdet olan büyük aşure sürahileriyle komşulara dağıtılırmış, aşurenin bir kısmı.Bu ünlü tatlının başka hikayeleri de var. Muharrem ayının onuncu günü Adem baba ile Havva anamızın ilk tanıştığı günmüş.İlk aşure bu gün için pişirilmiş.
"Hayır öyle değil" diyenler de var. Onlara göre ise aşure, Adem'le Havva'nın cezalandırılıp yeryüzüne indirilmelerinden sonra (Hani Havva Ana Adem Babaya izinsiz ilk elmayı yedirmişti ya...) İşte bu nedenle dünyaya cezalı olarak yollanmışlar.
Ama bir gün Tanrı onları affetmiş. İşte o affın müjdesi olarak pişirilmiş ilk aşure...Biz bu nefis, ama yapımı hayli zor tatlıyı bir af tatlısı olarak değil, tatlıların şahı olarak çok seviyoruz, kim icad ettiyse Tanrı ondan razı olsun.

VE DE HELVALAR
Temel malzemeleri un ya da irmik, yağ, şeker, süt, kaymaktır.Doğumlarda, ölümlerde, askere giderken, hac dönüşünde, okula başlayan çocuklar için, yeni bir eve sahip olunca, okul bitince, yağmur dualarında, kuzunun sütten kesilme günü olan "yoğurt bayramı"nda, "çiğdem düğünü"nde (ilk çiğdemin görüldüğü gün) Osmanlı evlerinde kesinlikle çeşitli helvalardan biri yapılır ve eşe dosta dağıtılır.

RAMAZAN SOFRALARI
Türkler arasında 11 ayın bir sultanı diye anılan Ramazan ayının kendine özgü pek çok töresi vardır.Biz burada sadece bu törenin sofrasından söz edebileceğiz.Ramazan günlerinde de sofraların her gün iki türlüsü kuruluyor.Bir iftar sofrası.Öbürü sahur sofrası.İftar sofrası, saati belli olan ve akşam saatlerinde açılan sofradır.Genelde oruç açma zamanını ve sofraya daveti şehirlerde ve kasabalarda toplar patlatarak haber verirlerdi insanlara.
Top sesini duyanlar aile sofralarının töresine uyarak yerlerine otururlar ve oruç açarlardı.Yani bütün günü hiçbir şey yemeden geçirenler oruç bozarlardı.Ya birkaç yudum suyla. Ya bir zeytinle.Ramazan sofralarının ilki olan iftar sofrası iki aşamalıdır.Birinci aşama "İftariye" denilen ilk fasıl, ikincisi de yemeklerin yendiği ikinci fasıl.
İftariye, açlığın verdiği hızla yemeklerin üstüne atılmayı önlemek üzere tertiplenmiş çerez sofrasıdır bir anlamda.Küçük tabaklarda ve sahanlarda reçeller, peynirler, zeytinler ve benzeri yiyeceklerden teker teker alınır.Bunların yanında fırınlardan yeni çıkmış pideler vardır.
İftar sofrası bittikten sonra bir anda kaldırılır.O sıra akşam namazının okunma sırasıdır.İsteyenler ezanla gelen sese uyarak akşam namazını kılar. Sonra, yeniden hazırlanmış olan sofranın başına oturulur.Çorbadan sonra araya giren yemek normal sofralarda pek olmayan yumurta pastırmadır. Yalnız pastırma da olabilir.Bu pastırmanın pişiriminde bazı özellikler vardır.Soğanlı pişmesi gibi.
Saray sofralarında hemen her ramazan günü var olan pastırma evlerde her gün olur muydu bilemiyorum.Sonra gelen yemekler etle başlar ve genel olarak güllaçla biter.Belli saatlerde yenen sahur yemeği ikinci ve orucu karşılama yemeğidir.Sabaha karşı yenir. Bu yemeğin misafiri olmaz.Ev halkı arasında yenir.Gündüz, insanı susatmayacak, ama tok tutacak yemekler yapılır.Sahur sofrasında mutlaka hoşaf olur. Pilav, makarna, börek türleri bu yemeğin tutucu yemekleridir.
Hıdrellez gibi, bayram günleri gibi, ailede ölüm ayı gibi, düğünler, sünnetler gibi sayılı özel günlerde bazılarının özel bir yemeği vardır, o da pişirilir. Ama her zamanki yemek listelerinden seçmeler yapılır.Özel gün yemekleri ve tatlıları içinde dikkati çeken en önemli yemek helvadır.Doğum, ölüm, gurbetten gelme, gurbete gitme, sünnet, hastalıktan kurtulma gibi pek çok olayda... ya bir kazanç ve hoşluk sonunda ya da bir kayıp ve keder nedeniyle Osmanlı evlerinde mutlaka helva pişer ve eşe dosta ya helva dağıtılır ya da helvaya davet edilirdi.
Neden helva? Bunu bilemiyorum.Ama bu törenlerin baş oyuncusu bakıyorum her zaman HELVA.Osmanlı İmparatorluğuna ilk İngiliz büyük elçisi olarak gelen Sir Edward Burton'un İstanbul'da şerefine verilen ilk ziyafetin raporunda Kraliçeye yazdıkları için şunlar da var:
-Yaklaşık yüz türlü yemek saymış.
-Gül şerbetinin nefis lezzetini unutamıyormuş.
-Yemek bitince ellerini buhur suyu denilen, içinde öd ağacı, misk, sandalağacı ve çiçek suyu bulunan çok güzel kokulu bir suyla yıkamışlar.
Bir de: Her padişah, her ramazanda her on yeniçeriye bir büyük tepsi olmak üzere baklava yaptırıyor.Her tepsiyi iki yeniçeri saraydan alarak yeniçeri ocağına getiriyor.Ertesi gün bu gümüş tepsiler ve üstüne örtülen futalar saraya gönderiliyor.Yeniçeriler, yönetimden memnunsalar tepsilerdeki baklavaları kabul ediyorlar ve bitiriyorlar.Ama memnun değilseler, baklavalar olduğu gibi geri gönderiliyor. İşte böyle efendim.

