Yiyiniz içiniz ancak israf etmeyiniz (Araf 31)
Banu Atabay'ın lezzetler.com yemek tarifleri sitesi
90,944 Yemek Tarifine 2,545,771,409 defa bakıldı


domates çörek yufka önerileri







Günün Yemek Menüsü
Günün İkram Menüsü

Ana Sayfa   
Video Yemek Tarifleri
Yemek Fotoğrafları
Ana Yemek Tarifleri
Tatlı Tuzlu İkram Tarifleri
Yöresel Yemek Tarifleri
Geleneksel Yemek Tarifleri
Etnik Yemek Tarifleri
Dünya Mutfaklarından Yemek Tarifleri
Diyet Yemek Tarifleri
Markalardan Yemek Tarifleri
Ustalardan Yemek Tarifleri
Bebek Yemek Tarifleri
Vejetaryen Yemek Tarifleri
Osmanlı Yemek Tarifleri
Sebze Yemek Tarifleri
Meyve Tarifleri
Kırmızı Et Yemek Tarifleri
Av ve Kümes Etleri Tarifleri
Balık ve Deniz Ürünleri Yemek Tarifleri
Sakatat Yemek Tarifleri
Çerez Tarifleri
Tahıl Yemek Tarifleri
Diğer Malzemelerden Yemek Tarifleri
Pişirme Yöntemlerine Göre Yemek Tarifleri
Tatlarına Göre Yemek Tarifleri
Kolay Tarifler
Alfabetik Yemek Tarifleri
En Yeni Yemek Tarifleri
Malzemeye Göre Arama
Diğer Konular
Mütevazı Lezzetler® Yemek Kitapları

Üye Girişi
Yeni Üye Kaydı







Sayfa: « Önceki  1, 2
Patlıcanlı Katlama Börek


4 adet hazır yufka
1 yemek kaşığı çörekotu
İç harcı için:
6 adet ince uzun kemer patlıcan
200 gr. dana kıyma
2 adet orta boy kuru soğan
2 adet yeşil sivri biber
2 adet orta boy domates
3 çorba kaşığı sıvıyağ
1 çay kaşığı tuz, karabiber
Börek sosu için:
3 adet yumurta
1 kahve fincanı yoğurt
1 kahve fincanı süt
1 kahve fincanı sıvıyağ

Patlıcanları alacalı soyun, küp küp doğrayıp tuzlu suda bekletin. Soğanları ince doğrayın. Sivri biberi dilimleyin. Domatesleri küp küp doğrayın. Sıvıyağı tencerede kızdırıp kıymayı suyunu bırakıp çekinceye kadar kavurun. Soğanı ekleyip 1-2 dakika daha kavurun. Tuz ve karabiberi serpiştirin. Patlıcan, sivri biber ve domatesleri ilave edip karıştırın. 25 dakika kısık ateşte pişirin. Ocaktan alıp ılımaya bırakın. Yumurtaları çırpın. Yoğurt, süt ve sıvıyağ ilave edip çırpın. Yufkalardan birinin üzerine yumurtalı karışımı fırça ile sürün. Kenarlarını içe doğru katlayıp yufkayı kare şekline getirin. Elde ettiğiniz kare yufkalardan 4 eşit kare kesin. Her birinin ortasına iki çorba kaşığı patlıcanlı karışımı yayın ve bohça şeklinde katlayın. Börekleri katlanan kısmı altta kalacak şekilde tepsiye dizin. Üzerlerine kalan sosu sürüp çörekotu veya susam serpiştirin. Isıtılmış 175 dereceye ayarlı fırında 25-30 dakika pişirip sıcak servis yapın.

Patlıcanlı Tepsi Böreği (hazır Yufkadan)


Malzemeler
4 adet hazır yufka
içi için;
4 adet orta boy patlıcan
200 gr az yağlı dana kıyma
2 adet orta boy kuru soğan
1 adet yeşil sivri biber
2 adet orta boy domates
3 çorba kaşığı sıvıyağ
1 tatlı kaşığı tuz karabiber
Börek sosu İçin;
3 adet yumurta
2 Türk kahve fincanı yoğurt
1 Türk kahve fincanı süt
1 Türk kahve fincanı sıvıyağ
üzeri için;
Çörekotu, susam ya da keten tohumu

Yapılışı
Patlıcanların sap kısımlarını kesip alacalı soyun. Tavla zan formunda doğrayıp acısını gidermek için tuzlu suda 10 dk bekletin. Patlıcanları yıkayın ve kağıt havlu ile kurulayın. Soğanlar soyup zardan ufak doğrayın. Sivri biberi temizleyip incecik dilimleyin. Domatesleri soyup küp doğrayın.
Sıvıyağı tencerede kızdırıp kıymayı suyunu bırakıp çekinceye kadar, 5 dakika kavurun. Soğanı ekleyip saranncaya kadar kavurun. Tuz ve karabiberle tatlandırın. Patlıcan, sivri biber ve domatesleri ilave edip karıştırın. Tencerenin kapağını kapatıp 20-25 dk kısık ateşte pişirin. Ocaktan alıp ılımaya bırakın.
Sosu hazırlamak için; yumurtaları derin bir kaseye alıp çırpın. Yoğurt, süt, sıvıyağ ve 1 tutam tuzu ilave edip pütürsüz bir karışım elde edinceye kadar çırpın.
Yufkalardan birinin üzerine yumurtalı karışımı fırça ile sürün. Kenarlarını içe doğru katlayıp yufkayı kare şekline getirin. Elde ettiğiniz kare yufkayı 4 eşit parça oluşacak şekilde kesin. Her birinin ortasına iki çorba kaşığı patlıcanlı karışımı yayın ve bohça şeklinde katlayın. Diğer yufkaları da aynı şekilde hazırlayın. Börekleri katlı kısmı altta kalacak şekilde yağlanmış tepsiye dizin. Üzerlerine kalan sosu sürüp yansına çörekotu, yansına susan serpiştirin. Önceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında 30-35 dk pişirip sıcak servis yapın.


ML® Patlıcan Serpmesi için tıklayın


Peynirli Rokalı Gözleme


150-200 gr roka (4-5 adet) (sadece yaprakları, kullanılacak)
1/2 su bardağı dolusu rendelenmiş beyaz peynir (orta yağlı sert peynir önerilir)
2 çay kaşığı kuru kekik
2 çay kaşığı nane
2 çay kaşığı karabiber
2 çay kaşığı kırmızı pul biber
1 adet orta boy domates
1 adet hazır yufka
1 çay bardağı su
1 adet yumurtanın sarısı
2 çay kaşığı çörekotu

Gözlemenin iç harcının hazırlanması için; roka tek tek yıkanıp süzülür. Yaprak kısımları koparılıp incecik doğranarak derin bir kaba aktarılır.
Üzerine rendelenmiş peynir koyulup kekik ve nane serpiştirilir. Karabiber ve kırmızı pul biber de eklendikten sonra domatesler rendelenir. Malzemeler çatal yardımıyla iyice ezilir.
Diğer taraftan, hazır yufka tezgaha serilir. Suyun yarısı kaşık yardımıyla yufkanın her tarafına gezdirilir. Yufkanın dört tarafı ortaya doğru zarf şeklinde katlanıp 35-40 santim boyutlarında kare bir yufka elde edilir.
Büyük kare yufka eşit büyüklükte dört adet küçük kare elde edilecek şekilde kesilir.
Kare parçaların üzerine peynirli rokalı harç yayılır. Yufkaların bir ucu üçgen oluşturacak şekilde diğerinin üzerine kapatılıp üstüne hafifçe bastırılır.
Hazırlanan gözlemeler hafifçe yağlanmış geniş bir tepsiye yerleştirilir. Üzerlerine fırça yardımıyla çırpılmış yumurta sarısı sürülür.
Çörekotu da serpiştirildikten sonra 175 dereceye ve alt-üst konuma ayarlı fırında üzerleri iyice kızanncaya kadar, en az 25 dakika pişirilir. Çıkanlıp sıcak sıcak servise sunulur.

Peynirli Sebzeli Sarma Börek


2 adet yufka
200 gr sert beyazpeynir
2 adet sivribiber
2 adet domates
Yarım demet maydanoz
2 çorba kaşığı tereyağı
1 çay bardağı süt
yumurta
Üzeri için:
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta sarısı
1 çorba kaşığı çörekotu

Domatesleri soyup küçük küçük doğrayın. Biberlerin çekirdekli kısımlarını temizleyip ince ince doğrayın. Taze soğan ve maydanozu kıyın. Peyniri ufalayın. Hazırladığınız bütün malzemeyi derin bir kaba alın. Yumurtayı ilave edip malzemeyi bir kaşıkla karıştırın. Süt ve eritilmiş tereyağını bir kapta çırpın. Yufkanın bir tanesini tezgaha yayıp üzerine yağlı süt sürün. Diğer yufkayı kapatıp işlemi tekrarlayın. Sebzeli peynirli karışımı yufkanın üzerine yayıp kol böreği gibi sarın. Üzerine sürmek için yoğurt ve yumurta sarısını ezerek karıştırın. Karışımı böreğin üzerine sürüp çörek otu serpin ve 170 derece 30 dakika pişirin. Ilık olarak dilimleyip servis yapın.

Saç Yufkasında Patlıcan Böreği


125 Gr Sana Hamurişi
1 Diş sarımsak
1 Adet yumurta
4 Adet Şaç Yufkası
1 Adet soğan
1 Tutam Pul biber, tuz
2 Adet Domates
1 Tutam susam, çörekotu
2 Adet yeşil biber
4 Adet patlıcan

İçi için; 125 gr yağın içine soğan doğranıp pembeleşinceye kadar kavrulur. İçine küp küp doğranmış patlıcanlar atılır. Domates, biber ve sarımsak eklenerek pişirilir. Soğuduktan sonra pul biber ve tuzu eklenir. Hazırlanışı; Tepsi yağlanır üzerine 2 adet saç yufkası konur. Orta kata hazırlanan iç malzemesi dökülür. 2 adet yufkada üste konduktan sonra yumurta beyazıyla birlikte üzerine sürülür. Süslemek için susam ve çörekotu serpilir. 200 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirilir.

SARIMSAKLI BÖREK


Malzemeler:
4.5 su bardağı un
1/2 yemek kaşığı kuru maya
1 su bardağı su
1 çay bardağı erimiş margarin
1 yumurta sarısı çörekotu
İç malzemesi:
200 gr. kıyma
3-4 diş sarımsak
1 iri domates
3-4 yeşil biber
tuz
karabiber

Yapılışı:
Mayalı hamur yoğrulur. Ilık bir yerde dinlenmeye bırakılır. Çiğ kıymaya dövülmüş sarımsak, ince doğranmış domates, biber, tuz, kara biber karıştırılıp bir kenarda bekletilir. Mayalanan hamur, 2 bezeye bölünür. Bezenin bir tanesi kalın yufka olarak açılır. Erimiş margarin her yanma sürülür ve bohça gibi katlanıp, kat yerlerine de yağ sürülerek buzdolabında 10 dakika bekletilir. Buz dolabından alınıp tekrar kalın bir yufka açılır. Aynı şekilde yağlanıp katlanıp tekrar dolaba konur. 5 dakika sonra tepsinin büyüklüğünden biraz daha büyük açılır. Yağlanmış tepsiye yayılır. Hazırlanan harçtan içine serpiştirilip her tarafına yayılır. Diğer bezeye de aynı işlem yapılır, îkinci yufkayı da tepsinin üzerine yayıp kenarları yapıştırılır. Böreğin tam ortasına bilye büyüklüğünde bir delik açılır. Ilık bir ortamda tekrar mayalanmaya bırakılır. Mayalanan tepsideki hamurun üzerine yumurta sarısı sürülüp çörek otu serpilir. Önceden ısıtılmış fırında 170°de pişirilir.