Papatya Salatası


Malzemesi
2 adet katı pişmiş yumurta
3 orta boy patates
1 küçük boy karnabahar
1 küçük kutu konserve kuşkonmaz
1 su bardağı dolusu konserve yeşil fasulye
1 su bardağı dolusu mayonez
1 kahve kaşığı zeytinyağı
1 kahve kaşığı sirke
Tuz
Karabiber

Patates ve karnabaharı ayrı ayrı haşladıktan sonra karnabaharı dal dal ayırın, patatesleri de küp biçiminde küçük küçük doğrayın.
Kuşkonmaz ve ayıklanmış yeşil fasulyeyi ufak dilimler halinde doğrayıp sebzeleri çukur bir salata tabağına dikkatle karıştırarak koyun.
Mayonezin dörtte üçünü salata tabağındaki sebzelerle karıştırın ve geri kalan mayonezle sebzelerin üzerini kaplayın.
Katı yumurtaları ortadan ikiye keserek sarılarını çıkarın ve küçük bir kapta zeytinyağı ve sirkeyle iyice ezerek karıştırın. Salata üzerine küçük bir daire biçiminde kümeleyin. Yumurta aklarını ise, papatya çiçeğinin beyaz yaprakları gibi keserek tabağın üzerindeki yumurta sarısı çevresine papatya biçimi vererek dizin ve servis yapın.


ML® Papatya Kurabiyesi için tıklayın


Papatya Salatası


2 Yemek Kaşığı Sana Klasik
1 Bardak kuşkonmaz
Aldığı kadar karabiber
1 Bardak mayonez
1 Adet karnabahar
Aldığı kadar tuz
1 Çorba Kaşığı sirke
1 Bardak konserve yeşil fasulye
2 Adet patates
4 Adet katı pişmiş yumurta