Soslu Börek (hazır yufkadan)


4 hazır yufka
2 haşlanmış patates
2 havuç
5-6 haşlanmış mantar
1 kahve fincanı haşlanmış bezelye
1.5 su bardağı rendelenmiş kaşarpeyniri
3 sosis
300 gr ıspanak
1 kahve fincanı sıvıyağ
2 su bardağı yoğurt
1-2 diş sarımsak
5-6 domates
2 çorba kaşığı susam
Kekik, karabiber, kırmızı pulbiber, çörekotu

1. Patatesleri soyup çatalla ezin. Havuçları temizleyip rendeleyin. Patates, bezelye ve havucu bir kapta karıştırın. Kekik, tuz ve karabiber serpip tekrar karıştırın.
2. Mantarları enine dilimleyin. Kaşarpeyniri-ne ilave edip karıştırın.
3. Sosisleri dilimleyin. Ispanağı temizleyip yıkayın ve tuz serpip hafif ovun. Sosis ve ıspanağı bir kapta karıştırın.
4. Tepsiyi yağlayın. Bir yufkayı bütün olarak tepsiye yerleştirin. Patatesli karışımı yufkanın üzerine yayın. İkinci yufkayı küçük parçalara ayırıp tepsiye yerleştirin. Üzerine mantarlı malzemeyi yayın. Üçüncü yufkayı da küçük parçalara ayırıp malzemenin üzerine yerleştirin ve ıspanaklı malzemeyi ekleyin. Kalan yufkayı ıspanaklı karışımın üzerine yerleştirip kenarlardan taşan kısımları böreğin üzerine toplayın.
5. Bir çay bardağı yoğurdu sıvıyağla karıştırıp böreğin üzerine sürün. Susam ve çörekotu serpin. Önceden ısıtılmış 200 dereceye ayarlı fırında 30 dakika pişirin.
6. Sarımsakları ezip kalan yoğurtla karıştırın. Domateslerin kabuklarını soyup küçük küçük doğrayın ve tavada 5 dakika soteleyin. Böreği dilimleyip üzerine sarımsaklı yoğurt dökün. Birer kaşık domates sosu gezdirip servis yapın.


ML® Soslu Börek için tıklayın
ML® Soslu Börek Videosu

Sufle Börek


Malzemeler:
2 su bardağı süt
3 adet yumurta
Yarım paket margarin
1 çay kaşığı karbonat
1,5 su bardağı rendelenmiş beyaz peynir
3 adet yufka
100 gr. ince doğranmış salam
2 adet domates
2 adet sivribiber
Çörekotu
Tuz
Karabiber

Yapılışı:
Öncelikle 2 su bardağı sütü bir kaseye alın. Yumurta, yarım paket erimiş margarin, tuz, karabiber ve 1 çay kaşığı karbonatı koyup çırpın. Bu karışıma 1,5 su bardağı rendelenmiş beyaz peynir, küçükçe kesiğiniz yufka parçaları, doğranmış salam, domates ve biberleri ekleyin. Krıştırıp 30 cm çapında yağlanmış tepsiye dökün. Üzerine çörekotu serpin. Orta ısılı fırında pişirip, sıcakken servis yapın.

Sufle Börek


125 Gr Sana Klasik
2 Adet Domates
3 Adet yumurta
3 Adet yufka
1 Çay Kaşığı karbonat
2 Adet sivri biber
100 gr salam
2 Su Bardağı süt
1,5 Su Bardağı beyaz peynir

Öncelikle 2 su bardağı sütü bir kaseye alın.İçine yumurta,125 gram Sana Margarin,1 çay kaşığı karbonat,tuz ve karabiberi ekleyip çırpın.Bu karışıma 1 su bardağı rendelenmiş beyaz peynir,küçük parçalar halinde kestiğiniz yufkalar ve salamı ilave edin.En son kabuğu soyulmuş ve küp küp doğranmış domates,çekirdeği çıkarılmış ve ince kıyılmış sivri biberi de ekleyip büyün malzemeyi karıştırın.Karışımı 30 cm çapında yağlanmış tepsiye dökün ve üzerine çörek otu serpin.Önceden ısıtılmış 175 derce fırında üzeri kızarana kadar pişirin.Dilimleyerek sıcak servis yapın.

Sütlü Gül Böreği


2 Yemek Kaşığı Sana Hamurişi
2 Adet yumurta
1 Adet sivri biber
2 Adet Domates
3 Adet hazır yufka
Biraz çörekotu ve susam
250 gr sosis
Biraz tuz
2 Adet soğan
0,5 Su Bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
1 Çorba Kaşığı ayçiçeği yağı
1 Çay Bardağı süt

Sosisleri hafif haşlayıp önce uzunlamasına dörde sonra parmak uzunluğunda kesin. Domatesleri soyup küp doğrayın. Soganları soyup kıyın. Sivri biberin çekirdekli kısımlarını temizleyip dilimleyin. Ayçiçeği yağını tavada ısıtıp soğanı soteleyin. Sosis, domates, sivri biber ve tuzu ekleyip domates suyunu bırakıp çekene kadar pişirin. Yufkalardan birini tezgahın üzerine serip 4 eşit üçgene kesin. Üçgenlerin üzerlerine fırça ile eritilmiş yağ sürüp kaşarpeyniri serpiştirin. İç malzemeden ilave edip rulo şeklinde sarın. Ruloları kendi etrafında döndürerek gül şekli verin. Kalan yufkaları da aynı şekilde hazırlayın. Yağlanmış fırın tepsisine yerleştirin. Böreğin sosu için iki yumurta ve sütü bir kapta çırpıp hamurların üzerine gezdirin. Çörekotu ve susam serpin. Börekleri önceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında üzerleri pembeleşinceye kadar 20-25 dakika pişirin. Sıcak servis yapın.

Tavuklu Karnıyarık Böreği


5 yufka
1 şişe soda
1 çay bardağı süt
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1 tavuk
2 soğan
3 çarliston biber
3-5 mantar
4 domates
tuz
karabiber
pul biber

Öncelikle tavuk göğsü küçük küçük kuşbaşı şeklinde doğranır. İç malzeme için soğan, biber ve mantarlar yemeklik doğranır ve az sıvı yağda pembeleşene kadar kavrulur. Daha sonra tavuk göğsü de ilave edilerek tavuklar pişene kadar kavrulur. En son domateslerin kabukları soyulup küp küp doğranarak pişen tavukların içine eklenir. Tuz. k.biber ve pul biber ilave edilerek domates suyunu çekene kadar pişirilir ve soğumaya bırakılır.Böreğin sosu için soda, süt ve yağ bir kapta karıştırılır. Masanın üzerine yufka serilir ve bu sostan her yerine gelecek şekilde bol şekilde sürülür. Üzerine diğer yufka da konulup onunda üstüne aynı sostan sürülür. Yufkalar bir bıçak yardımı ile 8 eşit üçgen parçaya bölünür. Hazırlanan içten azar azar konulup sigara böreği şeklinde sarılır. Tepsiye yerleştirdikten sonra üstüne yumurta sarısı sürülür ve ortaları bir bıçakla karnıyarık gibi kesilir. Çörek otu serpilip 200 derecede üstü ve altı kızarana kadar pişirilir. Çıktıktan sonra yumuşaması için üstüne nemli bir havlu kapatılır ve bir müddet sonra servis yapılır.

Tavuklu Patatesli ve Domatesli Kolay Börek


200 Gr Sana Klasik
1 Adet soda
5 Yaprak yufka
1 Adet yumurta sarısı
1 Adet patates
3 Adet milföy
500 gr tavuk
1 Adet Domates

Patatesler haşlanır ve soyulur.aynı şekilde tavuk haşlanır. Patates ezilir,üzerine küçük küçük doğranmış domates eklenir ve tavukta küçük parçalar haline getirilerek eklenir iç harç hazırlanılır. Tepsiye sana klasik sürülür ve ilk kat yufka konur yufkaların arasına erimiş margarin,sodaküçük küçük parçalanmış milföyler ve iç harç pay edilir ve son kat koyulur son kata yalnız son kalan margarin dökülür ve yumurta sarısı sürülür, susam ve çörekotu serpilir, fırında 250 derecede pişirilir.

Tavuklu Yastık Böreği


Malzemeler:
2 yufka
1 domates
2 tavuk göğüs eti (haşlanmış ve ufak didiklenmiş)
2 çorba kaşığı mayonez
1 havuç
2-3 sivribiber
1 çorba kaşığı haşlanmış bezelye
1 yumurta sarısı
1 çorba kaşığı çörekotu
Tuz
Karabiber
Sos için:
1 kahve fincanı eritilmiş tereyağı
1 yumurta
1 çay bardağı yoğurt

Yapılışı:
iki yufkayı üst üste yerleştirin. 8 üçgen parçaya kesin. Havuç, domates ve biberleri çok ufak doğrayıp didiklenmiş tavuketi, mayonez, bezelye, tuz ve karabiberle karıştırarak harcınızı hazırlayın. Bir kapta eritilmiş tereyağı, yoğurt ve yumurtayı karıştırıp sosu hazırlayın. Küçük kare şeklinde bir kaseyi yağlayın. Üçgen parçayı uzun kısmı kasenin tabanına gelecek şekilde yerleştirin. Hazırladığınız yoğurtlu sosla yufkayı ıslatın. Tavuklu harçtan ilave ederek tekrar yoğurtlu sosla ıslatın. Yufkanın dışarda kalan uçlarını bohça şeklinde kapatın. Yağlanmış bir fırın tepsisine kaseyi ters çevirin, böylece böreğin düz kısmı üste gelecektir. Bütün yufka parçalarına aynı işlemi uygulayın. Hazırladığınız böreklerin üstüne çırpılmış yumurta sarısı sürün ve çörekotu serpin. Önceden ısıtılmış orta ısılı fırında 20-25 dk. pişirin.

Tavuklu Zarf Böreği


Sahrap Soysal

4 Adet hazır yufka
İç malzemesi için;
500-600 gr tavuk göğüs eti
4 yemek kaşığı sıvıyağ
2 adet yeşil çarliston biber
2 adet kırmızı uzun biber
3 adet orta boy domates
6 çay kaşığı kekik
2 çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı karabiber
Üzeri için;
2 adet yumurta sarısı

Tavuk göğüs etlerini tavla zarı formunda küp küp doğrayın. Kırmızı ve yeşil biberin saplarını kesip tohumlarını ayıklayın ve her birini uzunlamasına ikiye bölün. İnce küpler halinde doğrayın. Domatesleri soyup küçük küpler halinde dilimleyin.
Sıvıyağı derin ya da geniş bir tavaya koyup kızdırın. Tavuk etlerini tavaya aktarıp orta ısılı ateşte, tahta kaşıkla sürekli karıştırarak kavurun. Yaklaşık 3-4 dakika kavurduğunuz tavukların üzerine biberleri katıp 1-2 dakika daha karıştırarak kavurun.
Tuz, karabiber ve kekiği serpiştirip domatesi katın ve ocaktan alın. (İsterseniz konserve domates kullanabilirsiniz )
Diğer taraftan, yufkalardan birini tezgahın üzerine serin. Dörtkenarını içe doğru katlayıp yufkayı kare şekline getirin. Elde ettiğiniz kare yufkayı dört eşit parçaya bölün. Her birinin ortasına tavuklu karışımdan iki yemek kaşığı kadar koyup, poğaça şeklinde (zarf gibi) katlayın. Diğer yufkaları da aynı şekilde hazırlayın.
Börekleri, katlı kısımları alta gelecek şekilde yağlanmış fırın tepsisine dizin. Üzerine yumurta sarısı sürüp, isterseniz çörekotu, susam serpin.
Börekleri 5 dakika önceden ısıtıp 180 dereceye ve alt-üst konuma ayarladığınız fırında 30 dakika, üzerleri altın sarısı oluncaya kadar pişirip çıkarın. Sıcak sıcak servise sunun.

Türk Mutfak Kültürünün Genel Nitelikleri


Kültür ve Turizm Bakanlığı

Türk mutfak kültürünün niteliklerini ele alırken, aşağıdaki noktalar açısından yoğunlaşmamız gerekir.Göçebelik ve tarımsal ekonomik yapı, Türk yemeklerini etkilemiştir.
Ailelerin sosyo-ekonomik düzeylerine göre yemeklerde genellikle bir farklılaşma görülür.Yemek çeşitleri bakımından başka kültürlerden etkilenme ve onları etkileme söz konusudur.

Tarımsal Yapı ve Göçebe Kültürünün Etkisi
Türk kavimlerinde çoğunluğun ve bu arada göçebelerin gıdasında bitkiler önemli değildi.Eski Türklerin temel gıdası koyun eti ve süt ürünleri olmuştur.Bunlar arasında özellikle kımız (fermente ettirilmiş kısrak sütü), % 2-6 oranında alkolü ile fazla besleyici olmamakla birlikte, ferahlatıcı ve açlığı giderici bir özelliği sahiptir.Litre başına (450 kalori) oldukça yüksek bir kalori sağlayan kımız, yağla tek taraflı beslenmeyi sağlıyordu.Tarımsal ekonomik yapıda özellikle hububatlar, Türk yiyeceklerinin çoğunluğunu oluşturur.
Kuru fasulye, ya da nohut, bulgur pilavı ve yanında bir soğan, adeta Türk yiyeceğinin simgesi olmuştur.Özellikle kırsal kesimin en popüler yiyeceği bunlardır. Anadolu yollarındaki lokantalarda yemek yerken garsonların en çok “Bir kuru” biçimindeki seslerini duyarız.Askerlikte ne kadar çok yenirse yensin, fıkralara şakalaşmalara ne kadar konu olursa olsun, kuru fasulye yine de vazgeçilmez bir Türk yemeğidir.
Avrupa ve Amerikan kültürlerinin aksine, daha çok sulu olarak pişirilen yemekler yenir.Sebzelerin ve hububatın çoğu, kıymalı, kuşbaşı etli, soğanlı olarak su ile pişirilip yenir.Bu nedenle çorbanın çok zengin çeşitlerini Türkler geliştirmişlerdir.Kırsal kesimde kahvaltı olarak çorbanın tercih edilişi bugün bile geçerlidir.
Besin değeri yüksek olan tarhana’dan yapılan tarhana çorbası en yaygın Türk yiyeceklerindendir.Bunun yanında yoğurtlu çorba, un çorbası, mercimek ve pirinç çorbaları da en çok içilen çorba türleridir. “Kaşıklayıver” sözü sulu yemeğin bir ifadesi değil midir? Sulu yemek, doğal olarak çok ekmek yedirir. Bu nedenle ekmek ülkemizde çok yenen, tüketilen bir gıda maddesidir.
Ekmeksiz bir sofrada karın doymaz inancı ülkemizde çok yaygındır.Bu nedenle ekmek, evlerde ve fırınlarda yapılır ve çok tüketilir. Kırsal kesimde fırın olmayışı ekmeklerin evde yapılmasını gerektirmiştir.Tandır ekmeği (yufka), mayalı ekmek (bazlama) çeşitlerinin evlerde belirli günlerde yapılışı kadının büyük zamanını dolduran uğraşı biçimidir.Fırınlarda daha çok evlerde yapılmayan somun türü yaygındır.
Ekmek, Türklerde kutsal bir yiyecektir.Dinsel niteliği vardır.Peygamber şöyle der ekmek için:“Mukaddes bir insan olan, yerin ve göğün bereket işareti olan ekmeğe hürmet ediniz.” Bu nedenle ekmek kırıntıları yerlere atılmaz.Yiyecek ekmeğe sahip olan, Allah’a şükreder.Ekmek ve diğer hububat türlerinin yaygınlığı ve popülerliği, tarımsal ekonomik yapıyı simgeler.
Türklerdeki başlıca köy ekmek tipleri, yufka, ev ekmeği, saç ekmeği, iki saç arası ekmeği, mayalı tepsi ekmeği, tandır ekmeği, taşlı fırın ekmeği, ekşili ekmek, ebeleme, ekmek benzeri olarak: mısır ekmeği, cadi, pide, bazlama, gözleme, cızlama, kete, çörek, kurabiye, börek.Sadece ekmekle beslenmenin zararlı yönleri olduğunu beslenme uzmanları belirtmekle birlikte, 1964 yılında A.B.D’ de yapılan bir araştırmaya göre yalnız ekmekle beslenmenin sağlık üzerine ve fizyolojik olarak bir özür meydana getirmediği saptanmıştır.
Pişirme, en çok, saç üzerinde, tandırda, köy fırınlarında ya da kuzinelerde yapılır.Günlük, haftalık ya da aylık yapılır.Kuşkusuz uzun sürelilerin teknik ve terkibi farklıdır.Köyde ekmeğin böyle uzun zaman dayanacak durum ve miktarda yapılması köy kadınının aslında evde çok çeşitli işler yapması nedeniyledir.
Yine tarımsal ekonomik yapının bir göstergesi olarak Türklerde hamur işi yiyeceklerin oldukça yaygın olduğunu görürüz.Bunların başında, yoğurtlu yağlı ve etli olarak yapılan Mantı, en sevilen hamur işi yiyecekler arasındadır.Daha çok evlerde yapılır.Son yıllarda kentlerde bazı lokantalarda da ev mantısı yapmaya başlamışlardır.
Özel mantı lokantaları ve gözleme yapan kır bahçeleri çoğalmıştır.Bunun yanında Erişte’de (Ev makarnası) makarna ve çorba olarak pişirilmek üzere hamur işi yiyecekler arasındadır.Sebzeli, etli, peynirli, patatesli olarak yapılan börek de yine çok sevilen bir hamur işi yiyecektir.
Yine hamurdan tatlı olarak yapılan Türk Baklavası (Cevizli, fıstıklı, kaymaklı) dünyaca tanınmıştır.Kısaca, Asya’daki göçebe dönem, kısrak sütünden yoğurt ve benzeri yiyecekler yapılması, kımız ve yemeklere konan otlar ve bitki kökleri ve soğan ile karakterize edilebilir. Pastırma ve kebap da yine bu dönemin özelliğidir.

Etler
Yahni ve tutmaç, Türklerin başlıca yemekleri idi.Tutmaç, Türkiye Selçukluları ve Osmanlı saraylarında da yeniliyordu. Sığır, koyun, kuzu, keçi, tavuk en çok yenen hayvanlar arasındadır.Bütün bunlardan yapılan kebaplar Türk yiyecekleri arasındadır.Döner kebap, şiş kebap, tüm dünyada tanıttığımız kebap türleridir. Ayrıca köfteler, etli pideler ve çeşitli kebaplar yörelere göre değişik türde yapılmaktadır.
Kentlerdeki kebapçı dükkanlarının yaygınlığı da kebap kültürünün önemini vurgulamaktadır.Kebap kültürü, göçebelik biçimindeki ekonomik yapının bir gereği olarak geliştirilmiştir.Türklerin uzun yıllar konar göçer biçimindeki göçebe yaşayışları ve hayvancılıkla geçinmeleri kebap kültürünün yaygınlaşmasına yol açmıştır.
Pastırma ve sucuk da göçebeliğin gereği olarak yaratılmış Türk yiyeceklerindendir.Çünkü, bu yiyeceklerin uzun süre dayanıklı oluşları göçebelik yaşamına çok uygundur. Ayrıca kurutulmuş et ve et tozu da pastırma ile birlikte savaş sırasında büyük önem taşımıştır.Böylece Türkler, eti uzun zaman korumanın sırrını keşfetmişlerdir.Yani bu tür konserve tekniği sayesinde İstanbul’dan kalkan, Viyana kapılarına altı ayda gelen ve 300.000 kişiyi aşabilen Türk ordusunun beslenmesi mümkün olmuştur.
O dönemlerde soğutma tekniğinin bulunmamasına rağmen bu orduları bekleyebilmek, herhalde Türk ordusunun başarısında rol oynamıştır.Türklerin bu tekniği Orta Asya’dan getirdikleri söylenmektedir.Kesilen bir koyunun etinden başka başı, ayakları, hatta işkembesini bile pişirilir.
İşkembe çorbası, paça, kelle (baş) gibi çok lezzetli Türk yemekleri de yine göçebeliğin etkisidir.Ancak göçebe toplumlar hayvancılıkla geçindikleri için onun her tarafını değerlendirmekte uzmanlaşmışlardır.Oğuzlarda bugünkü koyun kellesi gibi At kellesi de vardı.
Yine Türkler taze meyve ve sebzeleri kurutan konserve tekniğini de yüz yıllardan beri uygulamışlardır.Bu da yine tarımsal ekonomik yapı gereği, kış yiyeceklerini hazırlamak kaygısındandır.Salça, turşu hazırlama da bunlar arasındadır.Kış hazırlıkları Türk kadınının uğraşlarından en önemlisidir.
Özellikle kesimde uygulanan kış hazırlıkları komşular arasında yardımlaşmalara, boş zamanlarının değerlendirilmesine ve genç kızlara beceri kazandırma gibi toplumsal işlevleri yerine getirmiştir. Zeytinyağının yurdu Anadolu’dur. Hititler ve diğer Anadolu ulusları bu yağın yapımını, kullanılışını biliyorlardı.
Bu nedenle bütün zeytinyağlı yemeklerin yurdu Anadolu’dur. Zeytinyağı dinsel törenlerde de kullanılırdı. Üzüm de eskiden beri önemlidir.Bu nedenle hem zeytin, hem üzüm, kutsal sayılırdı. Yağ yemesini Çinliler Türklerden öğrenmişlerdir.
Sebzelerin her türlüsü çeşitli biçimlerde etle ya da etsiz olarak pişirilir.Kıymalı ve sulu olarak pişirilen sebzeler Anadolu’nun her tarafında sevilen yemeklerdir. Sebze daha çok Batı Anadolu’da tüketilir.Türklerin özel bir gıdası da yoğurttur.Koyu kıvamlı, hafifçe ekşi ve kolay hazmedilir bir süt mamulüdür. Tamamen Türklerin buluşudur.
Kelime olarak da aynen tüm dünyaya yayılmıştır:Anadolu çıkışlı değildir.Göçebelik yapısının ortaya çıkarttığı bir kültür öğesidir. Hele onun sulandırılmış biçimi olan Ayran, Türklerin en sevdiği içecektir.Bir yaz sıcağında tarlada bir ağacın altında dinlenen köylünün yanında hele bir de ayran varsa zevkine diyecek yoktur.Sütlü darı, peynir, yoğurt, aslında bozkır yiyecekleri idi.
Yoğurdun kiraz ya da kayısı ile tatlılaştırılması şeklinde hazırlanan “Li” adlı bir içecek, Hunlar arasında yaygındı.Kışlık yiyeceklerin hazırlanması, kadınlar arasında yardımlaşma geleneği doğurmuştur.Komşular birbirlerine yiyeceklerini hazırlarken yardım ederler. Erişte (ev makarnası) kesiminde, pekmez kaynatmada, salça yapımında, turşu kurmada, tarhana yapımında olduğu gibi.Bu gelenek, toplumsal dayanışmanın en güzel ifadesi olmuştur.