Patates ve karnabaharı sana margarinle beraber haşladıktan sonra karnabaharı dal dal ayırın, patatesleri de küp biçiminde küçük küçük doğrayın. Kuşkonmaz ve ayıklanmış yeşil fasulyeyi ufak dilimler halinde doğrayıp sebzeleri çukur bir salata tabağına dikkatle karıştırarak koyun. Mayonezin dörtte üçünü salata tabağındaki sebzelerle karıştırın ve geri kalan mayonezle sebzelerin üzerini kaplayın. Katı yumurtaları ortadan ikiye keserek sarılarını çıkarın ve küçük bir kapta sirkeyle iyice ezerek karıştırın. Salata üzerine küçük bir daire biçiminde kümeleyin. Yumurta aklarını ise, papatya çiçeğinin beyaz yaprakları gibi keserek tabağın üzerindeki yumurta sarısı çevresine papatya biçimi vererek dizin ve servis yapın.

Pastırmalı Karnabahar Çorbası


1 kase karnabahar
1 çorba kaşığı un
2 çorba kaşığı margarin
1 su bardağı süt
1 su bardağı et suyu
1 kase mısır
2 çay kaşığı tuz
1 su bardağı su
1 tutam pastırma
1 demet dereotu

Karnabaharı çiçeklerine ayırıyoruz ve tencereye koyuyoruz. Üzerini geçecek kadar sıcak su döküyoruz. Kapağını kapatarak haşlamaya bırakıyoruz. Ayrı bir tencereye unu ve yağı alarak beraber kavuruyoruz.
Un kokusu çıkana kadar kavurduktan sonra sütü döküyoruz. Çırpma teliyle karıştırıyoruz. Et suyunu da döküyoruz. Haşlanmış olan karnabaharı suyuyla beraber diğer tencereye aktarıyoruz ve karıştırıyoruz. Üzerine biraz daha sıcak su koyuyoruz. Mısırı ilave ediyoruz.Kaynayıp kıvamı ortaya çıkınca altını kapatıyoruz. Üzeri için pastırmayı küp doğruyoruz. Bir tavaya az yağ koyuyoruz ve pastırmayı soteliyoruz. Çorbamızı servis ederken üzerine pastırma ve dereotu koyuyoruz.

Pastırmalı Karnabahar ve Kereviz Çorbası


1 kg. karnabahar
1 adet büyük boy kereviz
4 çorba kaşığı tereyağı
1/2 kahve fincanı un
2 adet yumurtanın sarısı
2 çay bardağı süt
8 su bardağı ılık et suyu
Tuz
Üzerine:
4 dilim pastırma
2 çorba kaşığı tereyağı

Karnabahar ve kerevizi bir tencereye alın. Üzerlerini geçecek kadar su ekleyerek, sebzeler yumuşayana kadar pişirip süzün. Daha sonra blender'dan geçirin. Tereyağını bir tencerede kızdırıp unu ilave edin ve kavurun. Üzerine et suyunu, sebzeleri ve tuzu ekleyip 10 dakika pişirin. Bir kapta yumurta sarısı ve sütü çırpın. Çorbanın altını kısıp üzerine karışımı ekleyin. Karıştırıp ocaktan alın. Pastırmayı ince ince kıyıp tereyağında kavurun. Çorbanın üzerine ekleyerek servis yapın.

Pastırmalı ve Kremalı Karnabahar Çorbası


1 Yemek Kaşığı Sana Klasik
200 ml krema
500 gr karnabahar
200 gr pastırma
3,5 Su Bardağı tavuk suyu veya su
1 Yemek Kaşığı ayçiçeği yağı
1 Adet soğan

Derin bir tencereye margarini ve ayçiçeği yağını alarak kısık ateşte ısıtın. Soğanın kabuğunu soyup yemeklik doğrayın ve tencereye ekleyip soteleyin. Minik çiçeklere ayırıp yıkadığınız karnabaharları ekleyip 2-3 dakika soteleyin. Tavuk suyunu ekleyip sebzeler yumuşayıncaya kadar pişirin. El blenderinden geçirip pürüzsüz kıvama getirin. üzerine kremayı ekleyip hızlı bir şekilde karıştırın. 2-3 taşım kaynattıktan sonra tuz ve karabiberi ekleyip ocaktan alın. Ayrı bir tavada minik küp şeklinde doğradığınız pastırmaları hafifçe kızarıncaya kadar soteleyin. Kremalı karnabahar çorbasını kaselere paylaştırın. üzerine yağda kızartılmış pastırmaları serpip servis yapın.