Av Hayvanları
Müslümanlar öteden beri av etini az yer. Bu durum, onların av etlerini sevmediğinden değil, usulüne göre avlanmamış, haram bir eti yemek kaygısından ileri gelir.Bir yabancı şöyle diyor: “...Üstelik içlerinden pek çoğu da hayvanlara karşı fazla şefkatlidir.Bu bakımdan, hükümdar olsun, devlet büyüğü olsun, alelâde vatandaş olsun, aralarında fazlaca av meraklısına rastlanmaz.”
Bazı hayvanların eti dinsel nedenlerle yenmez. Örneğin bütün tırnaklı ve pençeli yırtıcı kuşlar, yırtıcı memeliler, bütün sürüngenler haramdır (kartal, çaylak, kerkes, kuzgun, akbaba, atmaca, şahin gibi).Müminler hiçbir zaman yılan, kurbağa, fare, akrep, karga, saksağan eti yememelidirler.
Eşek ve katır aynı biçimde haramdır. At eti mekruh sayılmıştır. Yenmemelidir.At ve eşeğin sütleri de haramdır.Domuz, kaplumbağa ve fil de bir Müslüman için haram sayılan hayvanlardandır.Leş et yemek de Kuran'da haram kılınmıştır. Balık hariç, suda yaşayan bütün hayvanlar (Midye, ıstakoz, karides, istiridye, salyangoz, yengeç, deniz aygırı vs. gibi) habaisten sayılır. Yenilmesi caiz olmaz.
Bununla birlikte balık, bazı deniz yöreleri dışında çok popüler değildir.Bunun nedenini göçebelik kültürüne bağlayabiliriz.Deve haram edilmemekle birlikte, Türklerce makbul tutulmaz.Bununla birlikte Araplar deve, Tatarlar da at etini severler.Bazı kuşlar, bazı yörelerde çok popülerdir.Örneğin, Kayseri civarındaki köylerde güvercin kulübeleri çok yaygındır.Oralarda körpe güvercin eti yenir. Konuğa taze güvercin eti ikram edilir.

Başka Toplumlardan Etkilenme
Türk yemekleri başka toplumlardan etkilenmiş ve onları etkilemiştir.Bu ilişki, karşılıklı olmuştur. Anadolu’daki yemekler, kap-kacak, yemişler, bitkiler, araçlar sadece Anadolu insanının özel bir buluşu değildir.Komşu uluslardan da etkilenmiştir.Komşuluk ilişkileri çerçevesinde birçok yemek türü, yemiş türü gelmiş ve bunların çoğu Anadolu insanınca benimsenmiştir.
Batılı araştırmacıların birçok kurumlar bakımından söyledikleri gibi Anadolu yemeklerini de “Bizans Mutfağı” olarak yorumlamaları tamamen yanlıştır.Yemeklerimizin çoğunun, Hıristiyan inançlarının Anadolu’da yayılmaya başladığı dönemden çok önce, eskiçağda var olduğunu araştırmacılar belirtiyorlar.Avrupalıların duygusal olarak Bizans mutfağı dedikleri şey, aslında Anadolu mutfağıdır.Anadolu yemekleri, eski çağdan günümüze değin sürekli bir gelişim göstermiş ve tür bakımından çoğalmıştır.
Araştırmacılar, mutfağımızın Asya’dan çok az etkilendiğini belirtiyorlar.Bu da daha çok kebap , yoğurt, süt gibi alanlarda söz konusu olmaktadır.Asya Türklerinin yemek yapma bilgileri yok denecek kadar azdı.Kap kacak gibi araç gereçleri de azdı.Bugün Anadolu’da ekmek yemek yapımında kullanılan bitkilerin Hititlerce bilindiği kaydediliyor.Örneğin Hititler fasulyeyi biliyordu.
Ayrıca bugün Anadolu’da kullanılan yiyeceklerin adlarının Asya Türkçesinde bulunmadığı belirtilmektedir.Örneğin pırasa, marul, biber, patlıcan, pancar, fasulye, şeftali, armut, kiraz, fındık, ceviz, ıspanak, bezelye gibi.
Türkler, Anadolu’ya gelince, oradaki yemek kültüründen de etkilendiler.Örneğin bir tatlı olan “Tavukgöğsü” ve “Kazandibi”, Romalılardan kalmadır.Baharata düşkünlük ve çeşitli soslar da yine Roma etkisidir.Balık, salata, zeytinyağı ve zeytinyağlı yemeklerin bazıları da Bizanslılardan geçmiştir.Prof. Ünver'in çalışmalarına göre, papaz yahnisi, midye dolması, sardalya ve balık konservesi, karides, Bizanslılardan alınmıştır.Hamur işi yiyecekler, Çin’den alınmıştır. Örneğin “mantı” gibi.Adı da oradan gelmektedir.
Eski bir saray yemeği olan iç pilav, İran’dan kalmadır.Tatlı ve tuzlunun bir arada olduğu bu pilav, önce saraya sonra halka geçmiştir.İç pilavda tatlı olarak üzüm, fıstık bulunur.1400’lerden itibaren Avrupa işlerine giren Türkler, oranın mutfaklarından bazı örnekleri İstanbul’a getirmişlerdir.Çerkez tavuğu ve Arnavut ciğeri, bunlardan birkaçıdır.
Batı etkisine girince, özellikle Fransız yemekleri Türk mutfağına eklemlendi.Patates, domates, çeşitli taze biberler, kabak çeşitleri ve barbunya, fasulye, gibi bugün Türk mutfağında önemli bir yeri bulunan değişik sebzelerin tümü, 15. ve 16. yüzyıllardan sonra Amerika’dan Avrupa’ya gelmiş ve birkaç yüzyıl sonra da oradan Türk mutfağına girmişlerdir.
Binlerce yıllık Çin, İran, Arap uygarlıklarının, Anadolu’daki onbinlerce yıllık kültürel birikimin ve bütün bunların doğu Avrupa ve bütün Kuzey Afrika kültürleriyle bileşimi olan Osmanlı uygarlığının tülbentinden süzülmüş bir sentez var.
Üstelik küreselleşmenin bir sonucu olarak giderek artan bir biçimde uluslararası ticarete açılan Türkiye’de yeni meyve sebze ve baharatlar yaygınlaşmaktadır.Kültürel etkileşim, kaçınılmaz bir süreç olarak ülkemizi de etkilemektedir.

Sosyo - Ekonomik Düzeye Göre Farklılaşma
Beslenme alışkanlıkları, ailelerin sosyo-ekonomik düzeylerine göre farklılaşmaktadır.Yani, gelir arttıkça, gıda tüketim düzeyi yükselmektedir.Örneğin ülke çapında yapılan bir araştırmada gelir arttıkça ekmek ve diğer buğday ürünleri tüketim miktarı azalmakta, pirinç tüketimi ise artmaktadır.Bununla birlikte, özellikle kırsal kesimde sosyo-ekonomik düzey farklılaşmasının beslenme alışkanlıklarında bir farklılık yaratmadığı bölgemiz de vardır.
Örneğin Muş köylerinde yapılan bir araştırmada, varlıklı ve dar gelirli aileler arasında tüketilen gıda maddelerinin büyük çapta nitelik ve nicelik farkı göstermemesi ilginçtir.Beslenme tekniği bakımından bu tür aileler arasında bir fark olmaması,beslenmenin geleneklere bağlı oluşu ile açıklanabilir.
Karbonhidratça zengin besin maddeleri (Hububatlar) gerek köy grupları ve gerekse yoksul, zengin halk arasında pek fazla fark olmaksızın yeterli derecede tüketilir.Buna karşılık, protein, özellikle hayvansal protein tüketiminin normalin çok altında bulunması dengesiz beslenmeye neden olmaktadır.
Tarihsel olarak Osmanlı başkentleri ve büyük kentlerde saray köşk ve konaklardan kaynaklanan saray mutfağı ve yöresel halk mutfağı biçimindeki ayrım da sosyo-ekonomik farklılaşmayı ifade etmektedir.Özellikle saraylarda, konak, yalılardaki yemek gelenekleri çeşit bakımından son derece zengindi ve ziyafetler vs. yoluyla toplumsal bir nitelik taşırdı.Oysaki yöresel halk mutfağı daha sade idi.

Davranış Kalıpları
Geleneksel davranışlardan birisi, yemeğin çabuk yenmesidir.Kırsal kesimde mümkün olduğu kadar yemeği çabuk yiyip sofradan kalkmak, benimsenen bir davranıştır.Eskiden çocuklara, sofrada “Adam olacak kişi sofrada yemek yiyişinden belli olur” denilirdi.Yemeğini çabuk yiyen çocuk, işinde de becerikli ve başarılı olur inancı vardı.Bunun başka bir açıklaması da, tek kaptan yemek yenilen yerlerde herkes kaşıklarken yavaş yiyene bir şey kalmayacaktır.Onun için çabuk yemesi teşvik edilmiş olabilir.
Ayrıca iş sırasında yemekte fazla zamanı harcamayıp tarlada çifte çubuğa bir an önce yetişmek, işi anlamak kaygısı da çabuk yemekte rol oynuyordu.Bugün hala kırsal kesimde çabuk yemek yenir.Yemek yemek bir görev sayılır.Karın doyurmak biçimindeki uygulamada bu görevin bir an önce tamamlanması gerekir.
Oysa kentte karın doyurma dışında, zevk, estetik öğeler de dikkate alınarak yemek daha yavaş yenir.1552 – 1556 yılları arasındaki Türkleri inceleyen bir yazar şöyle diyor:“Kaşığı ellerine aldıkları zaman o kadar acele yerler ki, aralarına karışsan şeytanı kovalıyor zannedersin.İyi huylarından biri de, yemekte konuşup eğlenmemeleridir.Karnı doyan Allah’a şükür deyip kalkar ve yerini başkasına bırakır.”
Kırsal kesimde yemek, genellikle yer minderlerine oturularak ve sini denen bir yuvarlak tepsi etrafında diz çökerek ya da bağdaş kurularak yenir.O gün ne yemek varsa hepsi tepsiye konarak getirilir.Yemek ayrı ayrı mutfaktan taşınmaz.Tek kaptan yenir.Kentte, masada ve ayrı kaptan yemek yenir.Ulusal düzeyde % 63.9 oranında ailede yemekler sofraya konan bir kaptan ortaklaşa olarak yenilmektedir.Sofrada herkese ayrı tabak içinde yemek servisi yapan aile oranı % 36.1 dir.Büyük kentlerde ayrı tabak içinde yemek servisi yapılan aile oranı % 70.8 dir.
Yemek sinide yenildiği zaman, yere bir sofra altı serilerek, bunun üzerine bir elek kasnağı, ya da alçak bir iskemle konur, kasnağın üzerine bakır sini konur. Böylece sini için biraz yükseklik sağlanmış olur.Sini üzerine tahta kaşıklarla yufka ekmekleri dizilir.Genellikle bakır tabak, tas, çanak kullanılır.Oğuzlarda yemekler, “Kendürük” denilen bir deri yaygı üzerinde yenirdi.Sofraya herkes sağ dizi dik, sol dizi yatık olacak biçimde sininin etrafına bağdaş kurar.Böylece bir sini etrafında 12 kişi oturabilir.Peçete, peşkir kullanılır.
Bugün köylere masa girmiştir.Fakat köylü yine yerde yemek yer.Masa, köylerde daha çok odanın bir köşesinde prestij olarak durur ve üzerine bazı süs eşyaları konur.Örneğin Ankara yakınındaki Hasanoğlan'da ailelerin % 45 inin masası olduğu halde masa üzerinde yemek yiyenlerin oranı % 3 tür.Buna karşılık % 96.5 oranında aileler yer sofrasında yemek yemektedir.
Masanın bir kültür karmaşığı olarak köylere girmesine rağmen ayrı tabak, bardak, çatal bıçak ile yemek yeme biçimindeki kent kültür aracı olarak benimsenmesi uzun bir zamanın geçmesini gerektirmektedir.Yer sofrası, kolaylıkla kurulup kaldırılması, aile üyelerini masaya bakıma bir arada daha çok kaynaştırması gibi nedenlerle çok tercih edilmektedir.Gecekondularda masada yemek yemek köye oranla daha fazladır.
Türklerin tercihlerine göre lokanta yemekleri, ev yemeklerinin yerini tutmaz.Türkler daha çok ev yemeklerini tercih ederler.Bu tercihte, temizlik özen gösterme, lezzet ve ekonomik faktörler rol oynar.Ayrıca dışarıda yemek yeme alışkanlığı Türklerde uzun süre mevcut olmamıştır.
Ev hanımlarının kendi aralarında düzenledikleri günlerde bile çarşıdan alınmış pasta ve hazır yiyecekler tercih edilmez.Mutlaka evde hanımın yaptığı tuzlu ve tatlı kuru pastalar, kekler, börekler tercih edilir.Bu tercihte ise ev sahibinin becerisinin ölçülmesi ve yiyeceklerin taze olması isteği rol oynar.Yemeklerimiz genellikle baharatlı, bol salçalı ve bol yağlıdır.Avrupalılar bu tür yemekleri çok ağır bulmaktadırlar.Bu yemeklerin çoğu da iştah açıcı niteliktedir.
Yemek evde yenir, içilir. Allah ne verdiyse pişirilir, yenir, içilir, her şey evde kalır.Etrafta, konu komşuya yenilen şeyler söylenmez.Eğer söylenmek zorunda kalınırsa,“Söylemesi ayıp, bugün tavuk yemiştik” denir.Yediği şeyleri övünerek anlatanlar kınanır.Hanenin gizliliği, mahremiyeti gereği evde yenen şey etrafa söylenmez. Kuşkusuz bu davranış kırsal kesim insanına özgüdür.
Kırsal kesimde eve konuk geldiğinde mutlaka yemek yedirilir. Konuk ağırlama kutsal bir görevdir.Bu, esasen Türk konukseverliğinin gereğidir.Konuk, genellikle yemeğe geleceğini haber vermez.Bu konuda formel bir davranış söz konusu değildir.Evde ne varsa onu yer.Onun için “Konuk, umduğunu değil, bulduğunu yer” sözü yaygındır.
Sonra evde ne varsa sofraya getirilir.Bir yabancı yazar da şöyle diyor.“Türkler az bir şeyle doymaktan çok, ondan bundan birçok şey yemeyi severler.”İyi cins yiyecekler, içecekler mümkün olduğu ölçüde konuğa ikram edilir.Yemek ya da çayın yanında bisküvi, pasta, çörek gibi hafif şeyler ikram edilmemişse dedikodu olur.
Ödünç olarak bir mutfak eşyasını bir komşu istemişse onu iade ederken içine mutlaka bir şeyler koyar.Bu, kendi pişirdiği bir yemek, bir meyve, tatlı, turşu vs. gibi şeyler olabilir.Eve yemeğe konuk gelmişse, önce ev sahibi yemeğe başlar.Ev sahibi, yemekten konuktan önce kalkmaz.Bu durum konuğa nezaketsizlik olarak nitelendirilir.
Türkler, tabağında bulunan yemeğin hepsini mutlaka yemelidir.Tabağının dibini sıyırmak gerekir.Tabakta bir miktar bırakırsa günah sayılır.Çünkü bu israf etmemek biçimindeki dinsel kurala dayanır.Oysa Avrupa’da genellikle yemeği sonuna kadar yemek görgüsüzlük sayılır.“İşten artmaz, dişten artar” sözü mutfakta israf etmemeyi, tutumlu olmayı ifade eder.Bu tutumlu davranış, artan yemeklerin ertesi gün yenmesi biçimindeki davranışlarda da kendini gösterir.
Özellikle kırsal kesimde erkekler, ağzını şapırdatarak yemek yer ve sesli olarak geğirir, parmaklarını yalar.Kentte bu biçimde davranmak bir görgü kuralı olarak ayıp sayılır.Bu alışkanlığı sürdüren babalar ise çocuklarıyla bu nedenle anlaşmazlığa düşmektedirler.Kuşkusuz bu bir eğitim sorunudur.
Kişilere yemek yerken başkalarını rahatsız etmemeleri gerektiği konusunda eğitime gereksinimimiz var.Sofraya oturmadan eller yıkanır.Yemekten sonra da el ve ağız yıkanması alışılmış bir davranıştır.

Toplu Yemek Yeme Geleneği
Türkler de toplu yemek geleneği de oldukça yaygındır.Toplu olarak, törenle, şölenle yemek yeme Türklerin tarihinde sık sık görülen bir gelenektir.Eskiçağ Anadolu’sunda dinsel törenlerde toplu yemek yeme geleneği vardı.Düğünlerde, savaşa gidişte, başarılı bir işten dönüşte, ölü gömme törenlerinde, dinsel derneklerde toplu yemek yenirdi.
Bunun uzantısı olarak günümüz Anadolu’sunda başta düğünler olmak üzere, Ramazanda, Hıdrellezde, yağmur dualarında, göçlerde, yemekli mevlitlerde, uzun yolculuklarda, bir konuk gelişinde, bayramlarda, sünnetlerde, doğumlarda, ziyafetlerde, toplu yemek yenir.
Bu törenlerde özel yemekler yapılır, en sevilen en iyi yemekler hazırlanır, yenir, içilir, eğlenilir.Örneğin et yemekleri, etli pilav, baklava, börek ve çeşitli tatlılar yenir.Bu gelenekler de bölgesel farklılıklar gösterir.

Mutfak Düzeni
Kırsal kesimde standart mutfak düzeni söz konusudur.Mutfakta üst üste 5-6 kat sergen bulunur.En altında testi, ibrik, el leğeni, dizili olur.Onun üstünde tencereler, daha üstünde kaplar, sahanlar, daha üstünde kuşane, çorba tasları, en üstte tepsiler, çini tabaklar dayalı olur.
Türklerde oldukça zengin mutfak araç gereçleri vardır.Kazanlar, büyük tencereler, siniler, tepsiler, bakır sahanlar, tavalar, güğümler, çömlekler, bakraçlar, kepçeler, sefer tasları, kaseler, mutfakların baş araçlarıdır.Bu araçların bol çeşitli oluşu da mutfak zenginliğimizi göstermektedir.
Eskiden mutfağa çok önem verilirdi.Görücüler, kız almaya geldikleri evin önce mutfağını görmek isterlerdi.Bugün kentlerimizde Batı tarzı araç gereçler kullanılmaktadır.Bakır ve naylon malzemeler kalkmış gibidir. Gazeteler bile promosyon olarak tabak çanak vermektedir.

Özel Amaçlı Yemekler
Kentlerde çeşitli amaçlarla yemek yeme alışkanlıkları da vardır.Örneğin iş adamlarının belirli kararlar almaları, anlaşmalar yaptıkları iş yemekleri, diplomatların devlet adamlarının düzenledikleri resmi yemekler, ödül alanlar, yarışma sahipleri için onur yemekleri gibi.

Sonuç
Beslenme alışkanlıkları bir ölçüde bir sorun olarak devletin sorumluluklarını gerektirmiştir.Bu nedenle konu, kalkınma planına da geçmiştir.4. Kalkınma Planında beslenme sorunları aşağıdaki biçimde dile getirilmiştir. (4. Beş Yıllık Kalkınma Planı, S. 462; 463 ve 469).
Türkiye’de yer yer dengesiz, yetersiz ya da yanlış beslenmeye rastlanmaktadır.Nüfusun % 17.5’inin yetersiz kalori tüketimi, % 10’unun protein yetersizliği, % 22.5’inin de protein yönünden dengesiz beslenme ile karşı karşıya olduğu saptanmıştır.Bu durumda dünya standartlarına göre orta derecede bir beslenme sorununun varlığından söz edilebilir.
Beslenmenin özel dikkat istediği doğum sonrası küçük çocukluk yaşları, Türkiye’de beslenme sorunlarının en sık rastlanan devreleridir.Okul öncesi çocuklar 0-5 yaş arasında yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı olarak % 20 oranında büyüme ve gelişme geriliklerine rastlanmaktadır.
Çocuk ölümlerinin nedenlerinin % 50’sinin beslenme bozuklukları olduğu söylenebilmektedir.Öte yandan, Türkiye’de kadının doğum öncesi ve sonrasının gerektirdiği özel bir beslenme ile desteklenmemesi, bir halk sağlığı sorunu olarak ağırlık taşımaktadır.
Kendi yiyecek gereksinmesinin tamamını üretebilen bir ülke olan Türkiye’de beslenme sorunlarının nedenlerinin başında gelir yetersizliği ve dağılımındaki dengesizlik, beslenme ve yiyeceğe ayrılan gelirin iyi beslenmek için en iyi şekilde nasıl kullanılabileceği konusunda eğitimsizlik ve yiyecek maddelerinin ulaştırılma ve dağıtımında görülen yetersizlik gelmektedir.
Beslenme kalıbı incelendiğinde, besin maddelerinin tüketimi Türkiye’de bazı özellikler göstermektedir.Bitkisel yiyecekler temel tüketim maddesidir.Günlük kalori gereksinmesinin % 60’ını sağlayan buğday bu grup içinde en büyük yeri tutmaktadır.
Hayvan varlığı yeterli olmasına karşın, çeşitli hayvansal yiyeceklerin özellikle et ve sütün, yurt içi tüketime aktarılacak biçimde üretilemediği, genellikle iyi dağıtılamadığı, piyasalarının iyi düzenlenemediği, bu nedenle tüketimlerinin de normalin altında olduğu görülmektedir.Beslenme politikası da aşağıdaki gibi formüle edilmiştir.
Nüfusun yeterli ve dengeli beslenmesi için zorunlu olan temel besin maddelerinin üretimi özendirici ve yurt düzeyine dengeli dağıtımın yönlendirici düzenlemeler yapılacaktır.Ana çocuk sağlığı hizmetlerinde, okul ve okul öncesi çağdaki çocuklara yönelik beslenme programları, görülen eksik beslenmeye ve beslenme eğitimine ağırlık verecek biçimde yeniden düzenlenecek 0-6 yaş arası çocukları beslenmede zorluk çeken ailelere devlet yardımı sağlanacaktır.”
Yetersiz ve dengesiz bir beslenme üzerinde durulmuştur.Yetersiz ve dengesiz beslenme, toplum sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.Böyle beslenen insanların hastalıklara karşı direnci az ve verimleri düşük olmaktadır.
Halkımız çoğu beslenme bilgilerinden yoksundur.Bu nedenle ülkemizde yaygın ve etkin bir beslenme eğitimine önem verilmelidir.Bu eğitim, kitle iletişim araçları yolu ile, okullar, ana-çocuk sağlığı merkezleri ve sağlık ocağı ve evlerinde uygulamalı ve sürekli olarak yapılmalıdır.
Toplumsal değişme süreci içerisinde hızla değişmekte olan mutfağımızda geleneksel türlerin kaybolmasına, korunmasına turistik açıdan tanıtılmasına çalışmalıyız.Özellikle ulusal ve yöresel Türk yemekleri ele alınarak bilimsel araştırmalara konu olmalıdır.Ancak araştırma bulgularıyla besinlerimizin besleyicilik ve sağlık açısından değeri daha iyi ortaya çıkacaktır.