PATATESLI KARNABAHAR


MALZEMELER

1 orta boy karnıbahar
2 orta boy patates
1 adet kuru soğan
100 gr kaşar peyniri
1 kaşık domates salça
100 gr margarin
1.5 su bardağı su
karabiber
pulbiber
kekik
tuz


HAZIRLANIŞI

Patates ve karnıbaharı ayrı ayrı haşlayın. Tencereye 100 gr margarin koyup ince kıyılmış soğanı kavurun. Salçayı ilave edip kavurduktan sonra 1.5 bardak su ilave edin. Baharatların hepsini ilave edin. Kaynamaya başlayınca çiçekleri saplarından ayrılan karnıbahar ile dilimlenmiş patates ilave edin. 5 dakika kaynatın. Ayrı bir fırın tepsisine koyup üzerine kaşar rendeleyerek fırına koyun. 250 derecede 15 dakika pişirin ve sıcak servis yapın.

Patatesli Bonfile


600 gram ince dilimlenmiş bonfile
1 çay bardağı sıvı yağ
1 kilo patates
3 diş sarımsak
Kırmızı pul biber, kekik, karabiber ve kimyon
Tuz
1 tatlı kaşığı hardal

Patatesleri ister kabuklu, ister kabukları soyulmuş olarak dilimleyin. Aslında sadece patates değil istenirse havuç, brokoli, karnabahar ve kabakları iyice yıkayıp çok ince bir şekilde dilimleyip bu tarif hazırlanabilir bilginiz olsun. Fırın kabının içine patatesleri ve etleri sırayla dizin. Arzu ettiğiniz sebzeler dizilebilir. Üzerine baharatlarla, hardal, salça ve yağı döküp her yerine yedirin. 200 derecedeki fırında pişmeye bırakın. Sıcak sıcak ikram edin.


PATATESLİ KARNABAHAR


MALZEMESİ
1 karnabahar
2 patates
1 soğan
yeterli kaşar
1 kaşık salça
katıyağ
1.5 bardak su
kekik
kırmızı biber
karabiber
tuz.

Patates ve karnabaharı ayrı ayrı haşlayın. Karnabaharın çiçeklerini saplarını ayırın, patatesi dilimleyin. Doğranmış soğanları kızgın yağda pembeleştirip, salçayı ilave edin ve kavurun. Üzerine suyu ve ayarlayarak baharatlarını ekleyip, kaynatın. Kaynayınca, karnabaharla, patatesi ekleyerek 5 dakika daha kaynatın ve fırın tepsisine yayın. Üzerine rendelenmiş kaşarı serpip 180 derecede ısıtılmış fırında yarım saat kadar pişirin.

Patlıcanlı Pilav


Malzemeler:
3 adet patlıcan
1,5 su bardağı pirinç
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çorba kaşığı çam fıstığı
1 çorba kaşığı kuş üzümü
1 tatlı kaşığı tuz
Yarım tatlı kaşığı karabiber
2,5 su bardağı su
1 su bardağı kızartma için sıvı yağ

Hazırlanışı:
Patlıcanlar yarım santim kalınlığında cetvel gibi doğranır. Kızgın yağda kızartılır, kağıt havluya çıkarılır. Tencereye sıvı yağ bırakılır, ısınınca kuş üzümü ve çam fıstığı atılır. Fıstık pembeşene dek kavrulur. Daha sonra yıkanmış pirinç atılır 5 dakika kavrulur. Üzerine tuz, karabiber ve su eklenir. Tencerenin kapağı kapatılır. 15-20 dakika pişirilir. Yarım saat dinlendirilir. Kızarmış patlıcanlar uzun kek kalıbına şekilli dizilir, kenarlardan sarkıtılır. Üzerine dinlenmiş ve dikkatlice karıştırılmış pilav hafif bastırarak yerleştirilir. Sarkan patlıcan dilimleri üzeine kapatılır. Pilav önceden ısıtılmış 200 derece fırına verilir. 10-15 dakika pişirilir. Fırndan çıkıp, ilk sıcağı gidince servis tabağına ters çevrilir.