URFA POĞAÇASI (Şanlıurfa)


MALZEMELER
HAMURU İÇİN:
1 su bardağı un
Yeterince su
10 gr.maya
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı şeker
1 adet yumurta sarısı
Çörek otu

HARCI İÇİN MALZEMELER
150 gr kıyma
1 tatlı kaşığı pul biber
1 çay kaşığı tuz
1 adet domates
2 adet sivribiber
4 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri

YAPILIŞI
Bir kapta unu, ılık suda ıslattığımız mayayı, tuzu, şekeri ve kulak memesi kıvamını tutturmak için yeterince suyu katıp, yoğuruyoruz. Daha sonra 15 dakika dinlenmesi için kenara alıyoruz. Dinlendikten sonra hamuru ceviz büyüklüğünde küçük parçalara bölerek, merdane yardımıyla yufka gibi açıyoruz..Harcını hazırlamak için; bir kaba kıymayı, ince kıyılmış domatesi, sivribiberi, tuzu ve pul biberi atarak karıştırıyoruz.Hazırladığımız harcı, açtığımız yufkaların iki ayrı kenarına ince şeritler halinde döşüyoruz. Üzerine rendelenmiş kaşarı serpiştiriyoruz. Paketleme stilinde katlayarak, ortada birleştiriyoruz. Üzerine yumurtanın srısını sürüp, çörek otu atarak, 180 derecedeki fırında 20-25 dakika pişiriyoruz. Daha sonra fırından çıkararak servis yapıyoruz.

Yemek Kültürü Üzerinde Dinsel Etkiler


Kültür ve Turizm Bakanlığı

GİRİŞ
Toplumsal bir kurum olan din, yaşamın her kesitinde etkisi olan bir olgudur.Toplumda pek çok işlevleri yerine getirir.Bu nedenle ilkel olsun, çağdaş olsun her toplumda din, toplumsal bir kurum olarak varlığını hissettirir.Ama dinler çeşitlidir.
Her toplumun benimsediği, din kendine özgü inanç ve ritüellerden oluşur.İnsanlar da mensup oldukları dinin gereklerine göre davranışlarda bulunurlar.İşte din, yaşamın her kesitini etkilediği gibi, insanların yemek kültürünü de etkilemiştir.Çeşitli dinler, yemekler üzerinde çeşitli inançlarla doludur.
Çeşitli Dinlerde Yemek Kültürü İle İlgili Sınırlamalar
Yiyecek alışkanlıklarını biçimlendiren etmenlerin birçoğu, dinsel yasalardan çıkar. Bunlar, sınırlamalar, yasaklamalar biçiminde olabilir.Yine bunlar, belirli bir dine mensup üyelerce güçlü inançlar olabilir.Belirli sınırlamalar şu noktalarda toplanır:
a)Ne gibi yiyecekler yenir ya da yenmez?
b)Yılın belirli günlerinde ne yenir?
c)Günün hangi zamanında yemek yenir?

1)İslamda
Kan içilmez , Domuz yenmez , Alkollü içki içilmez

Hinduizm
Herhangi bir hayvan öldürülmemeli ve yenmemelidir.

Yahudilikte
Çift tırnaklı hayvanların ve geviş getiren hayvanların eti yenebilir. (Koyun, sığır, keçi ve geyik gibi.) , Pullu balıklar yenebilir , Hayvanın sadece ön tarafı yenir.Aynı yiyecekte et ve süt karıştırılmamalı , Kan içilmez , Katolikler Cuma günü et yemez , Yunan Ortodoks Kilisesi’nde her Çarşamba ve Cuma oruç sayılır (iki hafta istisna ile.), Yahudiler Cumartesi günü yemek hazırlamazlar.Oruç dönemlerinde zaman sınırlamalarına sık sık başvurulur.Örneğin güneşin doğuşundan batışına kadar yemek yenmez.Karanlık olduğu saatlerde yemek yenir.
Budist rahipler öğleden sonra yemezler.Yiyeceklerin hazırlanması da bazı dinsel kurallara tabidir.Örneğin, İslâmiyette hayvanın ritüel olarak öldürülmesi gibi. Ortodoks Yahudilerin evlerinde et kesilmesi için ayrı aletlerin kullanılması gerektiği.Hindu Brahmanlarında yemekten önce giyeceklerin temizlenmesi, ritüel olarak kendilerini temizleyen bir banyoya başvurmaları.Oruç tutmak (yılda bir ay belirli saatlerde bir şey yememek gibi.),Katolik olmayan bazı yörelerde Cuma günleri balık yenmez.

Hindistan’daki İneklerin Kutsallığı
Hindular, canlı olan her şeyin simgesi oldukları için ineklere büyük saygı duyarlar.Aç köylüler bile tapınma nedeniyle onların etini yemeyi reddederler.Onlara göre yaşamın anası inektir. Bir ineği öldürmek bir Hindu için büyük bir dinsel saygısızlıktır.Oradaki ineklerin Müslümanlarca öldürülmeleri yüzünden kanlı ayaklanmalar olmuştur. Sığırlar her yıl önemli miktarda tarımda kullanılan gübre bırakırlar.
Bunlar ayrıca yemek pişirmek için gerekli ısıyı sağlarlar.Hintli kadınlar bu tezeklere üstün bir mutfak yakıtı gözüyle bakarlar çünkü bu inek dışkısı yemeği kavurmayan, temiz, yavaş ısıtan, uzun süren bir alevle yanar.Böylece kadınlar, yemek saatlerce pişerken, çocuklarıyla ilgilenirler, tarla işlerine bakarlar, ev işlerini yürütürler.İnek dışkısı, ayrıca, su ile karıştırılıp çamur haline getirilip evde döşeme malzemesi olarak kullanılır.
Ayrıca, ölmüş sığırların eti, paryalar tarafından tüketilir.Alt kastların üyeleri ölü sığırları yeme hakkına sahiptirler.Ölmüş sığırların derileri de işlenir.Böylece Hindistan, dev bir deri işleme sanayine sahiptir.Hem öküz, hem de ineğin kutsallığı söz konusudur.Fakat Hinduizmde de ineklerin kutsallığı, erkek sığırlarınkinden daha fazla vurgulanır.

Domuz Sevenler
Dünyanın domuz sevenler merkezi Yeni Gine’de ve Güney Pasifik Melanezya adalarında bulunmaktadır. Buraların köyde yaşayan bahçıvan kabilelerine göre domuzlar, evlenme ve cenaze törenleri gibi önemli tüm olaylarda, atalara kurban edilerek yenmesi gereken kutsal hayvanlardır. Kabilelerin çoğunda savaş açmak ve barış yapmak için domuz kurban edilmelidir.Kabile üyelerinin inancına göre onların ölmüş ataları şiddetle domuz eti isterler.Şölenler düzenlenir ve bir kabilenin bütün domuzları anında yenir.Günlerde köylü ve konuklar bol bol domuz eti yerler.

Domuzun Dinsel Yasaklanışı
İslâmiyette ve Yahudilerde domuzun pis bir hayvan olduğu, yasaklanma nedenlerinden biridir.Halk sağlığı açısından da yasaklanmıştır.Domuz etinin vücut üzerinde kötü ve zararlı bir etki yaptığı söylenir.Hastalık bulaştırdığı kabullenir.Kuzey Afrika’dan Orta Doğu ve Orta Asya’ya dek uzayan Eski Dünyanın bütün alanında domuz yasağı kendini gösterir.

İslam Dininin Yemek Kültürüne Etkileri
İslam dini yemekler konusunda pek çok uygulamalar, gelenekler yaratmıştı.Bunları kendi toplumumuz açısından örneklendirebiliriz.Hz. Muhammed, sağlıklı beslenme için az yenmesini tavsiye etmiştir.Yemeğe besleme ile başlanması dinin etkilerinden birisidir.Sofraya yakın oturmalıdır. Halk arasında, ‘Sofraya uzak duran, Allah’a uzak durur’ inancı vardır.
Yemek yendikten sonra, sofra duası yapılması da çok yaygın uygulamalardan birisidir.Aslında her yemekten sonra yapılması gereken dua, artık aile toplantılarında, önemli günlerde ve toplu yemeklerden yapılmaktadır.Fakat geleneksel kesimlerde aile sofralarında her yemek sonrası evin büyükleri dua etmektedirler.Toplu yemeklerdeki sofra duasını hoca, ya da herhangi bir kimse okur.Arapça sofra duaları olduğu gibi, Türkçe manzum ve nesir olanları da vardır.
Yemek yiyenlerin, konukların çeşitli sözleri de dinseldir. Elhamdülillah, Allah’a şükür, Allah arttırsın, hacı sofrası olsun gibi. Sofra duası, yatılı okullarda, askeri birliklerde bir kişinin önderliğinde topluca söylenir ve yemeğe başlanır: “Tanrımıza hamdolsun, Milletimiz varolsun, Afiyet olsun” biçiminde söylenir.

Ölü Yemeği
Tamamen dinsel nitelikteki bir toplu yemektir.Bu yemek, ölünün defnedildiği gün, 40. ölüm günü ya da karalaştırılacak herhangi bir günde yakınlarının cenazede görev alanlara, cenazeye katılanlara, konu komşu ve akrabaya verilir.Definden sonra, akşam dua için gelenlere helva pişirilir.Cenaze evine komşu ve akrabalar da yemek getirir.
Yemek ve ikramlar, vefatın 7. 40. ve 52. günlerinde de yapılır. Bunlar ölünün ruhu için ve özellikle cenazeye katılanların ölü üzerinde hakkı kalmasın diye yapılan ikramlardır.Ölüm yıldönümü için okunan mevlitlerde bile yemek verilir.Özellikle kadınlar için yapılan mevlitlerde pideler, börekler, tatlılar, meşrubatlar ikram edilmektedir.Bütün bunlar, geçmişimize, ölen yakınlarımıza bağlılığımıza, ona hayır yapmamıza ait göstergelerdir.

Yağmur Duası
Uzun süre yağmur yağmadığı zamanlarda yapılan yağmur duası da, özel yiyeceklerin yapılmasına neden olmuştur.Kesilen hayvanların eti ile pilav yapılır. Kazanlarla pişirilen pilavlar duaya katılanlar tarafından yenir.Pilava çoğu kez bulgurdan yapılır.Çocukların yaptığı yağmur duasında ise, toplanan yağ, un ve bulgurla çocuklara bulgur pilavı ve yağlı çörek yapılıp verilir.

Aşure
İslâm dininde yemeklere ilişkin en belirgin örneklerden birisi de ‘Aşure’dir.Aşure ayı ya da gününde yapılır.Aşurenin dinsel niteliğine ilişkin halk arasında çeşitli söylentiler şunlardır:Hz. Adem’in günahından dolayı ettiği tövbenin bugün kabul olunduğu, İbrahim’in bugün ateşten kurtulduğu, Yakup Peygamberin oğlu Yusuf’a bugün kavuştuğu, İbrahim Peygamber’in bugün doğduğu, Eyüp Peygamber’in bugün şifaya kavuştuğu, İsa Peygamber’in bugün göğe çekildiği, Nuh’un bindiği geminin tufan bitip sular çekilince Cudi Dağı’na yine bugün oturmuş olduğu inanışları gibi.Yine, inanışa göre Nuh, gemide kalan çeşitli erzaktan tatlı bir çorba pişirilmesini söylemiş, tufandan kurtulanlar o günü kutlayarak bayram etmişler ve çorbadan yemişlerdir.