ML® Karnabaharlı Pilav için tıklayın


Peynir Soslu Fırın Karnabahar


Malzemeler:
Yarım karnabahar
4 yemek kaşığı sıvı yağ
3-4 diş sarımsak
2 yemek kaşığı un
3 su bardağı süt
1 su bardağı kaşar peyniri rendesi
Yarım demet dereotu
Yeteri miktarda tuz

Hazırlanışı:
Karnabaharları çiçek çiçek ayırın. Su buharında hafif yumuşayıncaya kadar haşlayın. Diğer yandan bir kaba 4 yemek kaşığı yağı koyup ılınınca ezilmiş 3-4 diş sarımsağı ekleyin. Unu koyup karıştırın. Üzerine 3 su bardağı sütü yavaş yavaş ekleyin. Muhallebi kıvamına gelince içine tuz, ve kaşar peynir rendesinin yarısını ekleyin. Üzeri için bir miktarı ayırdıktan sonra içine ince kıyılmış dereotu ekleyin. Yumuşayan karnabaharları koyup karıştırın. Isıya dayanıklı bir tepsiye koyun. Üzerine ayırdığınız peynirli sosu dökün. Üzerine kalan kaşar peynir rendesini serpin. 250 derecede önceden ısıtılmış fırında üzeri pembeleşene kadar pişirin.


ML® Fırında Karnabahar için tıklayın

ML® Peynirli Karnabahar Kızartması için tıklayın

PEYNİR SOSLU KARNABAHAR


Malzemesi:
1 adet orta boy karnabahar
60 gr. tereyağı
60 gr. un
1 litre süt
80 gr. rendelenmiş kaşar peyniri
Tuz
Karabiber.

Hazırlanışı:
Karnabaharı bütün olarak yıkayın. 2 litre su ile birlikte bir tencereye koyun. 5 dakika kadar haşlayın. Sonra suyunu süzün. Başka bir tencerenin içinde 1.5 litre suyu kaynatın. Karnabaharı tekrar bu suya koyup, 30 dakika daha haşlayın. (Böylece karnabaharın hazmı daha kolaylaşacaktır.) Küçük bir kabın içinde tereyağını eritin. Unu ilave edin ve karıştırın. Soğuk sütü bir defada üzerine döküp, karıştırın. Malzeme kalınlaşıncaya kadar karıştırmaya devam edin. Tuz ve karabiber ile tadlandırıp, 60 gr. peyniri de ilave edin. 10 dakika kadar pişirin. Karnabaharın suyunu süzüp, servis tabağına yerleştirin. Üzerine sosu dökün, kalan peyniri üzerine serpin ve servis yapın.

Peynirli Karnabahar


1 adet karnabahar
200 gr. labne peyniri
3 su bardağı süt
6 yemek kaşığı un
2 adet yumurta
3 kaşık zeytinyağı
Tuz, karabiber

Karnabaharı çiçeklerine ayırıp haşlayın. Unu yağda kavurup sütü ekleyin. Muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin. Ocaktan alıp peyniri ve baharatları ekleyin. İyice soğuyunca, çırpılmış yumurtaları ekleyip karıştırın. Karnabahar çiçeklerini sosa bulayarak yağlı kağıt serili fırın tepsisine yerleştirin. Önceden ısıtılmış fırında pişirin.

Peynirli Karnabahar Kızartması


1 adet orta boy karnabahar
1 kahve fincanı un
2 adet yumurta Kızartma yağı
3 kahve fincanı kaşar peyniri veya gravyer peyniri (ince rendelenmiş)
1 adet limonun suyu ve kabuğu

Karnabaharın dış yeşil yapraklarını ve kök kısmını alın. Bol suya tuz, limon suyu ve limon kabuğunu katıp kaynatın. Karnabaharları kaynayan suya atarak 15 dakika haşlayın. Sudan çıkartıp çiçekli kısımlarını, dallarıyla birlikte ufak parçalara ayırın. Yumurtayla peyniri karıştırın. Karnabahar çiçeklerini una bulayıp yumurtalı peynire hatırın. Karnabaharları kızgın yağa atın. Tavayı sallayarak iki taraflı kızartın. Havlu kağıda çıkarın. Yağını alın. Sarımsaklı yoğurtla servis yapın.