Müslümanlar, Muharrem’in 10. günü aşure yapıp konu komşuya dağıtırlar, Hz. Muhammed’in torunlarından Hüseyin, Kerbela’da yine Muharrem ayının 10. günü şehit edildi.İşte zamanla aşure, onun ve onunla birlikte Kerbela’da ölenlerin ruhu için pişirilip dağıtılmaktadır.Aşure, su, buğday, şeker, susam, nohut, bakla, fasulye, üzüm, fıstık, incir, pirinç, kestane, ceviz, nar gibi 12 tür yiyecek malzemesinden yapılır.Özellikle kurban kesenlerin aşure pişirmesi gerekir.İçine konan malzemeler ilden ile, yöreden yöreye değişir.Bazı yörelerimizde Kurban’ın kuyruk yağından, Zonguldak Devrek İlçesi’nde ise etinden bir parça saklanarak aşure pişirilirken içine atılır.Denizli’de aşure pişirildiğinde, yanında keşkek de pişirilip dağıtılmaktadır.

Kandillerde Yiyecekler
Kandillerde, çoğu yörelerimizde bazı tatlı türleri yapılıp dağıtılır.İlk kandilde ne yapılıp dağıtıldı ise, diğerlerinde başka bir şey yapılmaz.İzmir ve Denizli’de 2. Kandil Miraç’ta süt dağıtılır.Kandillerde en yaygın olarak yapılıp dağıtılan tatlı türü ise, Lokma’dır.Helva da aynı biçimde yaygın bir tatlı türüdür.Zonguldak Devrek’te cevizli yufka böreği yapılıp cami önünde dağıtılır.Günümüzde büyük kentlerimizde bütün kandillerde susamlı ya da susamsız ‘Kandil Simitleri’ çarşıdan satın alınıp evlerde yenir.

Ramazan Bayramı
Ramazanda oruç tutanlar, şeker bayramında bol bol yiyecekler yerler. Konuklara, şeker, çikolata ve tatlı ikram edilir.Tatlıların çoğu evde hazırlanır.Her türlü tatlı yapılır.Yörelere göre en sevilen tatlılar (kalbura bastı, baklava, hurma tatlısı, kadayıf, kurabiye gibi) yapılıp konuklara ikram edilir.Ayrıca her çeşit börek de yapılır ve ikram edilir.Yine, her çeşit yemekler (özellikle et yemekleri), sebzelerden yapılan yemekler de bayramda özel olarak yapılıp tüketilir.

Kurban Bayramı
Özellikle kurban eti ve bundan yapılan yemekler yenir. İlk gün kurban etinden kavurma yapılır.Ayrıca diğer etli yemekler de hazırlanır.Bayram yemekleri her zaman yenilemeyen daha kaliteli yemeklerdir. Yine şeker bayramındaki gibi şeker ve her çeşit tatlılar da ihmal edilmeyen yiyecekler arasındadır.

Hacı Yemeği
Hacılar, ya teker, teker ya da üç dört tanesi birlikte mevlit okutur ve bulundukları yerde komşulara, yakınlara, eş dosta yemek verirler.Bu yemekte özel bir tür yoktur. Aslında düğün yemeğinden farksızdır.Bu yemek, haccın koşullarından olmamakla birlikte, hacının eş dost ve yakınlarına, onların zahmetlerinden dolayı bir teşekkür niteliğinde verilir.

İftar Yemeği
Ramazan ayında akrabalara, dostlara, komşulara, iş yerinde çalışanlara ve yoksullara verilen yemektir.Genellikle evlerde verilen dinsel amaçlı bir yemektir. Fakat günümüzde ev dışında çeşitli kuruluşlarda ve lokantalarda da verilmektedir.Ayrıca vakıflar, kendilerine bağışta bulunanların ruhları için iftar yemeği vermekte, önceden indirilmiş hatimlerin duası da bu sırada yapılır.İftar yemeğinde zeytin, peynir, pastırma, sucuk, reçel, hurma gibi yiyeceklerle iftar açılır. Sonra, çorba, et ya da etli sebze, pilav ve tatlı yenir. Yemekten sonra toplu dua edilir sonra akşam namazı kılınır, çaylar içilir, sohbet edilir.

Adak Aşı
Bir adağı yerine gelenlerin akraba ve dostlarına verdikleri yemektir.Adak yemeği adayan kişinin adağına göre biçimlenir.Ne, nasıl adanmışsa, bir borç olarak o yerine getirilmelidir.Bir hayvan adanmışsa, adayan kişi onu yoksullara olduğu gibi verir.Kendisi hiç yemez.

Zekeriya Sofrası
Bu gelenek, Cumhuriyet sonrası Ankara’sında görülmüştür.1930-40’lı yıllarda yaygınlaşmış, günümüze kadar gelmiştir.Adak adama, adağını yerine getirme, yeni dileklerde bulunmak için yapılan bir yemekli toplantıdır.Buradaki yemek, daha çok çerez, yemiş ve yeşilliklerden oluşur.Eski İstanbul ve Bursa’da da örneği görülmüştür.
Oralarda geleneğin adı, ‘Zekeriya Peygamber Sofrası’ ya da ‘Peygamber Sofrası’ adıyla adlandırılır. Geleneğin, yüzyılın başında Hicaz’dan gelen ihtiyar bir kadının eseri olduğu söylenmektedir.Zekeriya Sofrası geleneği, genellikle yalnızca kadınlar arasında yapılır.Fakat genç öğrenci delikanlıların ya da ender olarak kadınlı erkekli gurupların katıldığı sofraların da kurulduğu görülmüştür.
Sofra, dileği yerine gelmiş bir kadın tarafından düzenlenir.Daha çok Şabanı Şerif ayı içinde yapılır.Sofraya komşu ve akraba kadınlar çağrılır. Sofra açılmadan önce, iki rekat namaz kılınır.Namazdan sonra Kur’an-ı Kerim’in 19.Suresi olan Meryem Suresi okunur.
Zekeriya Sofrası, adını Zekeriya Peygamber’den alır. Sofranın özelliği ise, namaz kılınıp Kur’an okununcaya ve sofraya adak mumu dikilinceye kadar, katılanların birbirleriyle konuşmamalarıdır.Yani, susmak ve konuşmamak, sofranın başlıca kurallarındandır.Bu nedenle davete çocukları götürmezler.Zekeriya sofrasının bir diğer özelliği, sofrada 41 çeşit yiyeceğin bulunması zorunluluğudur.Eğer sofra iki kişi tarafından düzenlenirse 82 çeşit tabağın olması gerekmektedir. Sofraya katılanlar bu 41 çeşit yiyecekten tadarlar.
Sofranın ortasında, adağı yerine gelmiş olan ve sofrayı düzenleyen kadının diktiği mum, sonuna kadar yanık durur.Bu mumun yanına, davete gelenler ve adak dileyenler de birer mum dikerler.Bunlar, “Eğer muradım olursa gelecek yıl Şaban ayında böyle bir sofra kurmayı” ya da “Böyle bir Zekeriya sofrası kurmayı adıyorum” derler.Diledikleri niyet sayısına göre de mum dikerler.
Bazıları, Zekeriya Sofrası’nın dinle ilgili olmadığını söylüyorlar.Fakat, namaz kılınması, Kur’an-ı Kerim okunması, dua yapılması gibi uygulamalar, konunun dinsel yönünü göstermektedir.Sofraya mum yakmak ise dinsel esaslara uymamaktadır.Bir Zekeriya Sofrası Listesi Şöyle:
1)antepfıstığı , 2)Fındık , 3)Sarı leblebi , 4)Kuru üzüm , 5)Beyaz leblebi , 6)Kuru erik , 7)Dut kurusu , 8)Yerfıstığı , 9) Pestil , 10) Kuru incir , 11)Şeker, 12)Portakal , 13)Mandalina , 14) Ayva ,15) Armut ,16)Muz , 17)Kestane , 18)Hurma , 19)Ceviz içi , 20)Damla sakızı , 21)Vişne kurusu , 22)Kesme şeker , 23)Çikolata ,24)Tepsi böreği , 25)Sigara böreği , 26)Zeytinyağlı dolma , 27)Kuru köfte , 28)Patates salatası , 29)Patates kızartması , 30)Turşu, 31)Bisküvi , 32)Maydanoz , 33)Tere , 34)Roka , 35)Marul , 36)Salatalık , 37)Taze soğan , 38)Havuç salatası , 39)Domates , 40)Tuz , 41)Çörekotu

SONUÇ
Din, toplumsal yaşamın her kesitinde olduğu gibi yiyecekler üzerinde de etkisini göstermiştir.Özellikle toplumsal yaşamda ağırlığını hissettiren İslam gibi dinler, yiyecekler üzerinde de çok etkili olmuştur.Her din, kendi özelliğine göre yiyecekler de farklı uygulamalar yaratmıştır.

Yemek Kültürümüzün Mizahî Yönleri


Kültür ve Turizm Bakanlığı

Türk mutfak kültürü, sadece yemeğin yapılmasına ilişkin maddi kültürden oluşmamaktadır.Yemek yemeye ilişkin bir çok manevi değerler, tutumlar, davranışlar da zengin mutfak kültürümüzde görülmektedir.Kuşkusuz bu hususlar, Anadolu'da uzun bir tarihsel gelişim içinde birikmiş bir kültürdür.

Erikleme
Anadolu’da Niğde’de ‘Erikleme’ denen bir gelenek var.Bağlık bahçelik yerlerde insanlar birbirlerine gelir, gider, yer, içer, muhabbet ederler.Örneğin bir aile, yemeğe konuklar çağırmıştır.Konuklar eve gelince önce bahçeye buyur edilirler.Orada birlikte oturup sohbet edilirken bahçedeki meyve ağaçlarından bir şeyler atıştırılır.Konuklar ev sahibi tarafından ağaçlardan bir şeyler yemeğe teşvik edilir.
Örneğin çağla, badem vs. olmamış ham yeşil haldeki şeyler konuklarca bol bol yenilir.Böylece karınları şişer, yemek yiyecek halleri kalmaz, ya da yemeği çok az yerler.Bu da ev sahibinin yararına olur, fazla masraf etmemiş olur.Aslında bunu konuklar da bilirler ve ev sahibiyle birbirlerine ‘Erikleme’ şakası yaparlar, gülerler.

Arkası Yufka
Yufka, ince, hafif anlamındadır.Anadolu’da yine ev sahibi konuklara yemek ikramı sırasında ‘Arkası yufka, onun için bununla karnınızı iyice doyurun’ der.İlk ikram edilen yemekten daha iyi daha güzel yemeğim yok, yani bundan sonraki hafif şeyler.Bu nedenle bununla yetinin anlamında şaka yaparlar.Fakat bu da bazen bir şaka olarak söylenir.Bir de bakarsınız ilk servisin arkasından pek çok ikramlar gelir.Bu kez de konuklar arkası yufka dediğin de bu muydu? diye gülüşürler. Bu da Türk konukseverliğinin bir yönüdür.