Peynirli Karnabahar Kızartması (fotoğraf)





ML® Peynirli Karnabahar Kızartması için tıklayın

PEYNİRLİ PİRZOLA KIZARTMASI


Malzemesi:
4 ince dana pirzolası
1 çorba kaşığı zeytinyağı
Karabiber.
Ayrıca:
2 çorba kaşığı sıvı yağ
Biraz tatlı kırmızı biber
Tuz
125 gr. peynir.

Hazırlanışı:
Pirzolaları iyice yıkayın ve kurulayın. Bir tokmakla etleri iyice dövün. Pirzoloları yağladıktan sonra her iki yanını da iyice baharatlayın. İyice kızdırılmış yağda pirzolaların iki yanını da kızartın. Kızartma işlemi bittikten sonra pirzolaların üzerine tatlı süs biberi ve tuz ekin. Peyniri dilimler halinde kestikten sonra ikiye bölün. Kızarmış pirzolaların üzerine oturtun. Pirzoloları yeniden tavaya koyarak üzerine bir kapak örtün ve peynir hafifçe eriyene kadar yeniden kızartın. Pirzolaları servis yapmak için koyduğunuz kabın önceden ısıtılmış olması gerekir. Yanında patates salatası, ya da karnabahar verebilirsiniz.

Not: Pirzololan pane de yapabilirsiniz. İlk önce eti una batırın. Etin nemli yüzeyi un sayesinde kuru bir hale gelecektir. Daha sonra batıracağınız çırpılmış yumurtayı da daha iyi emecektir. Pirzolaları en son olarak galeta ununa bulayıp. kızartın.

Pınar Labne'li Sebzeli Makarna


1/2 paket makarna
Pınar Labne 200 g
1/2 brokoli
1/2 karnabahar
1 küçük soğan
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı limon suyu
1 tatlı kaşığı tuz

Makarnayı haşlayın. Yemeklik doğradığınız soğanı zeytinyağında biraz kavurun. Sebzeleri ve diğer malzemeleri ekleyin. Sebzeler yumuşayana kadar pişirin. Ocaktan aldığınızda Pınar Labne’yi ekleyin. Sebzeli sosu makarnaya ilave edin ve karıştırın.

PIRASA PÜRESİ


Michael Montignac

2 KG PIRASA
1 SU BARDAĞI KREMA
1 LİMONUN SUYU
TUZ
KARABİBER

Pırasayı yıkayın ve halka halka kesin. Bunları kaynar tuzlu suda 20 dakika haşlayın. İyice süzün.
Pişmiş pırasları mikserden geçirdikten sonra ince bir süzgeçten geçirerek sularını atın.
Bu püreyi hafif ateşe koyun ve limon suyunu ekleyin. Tuzunu biberini ayarlayın. En sonunda bir yandan çırparken yavaş yavaş kremayı yedirin. Böylece hafif köpüğümsü bir püre elde edeceksiniz. Sıcak servis yapın.

Not: Bu püre tüm balık ve beyaz etlerin yanında sunulabilir. Ayrıca aynı püre ıspanak, karnabahar, brokoli, kabak, kereviz, şalgam, mantar, yeşil fasulye ile de gerçekleştirilebilir.

Pırasalı Karnabahar


1 adet karnabahar
2 adet pırasa
1 çorba kaşığı salça
1 çorba kaşığı tereyağı
3 diş sarımsak
1 adet limon suyu

Karnabaharları ince ince kıyın. Suyun içinde 10 dakika kadar haşlayın. Pırasaları doğrayıp tereyağında sote edin. Üzerine sarımsakları ve salçayı ekleyip 5 dakika kadar pişirin. Karnabaharları fırın kabına alıp üzerine pırasalı karışımı ekleyin ve bir su bardağı su ilave edip 200 derecede 20 dakika kadar pişmeye bırakın. Sıcak olarak servis yapın. Bol maydanozla harika oluyor.