Ay Çöreğinde Osmanlı Parmağı
1683 yılında Türklerin Viyana Kuşatmasında Türk topları Viyana önlerinde gümbürdediğinde, ekmek yapmakta olan fırıncı, öyle bir irkilmiş ki, elindeki hamuru yere düşürmüş.Hamur yerde yarım ay biçimini almış ve (Kürosant) ay çöreği böyle doğmuş.Hollanda’ da Amsterdam’daki bir fırında satılan ay çörekleri Avusturyalı bir kişi tarafından oraya getirilmiş ve tanıtılmış.

Koyun Sevgisi
Biz Türkler koyun etini severiz ve koyunun her tarafını değerlendiririz.Bir başka kültürde hiç koyun eti yenmeyebilir. Bir yazarımız bu konuda bir anısını anlatıyor: “Bir gece geç vakit büyük bir işkembecide atıştırıyordum.Bir turist çift içeri girdi.Kadın, yemekler hakkında bilgi istedi.O gösterdi ben açıkladım. ‘O çorba’ dedim.
Koyun midesinin ufak ufak parçalar halinde çorbası...şu mu, o da koyun beyninin haşlanmışı...Şu mu, o da koyunun ayaklarının kesilmiş parçalarından yapılmış yemek.O mu? O da kokoreç.Koyunun yavrusunun bağırsağının ufak ufak kesilerek yapılmış yemeği.Oradaki koyunun ciğerinin ufak ufak doğranarak ... ‘Kadın yüzüme bakarak ufak ufak kesilmiş koyun olmayan bir yiyecek yok mu diye sordu.Sonunda yaprak sarma ve yoğurt yediler.Tabi ben yaprak sarmanın pirinçli koyun kıymasından yapıldığını söylemedim.’ ”

Kadın Adaları
Kadınbudu köfte, dilber dudağı, hanım göbeği... Türk yiyeceklerinde neden hanımla ilgili organ adı verilmiş? Eh... At, avrat, silah demişiz de ondan.

Sığırcıkların Ağzını Bağlama
Yazarlarımızdan Nizamettin Özbek, Erzincan’dan konumuzla ilgili şu örneği vermektedir:
“Dutu ağaçta ve kurutulma sırasında kuşlardan korumak çok zordur.Duta en çok tebelleş olan kuş da ‘Cayik (Sığırcık)’lardır.Bizim çocukluğumuzda kimi hocalar okuyarak ya da muska yazarak bu kuşların ağzını bağlar, dut yemelerine engel olurlardı.Bu bakımdan dut mevsiminde çoğu köylülerin (özellikle kadınlar) ilk işi, nefesi kuvvetli bir hocaya giderek cayiklerin ağzını bağlatmak olurdu.”

Cacık Yemeği
Yurt dışında bir ülkede bir yabancı aile, Türk kültürünü seven, ona hayran bir ailedir.Bu aile bir gün o yörede bulunan Türk diplomat ve memurlarını eve yemeğe davet etmiş.Evin hanımı o gün bir de Türk yemeği yapmış ve konuklara bunu bir sürpriz olarak ikram edecekmiş.Yemekler yenilip içilirken sıra Türk yemeğine gelmiş.Masanın ortasına büyük bir tencere içinde ‘Cacık’ getirmişler.
Sonra onları kaselere koyarak konuklara ikram etmişler.Konuklar Türk yemeği olarak ikram edilen cacığı görünce gülüşmeye başlamışlar.Çünkü cacık, bir yemek değil, yemekte bir salata, garnütürdür.Bu inceliği yabancı hanım bilmediği için onu Türk yemeği olarak ikram etmiş.

Sosyete Tuttu
Lahmacun’un yalnız ses güzelliği değil, zeka ve yaratıcılığı da geliştirdiği söyleniyor.Örnek olarak Ahmet usta gösteriliyor.Giderek kızışan lahmacun piyasasında nasıl atak yapabileceğini düşünürken, lahmacun üstüne lahmacun yiyen ve dolayısıyla hızla şişmanlayan Ahmet Usta’nın beyninde şimşek çakmış.
- Bu lezzetli meretin diyeti neden olmasın...
Formülünü de o anda bulmuş...İnce hamur üstüne piliç kıymasından yapılırsa pekala daha düşük kalorili olabilir, diye düşünmüş.Şık ve anlamlı da bir ad uydurmuş yeni ürüne: “Lightmacun”

Cheeseburger Lezzeti
Yazar Elizabeth Rozin Amerikan yemek kültürünün simgesi olarak:
“Cheeseburger, patates kızartma ve bir bardak kolayı ele alarak diyor ki:
- Aslında bu mönüyü oluşturan malzemenin hiçbiri Amerikan kökenli değildir.Sığır eti ve peynir Avrupa’ya ait gıdalardır.Ekmek Ortadoğu, ketçap Güneydoğu Asya, domates Meksika, kola Afrika, şeker Hindistan, patates Peru kökenlidir.Amerika’nın yaptığı bütün dünyanın besinlerini ve tatlarını karıştırarak yeni bir lezzet ve beslenme tarzı elde etmektir.Neticede... Bizim ürünleri karıştırıp Amerikan lezzeti diye bize yediriyor, parayı da bir güzel götürüyorlar.

Yeşil Mercimekli Karnıyarık Böreği


Adese Restorant - Etlik

Malzemeler:
6 adet yufka
3 yemek kaşığı ayçiçeği yağı
1 su bardağı yeşil mercimek
1 su bardağı ezilmiş ceviz içi
2 adet orta boy kuru soğan
Pul biber
Karabiber
Az miktar tuz
Yufkanın iç malzemesi:
2 adet yumurta
1 su bardağı süt
1/2 su bardağı Adese ayçiçeği yağı
Böreğin üzeri için:
2 adet yumurta
Çörek otu
Susam
2 adet domates
5 adet sivri biber

Hazırlanışı:
Derin bir tencerede yeşil mercimekler haşlanır. Ayrı bir tavaya 3 yemek kaşığı ayçiçeği yağı konulur ve kızdırılır. Kuru soğanlar ince doğrandıktan sonra tavadaki kızgın yağa ilave edilir ve soğanlar pembeleşinceye kadar kavrulur. Ardından haşlanmış olan mercimekler, süzgeç yardımıyla süzüldükten sonra tavaya eklenir. Kısa bir süre soğanlarla birlikte mercimekler de kavrulduktan sonra ezilmiş ceviz içi de tavaya eklenir. Kısa bir süre daha kavrulmaya devam ettikten sonra Çınar pul biber, karabiber ve tuz da ilave edilir. Kısa bir süre karıştırıldıktan sonra soğuması için bir süre beklenir. Derince bir kaba 2 adet Selet yumurta konularak çırpıcı yardımıyla iyice karıştırılır. Ardından 1 su bardağı süt ve 1/2 su bardağı ayçiçeği yağı da eklenerek tekrar karıştırılır. Yufkalar sırayla tezgah üzerine serilir ve kapta hazırlanan karışım fırça yardımıyla yufkanın bir yüzünün tamamına sürülür. Yufka ortadan ikiye katlanır ve bıçak yardımıyla ortadan ikiye kesilir. Elde edilen parçalar da ortadan ikiye kesilir. Yufkaların üzerine kapta hazırlanan karışım fırça yardımıyla sürülür. Daha önceden hazırlanıp soğumaya bırakılmış olan mercimekten birer kaşık alınarak yufkaların içerisine yerleştirilir. Yufkalar sigara böreği şeklinde ve kalınca sarılır. Sarılan yufkalar fırın tepsisine dizilir. Dizilen böreklerin üst kısımları bıçak yardımıyla yarıldıktan sonra domates ve biberle süslenir. Ayrı bir kapta 2 adet Selet yumurtanın sarısı çırpıcı yardımıyla karıştırılır ve fırın tepsisine dizilen böreklerin üzerine sürülür. Çörek otu ve susam da tepsideki böreklerin üzerine serpildikten sonra önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında 20-25 dakika pişirilir.


ML® Mercimekli Börek için tıklayın


Yufkadan Kabaklı Börek


Malzemeler:
250 gram kıyma
4 adet kabak
1 çay bardağı pirinç
2 adet domates
1 tatlı kaşığı salça
2 adet soğan
1 çay kaşığı karabiber
Yarım demet dereotu
2 diş sarımsak
3 çay bardağı sıvı yağ
5 tane yufka
Yeteri kadar tuz
Üzeri İçin:
Yumurta sarısı
Susam çörekotu
İç Malzemesi:
1 su bardağı süt
1 çay bardağı yağ
3 adet yumurta
1 çay kaşığı tuz

Hazırlanışı:
Önce tavaya 3 çorba kaşığı sıvı yağı koyup kıymayı kavurun. Doğranmış soğan koyun. Kavurduktan sonra domates ve 1 tatlı kaşığı salça ilave edip pişirin ve altını kapatın. Sarımsak, dereotu, karabiber ve tuz ilave edip soğumaya bırakın. Diğer tarafta rendelenmiş kabakları ayrı bir tavada suyunu çekene kadar soteleyin. Pirinci biraz haşladıktan sonra soğutun. Kabakları kıymaya ilave edin. Yumurtaları çırpın. Süt, yağ ve tuz koyup iyice karıştırın. Bir yufkanın her tarafına sütlü harçtan sürüp kıymalı harç döşeyin. Yufkanın yarısına kadar üzerine pirinçleri serpin. Harçlı uçtan rulo yapmaya başlayın. Sonra yuvarlayıp yağlanmış tepsiye dizin. Diğer yufkaları da aynı işlem uygulayarak hazırlayın. Üzerine yumurta sarısı sürüp susam ve çörekotu serpin. 180 derecedeki fırında üzerin kızarana kadar pişirin.

Sayfa: « Önceki  1, 2


lezzetler.com
Site Hakkında
Kullanım Kuralları
Üyelik Kuralları
Gizlilik Bildirimi
Hediyeli Üyelik
Bölümler
Web Araçları
İletişim
lezzetler.com Siteleri
lezzetler.com Türkçe
lezzetler.com Mobil
lezzetler.com Blogları
en.lezzetler.net English
es.lezzetler.net Español
de.lezzetler.net Deutsch
it.lezzetler.net Italiano
fr.lezzetler.net Français
lezzetler.org International
Yemek Kitapları
Mütevazı Lezzetler® Yemek Kitabı
Mütevazı Lezzetler® İkramlar
Mütevazı Lezzetler® Kurabiyeler
Mütevazı Lezzetler® Çorbalar
Mütevazı Lezzetler® Pilavlar
Mütevazı Lezzetler® Videoları
Mütevazı Lezzetler® Fotoğrafları
Mütevazı Lezzetler®
Mütevazı Lezzetler® Sertifikaları
Mütevazı Lezzetler® Türkçe
Mütevazı Lezzetler® Azəricə
Mutevazi Lezzetler® English
Mutevazi Lezzetler® Español
Mutevazi Lezzetler® Deutsch
Mutevazi Lezzetler® Français
Mutevazi Lezzetler® Italiane
Скромные Вкусы® Русский
لذيذ المتواضع ®عربية
Video Sunucuları
video.lezzetler.com
video.mlrecipes.com
atabay.org
Youtube
Google+
Dailymotion
Facebook
İzlesene
Mynet
Sosyal Medya
lezzetler.com facebook uygulaması
lezzetler.com facebook sayfası
lezzetler.com twitter sayfası
Mütevazı Lezzetler® facebook sayfası
Mütevazı Lezzetler® twitter sayfası

© MMV Mütevazı Lezzetler® TR-06500 Beşevler-ÇANKAYA 2005-2014 Bütün Hakları Saklıdır