Pırasalı Karnabahar


1 adet karnabahar
1 adet pırasa
2 çorba kaşığı tereyağı
1 çorba kaşığı salça
4 adet domates
1 tutam şeker, kekik, tuz
1 su bardağı su

Öncelikle bir tencerenin dibine az miktarda su koyup üzerine bütün olarak karnabaharı yerleştirin ve 25 dakika kadar haşlayın. Domatesli sos için rendelenmiş domatesleri, doğranmış pırasayı, zeytinyağını ekleyip tavada 10 dakika kadar pişirin. İçine şeker ve baharatı ekleyin. Servis tabağına aldığınız haşlanmış karnabaharın üzerine gezdirip sıcak servis yapın.

PİRİNÇİ ET (FİLİSTİN)


350 gr pirinç
450 gr kuzu eti
1 orta boy karnabahar
300 gr domates
1 uzun patlıcan
2 soğan
su
tarçın tozu
zeytinyağı
tuz
1 çay kaşığı biber

Bütün sebzeleri yıkayın. Patlıcanları dilim doğrayın, bir saat tuzlu suda tutun. Eti küçük küpler halinde doğrayın, Büyük bir tencereye 4 çorba kaşığı ayçiçek yağını koyun, tahta kaşıkla soğan şeffaflaşana kadar kavurun, üstüne çok küçük doğaranmış etleri atın, onları da kavurun, piştikten sonra üzerine sıcak su koyun ve pirici koyun, yaklaşık yarım saat kapalı kapakta pişirin. Daha sonra doğranmış karnabaharı ekleyin, suyu süzülmüş patlıcanları ve de domatesleri dörde keserek ekleyin, tuz ve bütün baharatları ekleyin, açık kapakta suyu bir hayli uçurun, sıcak servis yapın.


ML® Filistin Köftesi için tıklayın

Sayfa: « Önceki  1, 2, 3 ... 16, 17, 18 ... 21, 22, 23  Sonraki »


lezzetler.com
Site Hakkında
Kullanım Kuralları
Üyelik Kuralları
Gizlilik Bildirimi
Hediyeli Üyelik
Bölümler
Web Araçları
İletişim
lezzetler.com Siteleri
lezzetler.com Türkçe
lezzetler.com Mobil
lezzetler.com Blogları
en.lezzetler.net English
es.lezzetler.net Español
de.lezzetler.net Deutsch
it.lezzetler.net Italiano
fr.lezzetler.net Français
lezzetler.org International
Yemek Kitapları
Mütevazı Lezzetler® Yemek Kitabı
Mütevazı Lezzetler® İkramlar
Mütevazı Lezzetler® Kurabiyeler
Mütevazı Lezzetler® Çorbalar
Mütevazı Lezzetler® Pilavlar
Mütevazı Lezzetler® Videoları
Mütevazı Lezzetler® Fotoğrafları
Mütevazı Lezzetler®
Mütevazı Lezzetler® Sertifikaları
Mütevazı Lezzetler® Türkçe
Mütevazı Lezzetler® Azəricə
Mutevazi Lezzetler® English
Mutevazi Lezzetler® Español
Mutevazi Lezzetler® Deutsch
Mutevazi Lezzetler® Français
Mutevazi Lezzetler® Italiane
Скромные Вкусы® Русский
لذيذ المتواضع ®عربية
Video Sunucuları
video.lezzetler.com
video.mlrecipes.com
atabay.org
Youtube
Google+
Dailymotion
Facebook
İzlesene
Mynet
Sosyal Medya
lezzetler.com facebook uygulaması
lezzetler.com facebook sayfası
lezzetler.com twitter sayfası
Mütevazı Lezzetler® facebook sayfası
Mütevazı Lezzetler® twitter sayfası

© MMV Mütevazı Lezzetler® TR-06500 Beşevler-ÇANKAYA 2005-2014 Bütün Hakları Saklıdır